Avrupa Birliği’nin yeni göç düzenlemesi tartışmaları da beraberinde getirdi. Avrupa Parlamentosu’nda kabul edilen düzenleme, düzensiz göçmenlerin Avrupa Birliği dışındaki üçüncü ülkelerde kurulacak “geri dönüş merkezlerine” gönderilebilmesine imkan tanıyor. Yasa AB sınırları dışında kurulacak geri gönderme merkezlerinin oluşturulmasının önünü açıyor. Belgesiz göçmenler, kendi ülkelerine iade edilmeden önce belirsiz süreyle tutulabilecek. AB ülkelerinden birçoğunun Afrika’daki ülkelerde geri dönüş merkezleri açmak için görüştüğü aktarıldı.

GÖZALTI SÜRELERİ UZATILACAK
Düzenleme Avrupa'da kalma hakkı bulunmayan kişilerin daha hızlı şekilde sınır dışı edilmesini hedefliyor. Sınır dışı etme kararlarını uygulamak için kişilerin evlerine baskın düzenleyebilecek. Yeni kurallarla birlikte düzensiz göçmenler için azami gözaltı süresi altı aydan iki yıla çıkarılabilecek. Güvenlik riski taşıdığı değerlendirilen kişiler için daha uzun süreli uygulamaların önü açılırken, giriş yasaklarının da sertleştirilmesi planlanıyor. Çoğu durumda beş yıl olan giriş yasağının on yıla çıkarılması, bazı kişiler için ise ömür boyu uygulanabilmesi öngörülüyor. Yasa kapsamında refakatsiz çocuklar “çocuğun yüksek yararı gözetilerek” gözaltına alınabilecek.
Düzenleme; sınır dışı süreçlerinin hızlandırılması, gözaltı sürelerinin uzatılması ve bazı durumlarda çocukların da gözaltında tutulabilmesi gibi maddeler nedeniyle sert eleştirilerin hedefinde.
İstinye Üniversitesi öğretim üyesi ve Birleşmiş Milletler Göçmen İşçiler Komitesi üyesi Prof. Dr. Osman Can Ünver, yeni düzenlemeyi Aydınlık Avrupa’ya değerlendirdi. Ünver, “İnsan hakları ihlalleriyle karşı karşıyayız” görüşünde.
AVRUPA’NIN DEĞİŞMEYEN GÖÇMEN POLİTİKASI
Ünver, Avrupa’daki baskıcı göç politikalarının yeni olmadığını belirterek şunları söyledi: “Zamanın ruhu demek lazım. Yani göçmen ve göç konusunda Avrupa’da öteden beri devam eden baskıcı, dışlayıcı, insan haklarını hiç kale almayan bir tavır var. Şimdi bu tavrın sebebi ne diye düşünecek olursak, bu yeni olmuş bir şey değil.
Aslında geçtiğimiz pazartesi günü Avrupa Parlamentosu’nda kabul edilen metin, daha önce de farklı şekillerde uygulanıyordu. Hatırlarsınız, İngiliz Başbakanı Sunak vardı. ‘Bunları atalım bir gemiye, gemiyle gitsinler, nereye giderlerse gitsinler’ gibi söylemleri olmuştu.
Mesela yıllar önce de Sosyal Demokrat Parti’den Schröder’in İçişleri Bakanı olan Otto Schily vardı. Almanya’dan sınır dışı edilmesini istediği göçmenlerin Libya’da kurulacak kamplarda tutulmasını savunduğunu gördük. İnsan haklarının ruhuna ve özüne aykırı bu tür söylemleri yıllardır duyuyoruz.”

NEOLİBEREL SİSTEM İNSANLARIN DAYANIŞMASINI ORTADAN KALDIRDI
Avrupa’da aşırı sağın güç kazandığını hatırlatan Ünver, yeni düzenlemede bu siyasi duruşun da etkili olduğu görüşünde. Avrupa toplumlarında yabancı düşmanlığının giderek sertleştiğini belirten Ünver, “Avrupa toplumları hedonist, keyifçi, hazcı bir toplum hâline gelmiş durumda. Yabancılardan çok rahatsızlar.” dedi.
Neoliberal sisteme de dikkat çeken Ünver sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir de neoliberal çağda yaşıyoruz. Küreselleşmenin ideolojisi neoliberalizm. İnsanların birbirleriyle dayanışmasını, birbirlerine olan ilgisini ortadan kaldırdı, yok etti. Dolayısıyla toplum içerisinde bir umursamazlık, bir duyarsızlık oluştu. Özellikle Avrupa toplumlarında.
Türkiye’de Suriyelilere karşı Türk halkını kışkırtmaya kalktılar ama bizde pek tutmadı bu siyasetler. Ama Avrupa toplumları bu konuda çok radikal ve giderek de radikalleşiyorlar. Avrupa Parlamentosu’nda kabul edilen bu düzenleme de bu radikalleşmenin bir yansımasıdır. ‘Başka ülkelere götürelim, oraya koyalım’ diyorlar.”

