Yapay zekânın markalar üzerindeki etkisini uzun süredir takip eden Bağımsız Stratejist Emin Kuday'a göre, şirketler farkında olmadan yeni bir rekabet alanına girdi. Bu alan ne yeni bir pazar ne de yeni bir iletişim kanalı. Rekabet artık yapay zekânın oluşturduğu karar alanında yaşanıyor.
Uzun yıllar boyunca şirketler rekabeti faaliyet gösterdikleri pazarlar üzerinden tanımladı. Türkiye'de faaliyet gösteren bir marka öncelikle Türkiye'deki rakipleriyle yarışıyor, iletişim yatırımlarını da bu rekabete göre planlıyordu. Ancak yapay zekâ destekli sistemlerin satın alma yolculuğuna dahil olmasıyla birlikte bu yaklaşım değişmeye başladı.
Emin Kuday konuyla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi:
"Bugün kullanıcılar bir ürün veya hizmet hakkında soru sorduğunda, yapay zekâ tek bir ülkenin internet içeriğini okumuyor. Dünyanın farklı ülkelerindeki haberleri, editoryal içerikleri, ürün incelemelerini, forumları ve uzman görüşlerini aynı cevap içinde değerlendiriyor. Bu nedenle rekabet de artık yalnızca yerel pazarda yaşanmıyor."
Aynı kategori içindeki markalar, ülkeleri farklı olsa bile yapay zekânın oluşturduğu ortak karar alanında birlikte değerlendiriliyor. Bu durum, özellikle iletişim ve pazarlama ekiplerinin yıllardır kullandığı görünürlük anlayışını yeniden düşünmesini gerektiriyor. Ancak bu durum, her markanın küresel bir marka olması gerektiği anlamına gelmiyor. Yerel markalara "globalleşin" ya da "tüm dünyaya ürün satın" demek gerçekçi bir öneri değil. Her markanın, her kategoride küresel medya görünürlüğü oluşturması da mümkün değil.
Şirketlerin artık kendilerine sorması gereken asıl soru ise farklı:
"AI'ın gerçekten kullandığı kaynaklarda, doğru satın alma niyetleri için yeterince güçlü dijital kanıtınız var mı?” Yapay zekâ çağında iletişim stratejileri de bu sorunun etrafında şekillenecek.
Kuday’a göre bundan sonra mesele okyanusa büyük bir ağ atmak değil; zıpkınla avlanmayı öğrenmek. Her yerde görünür olmaya çalışmak yerine, yapay zekânın gerçekten referans aldığı doğru kaynaklarda yer almak çok daha değerli hâle geliyor.
Önümüzdeki yıllarda şirketler iletişim performansını yalnızca erişim, görünürlük ve etkileşimle değil, yapay zekâ sistemlerinin oluşturduğu cevaplarda ne kadar temsil edildikleriyle de değerlendirmek zorunda kalacak. "Çünkü yapay zekâ çağında rekabet yalnızca pazarlarda değil, bilgi ekosisteminde yaşanıyor. Ve bu ekosistemde sınırlar giderek anlamını yitiriyor."