Nurcuların Tahşiye koluna mensup çok sayıda isim, 22 Ocak 2010’da FETÖ’cü savcıların başlattığı soruşturma sonucu gözaltına alındı. Tahşiye’nin önderleri Muhammed Doğan ve Mustafa Kaplan başta olmak üzere pek çok isim 1 yıldan fazla süre tutuklu kaldı.
Fetullah Gülen’in doğrudan talimatıyla yapılan ve örgütün yayın organı Samanyolu’nun da içinde olduğu bu kumpasın üzerinden 16 yıl geçti. Ancak hâlâ yanıtsız kalan çok sayıda soru var. Tahşiye kumpasında, FETÖ’nün Emniyet yapılanmasındaki KÖZ (Kemalettin Özdemir) grubu, kripto FETÖ yapılanması ve kumpasa Tahşiye grubu içinden destek verdiği iddia edilen isimler hâlâ tartışma konusu.
Kumpasa yönelik görülen davada FETÖ’cü Hidayet Karaca ve örgüt üyesi emniyetçiler hapisle cezalandırıldı. Ancak kumpasa içeriden destek verdiği ileri sürülen isimlerle ilgili tartışmalar sürüyor.
Aydınlık’ın ulaştığı Tahşiye kumpası mağdurları, iddia konusu şahıslar hakkında Adalet Bakanlığı’na suç duyurusunda bulunduklarını ancak bu taleplerinin sonuçsuz kaldığını belirtti. Muhammed Doğan’a yakın isimler de bugüne kadar birçok kritik ismin yargı sürecinin dışında bırakılmasına tepkili.
‘ESAS İSİMLERİN BİR BÖLÜMÜ KORUNUYOR’
Mağdurlar, mahkemeye isim isim deliller sunulmasına rağmen Tahşiye grubu içinde faaliyet yürüten ve bazı FETÖ iltisaklı olduğu ileri sürülen kişilerin soruşturmalardan uzak tutulduğu kaydedildi.
Tahşiyeciler içinden bir kaynak, şunları söyledi:
"Mahkemeye resmi belgelerle sunulan isimlerin önemli bir kısmı bugüne kadar korunmaya devam ediyor. Tahşiye Grubu içinden FETÖ ve KÖZ’le iltisaklı isimlerin üzerine 16 yıldır gidilmemesi ma’şeri vicdanı son derece rahatsız ediyor. Bu ekibin hedefinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan var."
KUMPASTA KEMALETTİN ÖZDEMİR İZİ
Mağdur Tahşiyeciler, 2003-2009 yılları arasında hazırlandığını düşündükleri kumpas sürecinde FETÖ'nün eski emniyet imamı Kemalettin Özdemir’in etkili olduğunu, bunun da çeşitli rapor ve mahkeme dosyalarındaki itiraflarla ortaya çıktığı görüşünü savunuyor. Bu isimler, Kemalettin Özdemir'in kurduğu bir yapının bugün de korunduğunu iddia ediyor. Mağdurlar, Özdemir’in yargılandığı Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davaya müdahil olmak için başvuruda bulunduklarını ancak müracaatlarının şaşırtıcı şekilde kabul edilmediğini belirtiyor.
KİM BU MUHAMMED ORAKÇIOĞLU?
Mağdurlar, Emniyet’ten mahkemeye gönderilen “gizli” ibareli belgelerde, Elazığ’da yaşayan Muhammed Y. Orakçıoğlu isimli şahsın kumpas sırasında FETÖ’cü polislerle birlikte hareket ettiğinin yer aldığına dikkat çekiyor. Ayrıca Orakçıoğlu'nun 15 Temmuz sonrasında FETÖ soruşturması geçirdiğini, hakkında yurt dışı yasağı uygulandığını ve pasaportuna el konulduğunu da iddia ediyor. Said Nursi’nin talebelerinden Hüsnü Bayramoğlu'nun, İçişleri Bakanlığına Orakçıoğlu lehine referansta bulunduğu iddiaları da yer alıyor.
Orakçıoğlu ise kumpasın yapıldığı 2010’dan beri sessizliğini koruyor.
İDDİANAMENİN DAYANAĞI: İFHAMNAME
Tahşiye dosyasında en çok tartışılan belgelerden biri de 2003’de yayımlanan “İfhamname” isimli kitap. Nurcu camianın önde gelen isimlerinden Abdülkadir Badıllı imzalı kitapta, Tahşiyecilere yönelik ağır hakaretler ve iftiralar yer alıyor.
Badıllı’nın kitabı, Tahşiye Yayınevi’nden çıkan ve Risale-i Nur ile Kur'an’daki tahrifatları eleştiren “reddiyelerine” karşılık yazdığı biliniyor.
