Ana içeriğe geç

Türkiye’de sosyal-siyasal çürümenin semptomları

İlahiyatçı Prof. Dr. İlhami Güler, FETÖ’nün hain ‘15-Temmuz Darbe Girişimi’ ve CHP’ye yönelik ‘Mutlak Butlan’ kararı üzerinden Din, Bilim, Hukuk ve Demokrasi gibi değerlerin içinin nasıl boşaltıldığını yazdı. Güler, iki olay üzerinden Türkiye’nin geldiği süreci irdeledi.

Türkiye’de sosyal-siyasal çürümenin semptomları
Karar
16

Küresel düzlemde bugün insanlığın tarihsel süreç içinde biriktirmiş/geliştirmiş olduğu Din, Bilim, Hukuk ve Demokrasi değerlerinin içi boşaltılmış, çürütülmüş ve dillere pelinsek edilerek “sözde” kalmıştır. Küresel düzlemdeki tezahürlerine, daha önce yazmış olduğum “Çağdaş Kötülüğün Metafizik Çanağı” adlı makalemde değinmiştim. Bu yazıda Türkiye’deki tezahürlerine odaklanacağım.

Türkiye’nin yaşamış olduğu iki politik “Olay”, bu durumu gözler önüne sermektedir. Her iki olayda/olguda taraflar (iktidar-muhalefet), masum değildir. Birinci olayda Din-Demokrasi ve Hukukun çürütülmüş olduğuna; İkinci olayda da Hukuk ve Demokrasinin çürütülmüş olduğuna şahit olmaktayız. Birinci olayın taraflarını (Muhafazakârlar), “Kendileri tam alırken; başkaları için ölçüp biçerken/tartarken, hak edilenin daha azını vererek aldatanların vay haline; onlar, diriltileceklerini düşünmüyorlar mı?” (83/1-4) uyarısının muhatap olurlar. Hukuk, İktisat ve Siyasetteki terazileri (vicdan ayarları) bozukluğu barizdir. Bu olayda muhalefeti (FETÖ), cehaletle birleşmiş dini samimiyet (Ökültizm), kurnazlık (Takiyye), hukuksuzluk, zorbalık/şiddet (Darbe teşebbüsü) istiğna, dogmatizm…suçlarını/günahlarını işlemiştir. İktidar tarafı ise, bu “Paralel Yapı” ile iktidar tutkusu ve çıkar maksimizasyonu saikleri ile son ana kadar işbirliği yapmıştır. Beslediği karga, sonunda gözünü oymaya kalkışmıştır.

İkinci “Mutlak Butlan “ olayında Muhalefet, iktidar tutkusu ve çıkar maksimizasyonu saikleri ile kendi içinde seküler ahlakı, hukuku, demokrasiyi tağşiş ederek karpuz gibi ikiye bölünmüştür. Ana Muhalefetin durumu, akıl ve ahlaken (inanç olarak değil): “…Aralarında çetin bir savaş vardır; sen birlik sanırsın; oysa kalpleri param parçadır; onlar, akıldan yoksun bir topluluktur.” (59/14) yorumunu hak etmektedir. Bu olayda iktidar kanadı, olayın içinde olmadığını söylese de; bu yönde ispatlanmış bir kanıt olmasa da; hukuku kullanarak, muhalefeti/demokrasiyi diskalifiye etme yönünde dahli olduğuna dair güçlü bir kamuoyu kanaati mevcuttur. “Bizim bir dahlimiz yok” demekle birlikte; süreç hakkında her gün konuşmak, medya aracılığı ile tahrik etmek, bu kanıyı güçlendirmektedir.

-Politik ahlaki karakteri, dogmatik ve kibir küpü/hınç estetiği hakkındaki eleştirilerimizi saklı tutarak-, N.Fazıl Kısakürek’in 1960 larda yazmış olduğu “Destan” adlı şiiri, yazıldığı tarihlerden daha çok, bugünkü siyasal ve sosyal çürümemizi veciz bir şekilde dile getirmektedir. Giriş mısraları, son yüz yılda etkilendiğimiz “Çağın Ruhu”nu da yankılamaktadır.

“ Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:

Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,

Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden,

Çekiyor tebeşirle yekûn hattını âfet;

Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!

Durum diye bir laf var, buyurunuz size durum;

Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodrum!

Bir şey koptu benden, her şeyi tutan bir şey(Ruh-İman-İG)

Benim adım bay Necip, babamın ki Fazıl bey;

Utanırdı burnunu göstermekten sütninem,

Kızımın gösterdiği kefen bezine(şimdilerde o da yok. İG) mahrem.

Ey tepeteklak ehram, başı üstünde bina;

Evde cinayet, tramvay arabasında zina!

Bir kitap sarayının bin dolusu iskambil;

Barajlar yıkan şarap, sebil üstüne sebil!

Ve ferman, kumardaki dört kralın buyruğu;

Başkentler haritası, yerde sarhoş kusmuğu!

Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama,

Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma!

Öttür yem borusunu, öttür, borazan!

Bitpazarında sattık, kalkamaz artık kazan!

Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul!

Bir kişiye dokuz, dokuz kişiye bir pul.

Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa,

Yaşasın kefenimin kefili karaborsa.

Kubur faresi hayat, meselesiz, gayesiz,

Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz.

Siyaset kavas(yasakçı), ilim köle, sanat ihtilaç(çırpınma);

Serbest verem ve sıtma; mahpus, gümrükte ilaç(şimdilerde serbest; fakat hastalıklar çoğaldı. İG)

Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan!

Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan.

Bak, aslan hakikate, ispinız kafesinde;

Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde!

Mezarda kan terliyor babamın iskeleti;

Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?

Ah, küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap;

Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap”

20. yüzyılın başlarında yazmış olduğu “Batnın Çöküşü” adlı kitabında Oswald Spengler, Tanrı vergisi tartışılmaz niteliklere sahip olduklarına inanan Aristokrasi ve Rahipler yönetiminden sonra yükselen Burjuva Demokrasisinin zaman içinde kültürel motivasyonlarını yitirerek “Sezarizme” nasıl kayacağnı, adeta bugünleri görerek büyük bir uz-görü ile tasvir etmişti. Söyledikleri, Küresel yozlaşma olarak, başta Amerika ve Avrupa olmak üzere, bizim demokrasimizi de tasvir ediyor; özellikle başlıktaki “Olay”lar açısından kulak verelim: “Şehrin yükselişiyle zekâ, para ve burjuvazi, önderlik rolünü devir alılar. Toplumsal zümrelerin yerine “parti” boy gösterir. Başlıca parti de, para ve zihin partisidir; liberal megalopolis partisi. Ömrünü tamamlamış (Batı) kültüründe Aristokrasi ile Demokrasi budala, kozmopolit uygarlıkta Sezarizmle batıncaya kadar birbirlerine karşıt dururlar. Yönetici azınlığın içine girdiği biçimler, sosyal zümre aşamasından, -parti üzerinden- diktatör bireyin izleyiciliğine doğru düzenli olarak gelişir. Sosyal zümrenin güdüleri, partinin programı, fakat kitlenin efendisi vardır….

Yozlaşan demokraside “doğru” nedir? Basının/Medyanın irade ettiği şeydir. Medyanın buyrukları, istediği doğruları, gerçekleri ortaya koyar, dönüştürür ve değiştirir. Üç haftalık bir basın çalışması(medya kampanyası) yapılmaya görsün; herkes, “gerçeği” kabul eder. Kütle eğitimi, kitleleri medyanın kontrolüne alma eğilimindedir. Tabiatıyla demokrasi de fikir özgürlüğü vardır; fakat medya da, vatandaşın söylediklerinden hangisini dikkate alıp almayacağında özgürdür….Diri diri yakmanın yerini, şimdi büyük sessizlik almıştır….Para, zekâyı yıktıktan sonra, yine para yoluyla demokrasi kendi kendinin yıkıcısı olur. Demokrasinin başlangıcındaki soylu fikir ve ahlak önderlerinin yerini, şimdi gözünü budaktan esirgemeyen ve aydın olmayan politikacılar alır(Türkiye’de genellikle Mühendis ve Müteahhitler-İG). Bir patronu, bir başkası devirir. Kavgalar, huzursuzluklar ve güvensizlik müzminleşir. Sonuç olarak insanlar, para değerlerinden, bütün bu çekişmelerden usanır ve iğrenirler; eski değerlerin canlanmasından, fedakârlıktan, şereften, soyluluktan, yeni bir “Kurtarıcı” dan medet ummaya başlarlar. Böylece “Sezarizm”, soysuzlaşan demokrasi toprağında büyür ve er-geç onu yener. Para ekonomisini ve salt bir siyasal düzen iradesini yerleştirir. Bu suretle Sezarizm toplumsal, ekonomik ve siyasal örgütlenme alanında Uygarlığın son perdesi olmaktadır. Yavaş yavaş barbarlaşma iner ve Kültürün toplumsal biçimi, artık hiç durmamacasına çözülür. Bu sürecin sonu “ikinci dincilik(Ökultizm-Spirtualizm)” ile kilisenin, Kültürün yaşam döngüsünün kalıntıları üstüne zorladığı biçimlerdir.” ( Aktaran: Sorokin, P.A. Bir Bunalım Çağında Toplum Felsefeleri.Çev: M.Tunçay. İst. 1972. S 101-102.)

Sezarizm’e çoktan yuvarlanmış ABD’nin Sezar’ının(Trump) Ortadoğu temsilcisi Tom Barrack, Türkiye için, Demokrasi yerine, Muhafazakâr-Müşfik(İslamcı) Monarşi(Hanedanlık-Sultanlık) önermesi, bizim çoktan geçtiğimiz “Başkanlık Sistemi” ile paraleldir. Hem Trump, hem de Tanrı ile(“YA Allah-Bismillah”) arası iyi(dost) bir yönetimle gidiyoruz. “Devlet Aklı” diye bize lansa edilen bu sürecin, ABD ve Batı ile işbirliği içinde yürüdüğü, gözlerden kaçmamaktadır. Allah, sonumuzu hayreylesin.

*Prof. Dr. İlhami Güler, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim görevlisi.

Kaynağa Git

İlgili Haberler