Avrupa'nın yüzölçümü bakımından en küçük başkentlerinden biri olan Lüksemburg, yüzyıllar boyunca Avrupa tarihine yön veren önemli merkezlerden biri olmayı başardı.
Lüksemburg'un bir yanında Alzette Nehri, diğer yanında ise Petrusse Nehri uzanırken, yüksek kayalıklar üzerine kurulu yerleşim bölgeleri de muhteşem bir manzara sunuyor. Orta Çağ'da Franklar döneminde temelleri atılan tarihi kale ise Lüksemburg'un en dikkat çeken bölgeleri arasında yer alıyor.
Lüksemburg, ulaşım kolaylığı sayesinde yıl boyunca çok sayıda turisti ağırlıyor. Brüksel, Paris ve Köln gibi büyük merkezlere kısa mesafede yer alan şehir, tarih boyunca da bu stratejik avantajı nedeniyle farklı devletlerin hakimiyet mücadelesine sahne oldu.
10. yüzyılda güçlü surlarla korunan bir yerleşim olarak gelişmeye başlayan Lüksemburg, günümüzde de tarihi mahalleleri ve yapılarıyla dikkat çekiyor. Kentin Orta Çağ'dan günümüze ulaşan sur sistemi ve tarihi merkezi, sahip olduğu kültürel miras nedeniyle 1994 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi'ne dahil edilerek koruma altına alındı.
Lüksemburg, kişi başına düşen yüksek gelir seviyesi sayesinde dünyanın en varlıklı şehirleri arasında gösteriliyor.