Kitabın ISBN ve bandrol almadan binlerce adet çoğaltıldığı, TBMM üyelerine, bakanlara ve kanaat önderlerine gönderildiği, böylece kumpastan yıllar önce Muhammed Doğan ve kumpasa maruz kalan Tahşiyeciler aleyhine psikolojik savaş başlatıldığı belirtiliyor.

Mağdurlar, Fetullah Gülen’in övülüp Muhammed Doğan’a hakaretler edilen bu kitabın, kumpasın iddianamesinin bel kemiğini oluşturduğunu vurguluyor. Nurcular içinde faaliyet yürüten Ali Kemal Pekkendir isimli iş insanının da bu broşürü 2020 yılından sonra “pdf” formatında yeniden dolaşıma soktuğu da ileri sürülüyor. Mağdurlar, mahkemeye gönderilen “gizli” ibareli belgelerde Pekkendir’in Nurcu liderler Rüşdü Tafralı, Abdülkadir Badıllı ve Mesut Zeybek ile birlikte hareket ettiği yazdığını kaydediyor.
Söz konusu belgelerde o dönem Diyanet görevlisi olan Selahattin (Kadri) Yurtlu isimli şahsın da FETÖ lehine propaganda yaptığının ve kumpas öncesinde FETÖ’cülerle birlikte hareket ettiğinin yer aldığı belirtiliyor. Bu isim, Facebook hesabından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “darbe” ve “ölüm”le tehdit ettiği gerekçesiyle soruşturma geçirmiş ve Diyanet’teki görevinden uzaklaştırılmıştı.
Pekkendir'in kumpasta yer alan bazı şahıslarla İttihad Yayınları üzerinden ilişkisini sürdürdüğü görülüyor. Kumpasın mağdurları, Tahşiyecilerin hedef olduğu dönemde Pekkendir ve ailesinin, Zaman gazetesinin Cumartesi ekine röportajlar verdiğine de dikkat çekiyor.

TAHŞİYECİLER İÇİNDEKİ ŞÜPHELİ GELİŞMELER
Mağdurlar, Tahşiye kumpası sırasında yaşanan bazı şüpheli gelişmeleri de şöyle anlattı:
“Uzun süre Molla Muhammed’in (Doğan) ders halkasında bulunan ve Tahşiyecilerin hakkında hazırlanan sözde terör örgütü şemasında ‘iki numara’ olarak gösterilen Mehmet Yılmaz Düşünüklü, 2010’da gözaltına alındıktan 4 gün sonra serbest bırakıldı. Mehmet Nuri Turan, Ünal Türkal, Selahattin Altıntaş gibi isimler de Düşünüklü ile birlikte hareket ediyordu. Haklarında suç duyurusunda bulunduk ancak netice alamadık.”
Düşünüklü, yıllar sonra FETÖ’cülere yönelik açılan kumpas davasında müşteki sıfatıyla ifade vermişti.
Öte yandan Altıntaş'ın geçmiş Facebook paylaşımlarında FETÖ’nün kapatılan Kimse Yok Mu Derneği'nin Afrika organizasyonlarında yıllarca yer aldığına ilişkin fotoğrafların yer alması da dikkat çekiyor.
KUMPASTAN 'KURTULANLAR'
FETÖ, kumpas dosyasına yerleştirdiği sözde şemada, Tahşiyecilerin Merter’deki dershanesini El-Kaide’nin Türkiye şubesi olarak göstermişti. Mağdurlar, bu ithama rağmen dershanenin sorumlusu olduğu belirtilen Abdulmennan Ö. hakkında herhangi bir tutuklama kararının verilmemesini de normal bulmadıklarını belirtiyor.
Mağdurlar, aynı dosyada “bombalı eylem yapmak”, “intihar eylemi” ve “gübre bombası” gibi ifadeleri telefon tapelerinde yer almasına rağmen Ünal Türkal adlı şahsın da 4 günlük gözaltı süresi sonrasında serbest bırakılmasının dikkat çekici olduğunu vurguluyor. Türkal hakkında dikkat çekilen bir başka iddia da FETÖ'cülere açılan davadaki tutumu. Mağdurlar, Türkal'ın kendisini FETÖ mağduru olarak göstermesine rağmen, 2014 yılında kumpasçı FETÖ’cüler hakkında açılan davada "şikâyetçi değilim" yönünde beyanda bulunduğunu vurguluyor. Ayrıca Türkal'ın o dönemde sosyal medya paylaşımlarında Fetullah Gülen'i Mehdi olarak lanse eden isimlerin paylaşımlarını yaydığı ve “İfhamname” isimli kitabı desteklediği öne sürülüyor.
Tahşiye mağdurları, Abdülhak A.’nın da operasyon günü Mehmet Yılmaz Düşünüklü'nün evinde bulunmasına rağmen gözaltına alınmadığını ileri sürdü.
TURAN HAKKINDA AĞIR İDDİALAR
Mağdurların, odağındaki isimler arasında Tahşiye Yayınevi’nin bir dönem sahibi olan Mehmet Nuri Turan da var. Mağdurlar, Turan'ın bir röportajında “Fetullah Gülen'in kendisini tanıdığı ve kendisine yapılacak bir suikasttan haberdar olup kendisini koruduğu” yönünde ifadeler kullandığını iddia ediyor. FETÖ mağdurları, Turan'ın, Tahşiye kumpasında delil olarak öne sürülen bomba ve fişeklerin sorumluluğunu üstlenmesi için Turgut Y’ye hapiste teklifte bulunduğunu da ileri sürüyor. Turgut Y’nin Facebook paylaşımında bu durumu açıkça dile getirdiği de aktarılıyor.
Mehmet Nuri Turan ise iddiaların tamamını reddediyor.
MEDENİ TAZEGÜL'ÜN AÇIKLAMALARI
Tahşiye Kumpası konusunda dikkat çeken bir başka konu ise iş insanı Medeni Tazegül'ün açıklamaları.
Kumpas mağdurları, Tazegül'ün kamuoyuna yaptığı açıklamalarda Iğdır Emniyeti’ndeki bazı isimlerin Muhammed Doğan aleyhine ajanlık yapması için kendisine teklifte bulunduğunu hatırlattı. Tazegül'ün bu teklifi reddettiği için ekonomik baskıya maruz kaldığını ileri sürdüğü, teklifi getiren kişinin ise Turan’ın yakın çevresinden biri olduğunu iddia ettiği aktarılıyor.
DİYANET RAPORUNDA TAHŞİYECİLER
Mağdurlar, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde hazırlanan “Türkiye'deki Dinî-Sosyal Teşekküller, Geleneksel Dinî-Kültürel Oluşumlar ve Yeni Dinî Akımlar” başlıklı raporda Tahşiye çevresinin Kur'an ve Sünnet çizgisinde faaliyet yürüttüğünün değerlendirilmesinin FETÖ destekçileri tarafından tepkiyle karşılandığını vurguladı. Mağdurlar, 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü sonrası hazırlanan 226 sayfalık raporun medyada yer almasının ardından Muhammed Doğan'a yönelik eleştirilerin arttığı iddia edildi.

GÜLEN DARBE GECESİ TAHŞİYE’Yİ HEDEF ALDI
Gülen, 15 Temmuz darbesinden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı IŞİD, El Kaide ve Tahşiye ile ilişkilendiren ifadeler kullanarak, Tahşiye kumpasını uluslararası alanda gündemde tutmaya çalışmıştı.
Gülen 15 Temmuz 2016 gecesi Pensilvanya’daki evine davet ettiği uluslararası medya kuruluşlarına şu açıklamayı yapmıştı:
“Zannediyorum bu mesele tüm dünya tarafından IŞİD’in bir terör örgütü, daha evvel El Kaide’nin bir terör örgütü ve Türkiye’deki uzantısı Tahşiye’nin bir terör örgütü olduğu kamuoyunca bilineceği ana kadar onlar, el altından yardım ediyorlardı. O TIR’LAR MESELESİNDE de esasen o söz konusuydu. Onu askerler yakalamışlardı, silah doluydu, silah götürülüyordu.”
ABDULLAH BOZKURT VE NORDİC MONİTOR
Mağdurlar, İsveç'te yaşayan firari FETÖ’cü Abdullah Bozkurt ile Nordic Monitor sitesi üzerinden yürütülen yayınlara da dikkat çekiyor. Mağdurlar, söz konusu yayınlarda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Tahşiye üzerinden "teröre destek veren lider" gibi gösterilmeye çalışıldığını, Avrupa Birliği ve uluslararası hukuk mekanizmalarının yönlendirilmesi amacıyla aleyhte karalama faaliyetleri yürütüldüğünü belirtti.
‘DEVLET YENİDEN İNCELEMELİ’
Tahşiye mağdurları, FETÖ’nün organize bir tertibi olan Tahşiye kumpasının yeniden ele alınmasını talep ediyor. Mağdurlar, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in Tahşiye Kumpası’na vâkıf olduğuna dikkat çekerek, kumpasa Muhammed Doğan’ın yanındayken katıldığını ileri sürdükleri isimler hakkında yeniden adli takibat yapılması gerektiği fikrini savunuyor.