Akademik çevrelerde felsefeci kimliğiyle tanınan Prof. Dr. Ahmet Arslan, son günlerde içine düştüğü derin bir kimlik çelişkisiyle gündemde. Arslan’ın, İslam inancını ve kutsal değerleri hedef alırken kullandığı "Arap bedevileri" ifadesi, kendi geçmişiyle olan barışık olmayan ilişkisini bir kez daha gözler önüne serdi.
Kendi Köklerine Hakaret Eden Bir "Ev Zencisi"
Ahmet Arslan’ın, bir kesime yaranma içgüdüsüyle veya ideolojik bir sığınma ihtiyacıyla kendi aidiyetini aşağılaması, tam anlamıyla "ev zencisi" sendromunun tipik bir dışavurumu olarak değerlendiriliyor. Urfalı olduğu ve anadilinin Arapça olduğu bilinen bir ismin, akademik titrini kullanarak "cehennem inancı" gibi metafizik kavramları ilkel bir "Arap bedeviliği" ile özdeşleştirmesi, entelektüel bir eleştiriden ziyade derin bir aşağılık kompleksinin dışa vurumu olarak öne çıkıyor.
Kendi ana dilini, kültürünü ve köklerini, belli bir ideolojik mahallede kabul görmek için "ötekileştiren" ve aşağılayan bu tavır, kendi kimliğinden nefret eden bir figürün trajikomik tablosunu çiziyor.
Müfid Yüksel’den Keskin ve Yerinde Eleştiri
Konuyu gündeme getiren yazar Müfid Yüksel, Arslan’ın bu ikiyüzlü tavrını net bir şekilde ifşa etti. Yüksel, yaptığı açıklamalarla Arslan’ın akademik maskesinin ardındaki gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi:
Tutarlılık Vurgusu: Yüksel, Arslan'ın kökenini hatırlatarak bu tavrın sadece bir cehalet değil, aynı zamanda büyük bir omurgasızlık olduğunu ortaya koydu.
Gerçeklerin Gücü: Yüksel'in "Kendisinin Urfalı bir Arap olduğu ve anadilinin Arapça olduğu" gerçeğini hatırlatması, Arslan’ın sergilediği tutumu entelektüel bir zeminden koparıp, kimlik karmaşası yaşayan bir figürün hezeyanlarına dönüştürdü.
Kimliksizliğin Dayanılmaz Hafifliği
Ahmet Arslan'ın durumu, tarih boyunca "efendilerine yaranmak" için kendi halkını, dilini ve inancını küçümseyen figürlerin klasik hazin sonuna benziyor. Müfid Yüksel ise bu süreçte, hakikatten yana tavır alarak, kimliksizliği bir entelektüel duruş sananlara karşı net bir ayna tutmuştur. Kendi köklerine yabancılaşan bir "felsefeci"nin, topluma verebileceği en büyük mesaj, aslında içine düştüğü bu ibretlik kimlik bunalımıdır.