Ana içeriğe geç

Enerji karmasının dönüşümünde rüzgâr yükseliyor

Artan yatırımlar, gelişen teknolojiler ve iklim hedefleri doğrultusunda rüzgâr enerjisi 2025 itibarıyla küresel boyutta önceki yıla göre yüzde 40 kapasite artışı kaydetti. Toplam uluslararası kurulu güç 1.300 GW’a yaklaşırken Türkiye de yaklaşık 16 gigavatlık kurulu gücü ile yeni yatırım projeleri ve türbin üretimi başta olmak üzere yapılan yatırımlarla öne çıkıyor.

Enerji karmasının dönüşümünde rüzgâr yükseliyor
Dünya Gazetesi
16

Hüseyin VATANSEVER

Küresel ölçekte rüzgâr enerjisi sektörü son yıllar­da rekor büyüme rakamla­rına ulaştı. Küresel Rüzgâr Ener­jisi Konseyi’nin (GWEC) 2026 Küresel Rüzgâr Raporu’na göre 2025'te dünyada 165 gigavat (GW) yeni rüzgâr enerjisi kapasitesi devreye alınırken toplam kurulu güç 1.299 GW seviyesine yüksel­di. Çin, tek başına 120 GW’lik yeni kapasite ekleyerek sektörün açık ara lideri konumunu sürdürdü. Çin’i ABD, Almanya, Hindistan ve Brezilya gibi ülkeler takip eder­ken, özellikle Asya-Pasifik bölgesi küresel büyümenin merkez üssü haline geldi. Ayrıca 2026 yılı için­de 57 ülkede 28 bin 395 rüzgâr tür­bininin inşa edilerek devreye alın­ması bekleniyor. Son olarak dün­ya genelinde 138 ülke artık rüzgâr enerjisinden yararlanıyor.

Bütün bu verilerin ışığında rüz­gâr enerjisinin, modern elektrik sisteminde giderek daha önemli bir teknoloji halini aldığını söyle­mek mümkün. Enerji şebekeleri­ni destekleyebilen seviyeye ulaşan rüzgâr enerjisi teknolojisi, artan endüstriyel talebi karşılamak ve aynı anda enerji güvenliğini sağ­lamak için kanıtlanmış ölçek, gü­venilirlik ve coğrafi çok yönlülü­ğe sahip. Güncel gelişmeler, jeo­politik kırılmanın derinleştiği ve küresel enerji sistemlerinde sü­rekli dalgalanmaların yaşandığı bir döneme yeniden işaret ediyor.

Hürmüz Boğazı'nın kapanması da dahil olmak üzere Ortadoğu'daki artan gerilimler, fosil yakıtlara ba­ğımlı ekonomilerin kırılganlığı­nı bir kez daha ortaya koydu. Fosil yakıt tedarik ediler bölgeler gene­linde arz kesintileri, fiyat şokları ve zincirleme ekonomik sonuçlar hala devam ediyor. 1970'lerin pet­rol krizlerinden günümüze ka­dar küresel enerji sisteminin tek­rar eden bir özelliği halini alan bu durum artık bir anormallik olarak görülmüyor. Ticari hareketlilik yoğunlaşırken, ticaretin fosil ya­kıtlara bağımlılık sergilemesi de yapısal bir kırılganlık oluşturuyor.

Rüzgâr enerjisinin 2025'te gös­terdiği gelişme, aslında rekor ku­rulumlardan daha fazlasını yan­sıtıyor. Ekonomide uzun vadeli değer sağlayan, enerji güvenliği­ni güçlendiren, sistem güvenilir­liğini artıran ve hem yerleşik hem de gelişmekte olan pazarlarda en­düstriyel büyümeyi destekleyen bir teknolojinin bu şartlar altın­da sürekli olgunlaştığını takip et­menin mümkün olduğu bir döne­min içinde bulunduğumuz rahat­lıkla söylenebilir. Ek olarak rüzgâr enerjisinde kaydedilen ilerleme, değişken fosil yakıt fiyatları, emtia baskıları ve dijital altyapı ile yeni üretim sistemleri tarafından yön­lendirilen, elektrik talebinin hızla artış gösterdiği zorlu bir ortamda gerçekleşiyor.

Rüzgâra yönelik yatırımları kü­resel boyutta artıran başlıca fak­törler arasında enerji güvenliği kaygıları, iklim değişikliğiyle mü­cadele hedefleri ve teknolojik ge­lişmeler bulunuyor. Türbin tekno­lojilerindeki ilerlemeler sayesin­de daha yüksek kuleler, daha uzun kanatlar ve daha verimli jenera­törler kullanılabiliyor. Bu durum, daha düşük rüzgâr hızlarına sahip bölgelerde dahi ekonomik elektrik üretimini mümkün kılıyor.

Özel­likle deniz üstü rüzgâr santralleri, Avrupa ve Asya’da enerji dönüşü­münün yeni odak noktalarından biri olarak görülüyor. Avrupa Bir­liği, enerji bağımsızlığını güçlen­dirmek ve karbon nötr hedeflerine ulaşmak amacıyla rüzgâr enerji­si yatırımlarını hızlandırıyor. Al­manya, İspanya, Hollanda ve Da­nimarka gibi ülkeler hem kara­sal hem de deniz üstü projelerde önemli kapasite artışları gerçek­leştiriyor. Avrupa’da 2025 yılında 19 GW üzeri yeni rüzgâr kapasite­si sisteme dahil edilirken, Alman­ya kıtanın en büyük pazarı olmayı sürdürüyor.

