Yükseköğretimde mesleki eğitimin yaygınlaştırılması toplantısında geçtiğimiz günlerde konuşma yapan Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Erol Özvar, üniversite-sektör iş birliğinin artık bir tercih değil, zorunluluk olduğunu belirterek meslek yüksekokullarını birlikte yönetmek için sanayicilere çağrı yaptı. YÖK’ün “tarihi dönüşüm” ve “istihdam odaklı model” makyajıyla sunduğu program; sendikacılardan gazetecilere ve üniversite öğrencilerine kadar geniş bir kesimde ciddi bir kaygı ve tepkiyle karşılandı.
YÖK’ün amacı: Üniversite-iş dünyası bağını güçlendirmek
Yükseköğretimde istihdam odaklı yeni bir dönüşüm süreci yürüttüklerini, uzun yıllardır uygulanan klasik staj anlayışının günümüz ihtiyaçlarına cevap vermekte yetersiz kaldığını söyleyen Özvar, ifadelerine “Stajı kısa süreli ve sınırlı bir uygulama olmaktan çıkararak eğitim sürecinin ayrılmaz bir parçası haline getiriyoruz. Meslek yüksekokullarında 3+1 ve 2+2, lisans programlarında ise 7+1 ve 6+2 modelleriyle öğrencilerimizin bir veya iki dönemlerini doğrudan iş hayatının içinde geçirmelerini hedefliyoruz” diye devam etti. Bunun öncesinde de “üniversite - sanayii iş birliğini güçlendirmeye” yönelik iktidarın yürürlüğe soktuğu programlar mevcuttu.
Özvar’ın son açıklamasını gazetemize değerlendiren Eğitim Sen İstanbul Üniversitesi İş Yeri Temsilcisi Levent Dölek, Özvar’ın mesleki eğitimde tarihi dönüşüm diyerek paketlediği girişimin aslında tarihsel olarak Türkiye sermayesinin ortaöğretimde ve yükseköğretimde gerçekleştirmek istediği dönüşüm olduğunu söyleyerek, “Erol Özvar’ın, meslek yüksekokullarının müfredatını belirlemek de dahil olmak üzere eğitim kurumlarının yönetimine dahil etme çağrısı vahimdir. Bu, sömürü çarklarını staj ve iş deneyimi adı altında öğrencilik dönemine kadar sokmaya davet edilmesidir” ifadelerini kullandı.
Mesele ne bölgesel, ne de bir sermaye grubuyla sınırlı
Meselenin ne bölgesel ne de belirli bir sermaye grubuyla sınırlı olmadığına ve tüm orta ve yükseköğretimi kapsadığına, asıl amacın da istihdamı artırmak olmadığına dikkat çeken Dölek, “Sermaye açısından ve sermayenin çıkarlarını ön plana alan bürokratlar açısından mesele istihdamı arttırmak değil. Kapitalizmde işsizler ordusu olmadan emek gücü piyasası işlemez. İşsizler ordusu ne kadar geniş olursa işçi sınıfının kendi içindeki rekabet o kadar artar ve sermayenin işsizlik tehdidiyle daha düşük ücretler dayatması ve daha çok kâr etmesi mümkün olur” dedi.
Nitelikli işsizler ordusu
“Vasıflı işçiler eğer işsizler ordusu içinde onları ikame edecek yeterli sayıda işsiz işçi yoksa daha iyi koşullar için pazarlık yapabilir. Sermaye bu bağlamda sadece istihdamın değil işsizler ordusunun da daha çok nitelikli emekten oluşmasından yanadır” diyerek sözlerine devam eden Dölek; YÖK’ün açıkladığı türden girişimlerin sadece işsizler ordusunun niteliğini arttırmaya, verimliliği arttırıp, göreli olarak ücretleri düşürerek sömürü oranlarını yükseltmeye yarayacağını vurguladı.
‘Sanayiciler, eğitim sisteminde aktör oluyor’
Özvar’ın bu açıklamalarına ilişkin değerlendirmelerini paylaşan Gazeteci Filiz Gazi de bu dönüşümün bir süredir devam ettiğini belirterek, MESEM’in özellikle yoksulluğu, sanayinin ihtiyaçlarına göre düzenleyen bir ara istasyon vazifesi üstlenerek bu dönüşümün en görünür halkası olduğunu ifade etti. 2025 yılının haziran ayında MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir’in “Gençlerimiz iş gücüne daha erken katılmalı, eğitim zorunluluğu esnetilmeli, öğrenciler piyasaya daha hızlı adapte olmalı” diyerek istihdam artışı için eğitim sisteminin yeniden yapılandırılmasını istediğini hatırlatan Gazi şöyle devam etti: “Modelin tehlikeli yanı, sanayicilerin yalnızca mezun bekleyen taraf olmaktan çıkıp eğitim sürecinin doğrudan aktörlerinden biri haline gelmesi. Okullar ile işletmeler arasındaki ilişki, staj ve istihdamın ötesine taşınarak eğitim programlarının oluşturulmasına kadar uzanıyor. Pilot okullar; sektör temsilcileri, mentorlar ve işletmelerle birlikte şekilleniyor.”
2025 sonu ve 2026 başında organize sanayi bölgeleri içindeki meslek yüksekokulları, uzun süreli uygulamalı eğitimler ve istihdam odaklı programların YÖK’ün temel politika başlıkları arasında yer aldığını belirten Filiz Gazi, “Bu nedenle Özvar’ın sanayicilere yönelik ‘Gelin meslek yüksekokullarını birlikte yönetelim’ çağrısı, tek başına bir öneriden çok daha geniş bir dönüşümün yeni halkası olarak okunabilir. Önce MESEM’lerle meslek liseleri, ardından organize sanayi bölgelerindeki meslek yüksekokulları, şimdi ise yükseköğretim kurumlarının yönetim süreçlerine doğrudan sektör katılımı” diye devam etti.
İş gücü ihtiyacını karşılayan rezerv alan
“MESEM’le okul ile iş yerleri arasındaki sınır ortadan kaldırıldı. Eğitim sistemi adım adım üretim süreçlerinin içine çekildi. Bugün okullar -ki buna meslek yüksekokulları da eklenecek gibi duruyor- yalnızca diploma veren kurumlar olarak değil; fabrikaların, atölyelerin ve işletmelerin insan kaynağı ihtiyacını karşılayan bir tedarik hattı olarak da yeniden tanımlanıyor” diyen Filiz Gazi özellikle son 10 yıldır eğitimin yoksulluğu yöneten bir mekanizmaya dönüştüğünü, çocukların geleceğine yatırım yapmak gibi bir amaç taşımadığını, bugünün iş gücü ihtiyacını karşılayacak bir rezerv alanı olarak kullanıldığını belirtti.
‘Amaç itaat eden gençler yaratmak’
YÖK başkanının açıklamasına ilişkin görüşlerini aldığımız gençler de durumdan hoşnutsuzluklarını dile getirdi. MESEM programıyla lise öğrencilerini sermayeye ucuz iş gücü olarak sunan, bununla yetinmeyip MESEM yaşını 12’ye indirmeyi hedefleyen iktidarın, şimdi de gözünü meslek yüksekokullarına diktiğini söyleyen meslek yüksek okulu turist rehberliği bölümü öğrencisi Bawer, “Saray ve sermaye düzeni, memleketteki gençleri hayatı boyunca ucuz iş gücü haline getirerek sistemin çarkları arasında ezilmeye mahkum etmek istiyor. Amaçları sermaye sınıfının kâr oranlarını artırmak ve güvence altına almaktır” dedi.
İktidarın her geçen gün üniversiteleri sermayenin ihtiyaç duyduğu iş gücünü üreten fabrikalara dönüştürmeye çalıştığını belirten Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Teknik Bilimler Bölümü öğrencisi Yiğit “Bize sürekli istihdam, nitelikli eleman, sektör ihtiyacı deniliyor. Ama kimse gençlerin ne istediğini sormuyor. Kimse barınma sorunundan, geçim sıkıntısından, gelecek kaygısından bahsetmiyor. Üniversite eğitimi bir yurttaşın kendisini geliştirme hakkı olmaktan çıkarılıp piyasaya uygun insan yetiştirme aracına dönüştürülüyor. Bugün sanayiciler müfredatı belirlerse yarın hangi derslerin okutulacağına, hangi bilgilerin gerekli olduğuna da onlar karar verecek. Çünkü sermaye için önemli olan eleştiren, sorgulayan ve değiştirmek isteyen gençler değil, verilen işi yapan, itaat eden ve üretimi sürdüren çalışanlardır” diyerek yürürlüğe sokulması planlanan uygulamaya karşı tepkisini dile getirdi.