DÜZENLEME ULUSLARARASI HUKUKLA ÇELİŞİYOR
Yeni düzenlemenin uluslararası hukukun temel ilkeleriyle çeliştiğini kaydeden Ünver şunları ifade etti: “Aslında temel bir prensip vardır: non-refoulement. Yani kimseyi normal şartlar altında sınır dışı edemezsiniz. Çünkü göç ve göçmenlik kriminal bir hadise değildir. Bir insanın düzensiz göçmen olması onun suç işlediği anlamına gelmiyor. Uluslararası hukuk böyle söylüyor. Ama işte bunu çiğniyorlar. Mesela Amerika’daki ICE’ın yansımalarını görüyoruz. Son zamanlarda Avrupa’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne turist gitmemeye başladı insanlar. Çünkü sokakta kim olduğu belirlenmeden, hangi pasaportu taşıdığına bakılmadan, canı öyle istiyor diye ICE ajanları insanları alıp gözaltına götürüyor. Hatta ‘1930’ların Almanya’sı geri geldi’ şeklinde eleştiriler var.
Şimdi Avrupa’da da aynı şeyleri göreceğiz. Bu çok vahim bir durumdur. Uygulayan ülkelerin bir kısmı bunu son derece radikal biçimde uygulayacak. Hatta aynı ülke içerisinde bile farklı uygulamalar olacak. Kurumsal ırkçılık yaygınlaşacak.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu konuda bazı farklı kararlar alabileceğini düşünüyorum. Avrupa Adalet Divanı’nın da bazı tavır değişiklikleri olacaktır herhalde. Çünkü daha önce uluslararası hukukta elde edilmiş birçok kazanımı ortadan kaldırıyorlar.”

İNSAN HAKLARI İHLALLERİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ
“Ciddi insan hakları ihlalleriyle karşı karşıyayız.” uyarısında bulunan Ünver, şu görüşleri aktardı; “ Ben 10 senedir Birleşmiş Milletler Göçmen İşçiler Komitesi üyesiyim. Hatta 2,5 sene başkanlığını da yaptım. Bu komite genellikle küresel güneyin, yani Afrika’nın, Güney Amerika’nın ve Asya’nın bazı ülkelerinin dahil olduğu bir sözleşmenin denetleme komitesidir.
Şimdi klasik göçmen kabul eden ülkeler, sadece Avrupa değil; Kanada, Amerika, Avustralya da dahil, kati surette göçmen işçilerin ve aile bireylerinin haklarını tanımaya razı olmuyorlar. Bu sözleşmeye taraf olmuyorlar. Genel bir tavır var. Dünyadaki kuzey-güney bölünmüşlüğü artık esas mesele hâline geldi. Daha önce doğu-batı bölünmüşlüğü vardı. Şimdi bu var.
Ciddi insan hakları ihlalleriyle karşı karşıyayız. Özellikle Afrika’da çok vahim durumlar var. Avrupa’ya en çok göç veren yerlerden biri de Afrika. İnsanlar Akdeniz’den geçmeye çalışırken hayatlarını kaybediyorlar. Derme çatma botlarla yola çıkıyorlar. İnsan kaçakçıları devrede. Son derece can sıkıcı olaylar bunlar.”

TOPLUMSAL HUZUR DA ZARAR GÖRECEK
Ünver, Avrupa Birliği’nin bu girişimini insan hakları açısından kabul edilemez buluyor. Bu uygulamaların toplumun huzuruna da zarar vereceğini söyleyen Ünver sözlerini şöyle sürdürdü: Ekonomik ve kültürel olarak bakıp ‘sorunlardan kurtulmak için yapıyorlar’ diyebilirsiniz ama bu iş o kadar basit değil. Dünyanın ve insanlığın bu kadar hoyrat olmaması gerekiyor. Hak temelli olmadığınız takdirde çok ciddi sorunlara sebebiyet veriyorsunuz. Bu aslında insan denen varlığa ihanettir. Hak temelli bir yaklaşım yok. Ekonomik ve kültürel farklılıklar üzerinden mesele yürütülüyor.
Evet. Şimdi bu atmosferden güç alıp göçmenlere karşı istenmeyen hareketlere girişecek gruplar çıkacak. Bu durum toplumun huzuruna da zarar verecek. Kimse çıkıp da ‘Bu işler böyle olmaz’ demiyor. Çünkü oy kaybetmek istemiyorlar.”