En hızlı büyüyen rüzgâr enerjisi pazarlarından biri Türkiye

Türkiye ise son yıllarda rüzgâr enerjisinde dikkat çekici bir büyü­me performansı sergiliyor. Ener­ji ve Tabii Kaynaklar Bakanlı­ğı verilerine göre ülke kurulu gü­cü Mayıs 2026 itibarıyla 125 bin 598 MW’a ulaşırken, kurulu gü­cün yüzde 12’sini rüzgâr oluştu­ruyor. Ayrıca 2025 yılında gerçek­leşen elektrik üretiminin yüzde 10,9’u rüzgârdan elde edildi. Ay­rıca Türkiye, aynı yıl rüzgâr ener­jisinde tarihindeki en yüksek yıl­lık kapasite artışını kaydetti ve yıl boyunca 2 bin 141,55 MW’lık yeni tesis devreye aldı.

Türkiye Rüzgâr Enerjisi Birliği (TÜREB) tarafın­dan yayınlanan Ocak 2026 tarihli Türkiye Rüzgar Enerjisi İstatistik Raporu’na göre Ocak 2026 itiba­rıyla toplam kurulu rüzgar enerji­si kapasitesi 15 bin 934,05 MW’a ulaştı. Söz konusu seviye bir önce­ki yıla göre yüzde 15,53’lük bir artı­şa denk geliyor. Bu büyüme oranı, küresel ortalamanın üzerine çıka­rak Türkiye’yi dünyanın en hız­lı büyüyen rüzgâr enerjisi pazar­larından biri haline getirdi. Buna ilave Türkiye, yenilenebilir enerji yatırımlarına verdiği önemi, gü­neş ve rüzgâr kurulu gücünü 2035 yılında 120 bin megavata çıkarma hedefiyle de gösteriyor.

Deniz üstü rüzgâr enerjisinde 2035 hedefi 5 GW kapasiteye ulaşmak

Önümüzdeki dönemde Türkiye açısından en önemli fırsatlardan biri deniz üstü rüzgâr enerjisi projeleri olacak. Henüz yeteri kadar kullanılmayan bu alan Türkiye için geliştirilmeye açık bir konumda yer alıyor. Ege Denizi, Marmara Denizi ve Karadeniz’de gerçekleştirilen potansiyel çalışmalar, deniz üstü rüzgâr santrallerinin gelecekte enerji portföyüne dahil edilebileceğini gösteriyor. Bu alanda 2035 yılına kadar 5 GW offshore kapasitesi hedeflenirken, potansiyelin önemli kısmının yüzer türbin teknolojisine uygun olduğu değerlendiriliyor. Bir diğer taraftan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, offshore olarak ifade edilen deniz üstü rüzgâr alanında da önemli bir çalışma başlattı. Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında dört ayrı offshore sahası belirlendiği bu çalışma ile izin süreçlerinin tamamlanmasının ardından Türkiye’nin ilk deniz üstü rüzgâr YEKA yarışması yapılacak.

Türkiye, Avrupa’nın önemli rüzgâr ekipmanı üretim merkezleri arasında

Rüzgâr enerjisi, Türkiye’nin elektrik üretiminde de giderek daha önemli bir rol oynuyor. 2025 yılında ülkenin toplam elektrik üretiminin yüzde 12’ye yakın bölümü rüzgâr santrallerinden sağlanırken, Marmara ve Ege bölgeleri, sahip oldukları yüksek rüzgâr potansiyeli sayesinde sektörün lokomotifi konumunda bulunuyor. İzmir, Çanakkale ve Balıkesir ise kurulu güç açısından öne çıkan iller arasında yer alıyor.

Türkiye’nin rüzgâr enerjisindeki başarısının arkasında yalnızca kurulu güç artışı değil, aynı zamanda gelişen yerli sanayi altyapısı da bulunuyor. Türbin kuleleri, kanatlar, jeneratörler ve çeşitli ekipmanların önemli bir bölümü Türkiye’de üretilebiliyor. Bu durum, sektörün enerji üretiminin ötesinde ihracat, istihdam ve sanayi gelişimi açısından da stratejik bir alan haline gelmesini sağlıyor. Nitekim uluslararası raporlarda Türkiye, Avrupa’nın önemli rüzgâr ekipmanı üretim merkezlerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Bakanlık kaynaklarında hâlihazırda rüzgâr türbinlerinde yüzde 60’ın üzerinde yerlilik oranına eriştiğimiz ifade edilirken; kule, jeneratör ve kanat üretimindeki yerlilik oranının yüzde 70’in üzerine çıktığı ifade ediliyor. Ek olarak Türkiye’nin artık sadece enerji tüketen değil; yerli ve milli imkânlarla teknoloji geliştiren, komponent üreten ve bunu ihraç eden bir ülke olduğu vurgulanıyor. Ayrıca enerji depolama teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte rüzgâr enerjisinin şebekeye entegrasyonu daha verimli hale gelecek. Rüzgar enerjisinde büyüme, depolama teknolojileriyle entegre hibrit projelerle birlikte ilerlerken, Türkiye'de yaklaşık 15-16 gigavatlık depolama entegreli rüzgâr projeleri için ön lisans verilmiş durumda bulunuyor.

Bununla birlikte sektörün önünde bazı zorluklar da bulunuyor. Finansman maliyetleri, izin süreçleri, şebeke bağlantı kapasitesi ve enerji depolama yatırımları bu alanların başında geliyor. Ancak enerji talebindeki artış, fosil yakıt ithalatını azaltma ihtiyacı ve net sıfır emisyon hedefleri dikkate alındığında, rüzgâr enerjisinin Türkiye’nin enerji stratejisindeki öneminin önümüzdeki yıllarda daha da artması bekleniyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler