Ana içeriğe geç

Ahbap Sendromu*

Haluk Levent'in 'veda' mektubu düştü önümüze. Erişim kapatılmadan hemen önce, hesabına veda telaşında son bir nefes gibi. Kumar, borç, iflas, pişmanlık... Cümleler, kendi enkazı başında tuttuğu zabıtlar gibi. Aynı saatlerde Oğuzhan Uğur'un tu...

Ahbap Sendromu*
Star Gazetesi
16

Haluk Levent'in 'veda' mektubu düştü önümüze. Erişim kapatılmadan hemen önce, hesabına veda telaşında son bir nefes gibi. Kumar, borç, iflas, pişmanlık... Cümleler, kendi enkazı başında tuttuğu zabıtlar gibi.

Aynı saatlerde Oğuzhan Uğur'un tutuklandığı haberi dolaşıma girdi. 'Ahbap dosyası' diye anılan hadise her yeni haberle daha da genişlemeye başladı.

Bugün suç konuşmayacağım. O kapının anahtarı mahkemenin elindedir.

Ben kalabalığa bakıyorum.

Çünkü bazen bir hadisenin asıl faili, kürsüde duran kişi kadar kürsünün önünde vecde kapılan topluluktur.

Bu sebeple sosyolojiye yeni bir kavram teklif ediyorum.

Ahbap Sendromu*

Buradaki 'ahbap', kelimenin gündelik sıcaklığından doğdu. Toplumun hiç tanımadığı bir kimseyle hayalî bir yakınlık kurmasını anlatır.

Birkaç görüntü, birkaç cümle, birkaç canlı yayın sonunda insan, karşısındaki yabancıyı zihninde akrabasına çevirir.

'Bizden biri' der.

'Bizim çocuk' der.

'Halkın adamı' der.

Ardından aklı kapının dışında bırakır.

Ahbap Sendromu, bir kişi veya topluluğun, hakkında yeterli bilgi bulunmadan duygusal ya da ideolojik refleks yoluyla ahlaki üstünlükle donatılması, eleştiriden muaf tutulması ve ortak vicdanın temsilcisi hâline getirilmesidir.

Bu sendromda tanımak gerekmez.

Türkiye'de kahraman üretmek için mücadeleye, eser bırakmaya, fikir inşa etmeye lüzum kalmadı.

Afet bölgesinde görünmek dürüstlük vesikası sayılır. Bağış toplamak idare ehliyeti yerine geçer. Ekranda gözyaşı dökmek ahlak şehadetnamesine dönüşür.

Birkaç meşhur sima desteği, bir mikrofon, canlı yayın, yüksek dozda ideoloji ve doğru anda kurulmuş birkaç cümle kâfi... Sonrasını kalabalık tamamlıyor.

Önce isim parlatılıyor. Sonra o isme vicdan emanet ediliyor. Bir müddet sonra yaptığı işten ziyade temsil ettiği sanılan mana konuşuluyor.

En nihayet karşımızda insan kalmıyor. Sembol beliriyor.

Kalabalık uzun raporlardan hoşlanmaz. Hesap cetveli onu yorar. Şeffaflık belgesi heyecan uyandırmaz.

Onun aradığı şey, içine kolayca girebileceği sade bir hikâyedir.

Bir kahraman.

Bir düşman.

Bir mağdur.

Bir de yüksek sesle anlatılan kurtuluş masalı.

Ahbap Sendromu işte bu masalın toplumsal yatağında büyür.

Kahramanı yalnız kahramanın kendisi üretmez. Onu görmeye hazır gözler, alkışlamaya hazır eller ve yeni bir kurtarıcı bekleyen çevreler de üretir.

Onu göğe kaldıran şey kendi kuvvetinden çok kalabalığın boşluğudur. Vicdan vekaleti mekanizması devreye girmiştir çoktan.

İnsan, kendi sorumluluğunu tanınmış bir bedene devreder. Kendi adına konuşacak bir temsilci bulduğuna inanır, gönlünü ferahlatır.

O figür artık halkın vicdanı, kurumların alternatifi, siyasetin ümidi, memleketin muhtemel kurtarıcısı hâline gelir.

Bilhassa siyasal ümidini kaybeden bazı çevreler, siyasetin dışından lider devşirmeye pek meraklıdır.

Bir şarkıcı yardım kampanyası düzenler, ertesi gün ülkeyi yönetmesi teklif edilir.

Bir fenomen iktidara öfkelenir, sabaha demokrasi kahramanı olarak uyanır.

Bir oyuncu iki yüksek cümle kurar, toplumun vicdanı makamına oturtulur.

İnsan, inancını kaybedince put yapmaktan vazgeçmez, sadece malzemesini değiştirir.

Ahbap Sendromu bu nedenle yalnızca kahraman üretme mekanizması sayılmaz. Aynı zamanda kahramanı kurbanlaştırmaya hazırlayan bir toplumsal düzenektir.

Bütün ideolojilerin içinde de bu refleksin izi vardır.

Bir şahıs, bir hadise veya bir sembol, taşıyabileceğinden fazla mana ile yüklenir. Sonra o mana sorgulanamaz hâle gelir.

Ve insan, Atatürkçülükte de cemaatçilikte de türlü ideolojik, siyasal ve kültürel aidiyetlerde de aynı patolojinin ince çizgisi üzerinde oksijen tüketir.

İnsan, hakikati aramak yerine hakikatin bütün ağırlığını bir suretin omzuna bırakır.

Toplum Ahbap Sendromu'na yakalandığında sorgulama refleksi zayıflar.

Stockholm Sendromu nasıl Stockholm şehrini suçlamıyorsa, Ahbap Sendromu da bir kurum adına verilmiş toplumsal hüküm değildir.

Kavramın adı, olgunun belirginleştiği sahneyi işaret eder.

Bu sendromun içine gündelik sıcaklığında güneşlenen birçok ismi de vakıayı da ekleyebilirsiniz.

Deniz Gezmiş kültü, Osman Kavala miti, Ekrem İmamoğlu dalgası, Haluk Levent menkıbesi, Oğuzhan Uğur fenomeni, çeşitli sanatçı ve dijital fenomen ikonları...vb gibi.

Toplumun asıl ihtiyacıysa bu sendromdan çok uzaktadır.

Vicdanını kimseye kiraya vermeyen insanlara ihtiyaç vardır.

Yardım ederken aklını yanında taşıyan, severken ölçüyü kaybetmeyen, alkışlarken soru sormayı unutmayan insanlara...

Ahbaplık güzeldir. Kalabalığın aklını teslim aldığı ana kadar.

Kaynağa Git

İlgili Haberler