Maraş – Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün (MAPEG), Maraş’ın Türkoğlu ilçesinde bulunan Tut Dağı çevresindeki Cennetpınarı Mahallesi’nde mermer ve taş ocağı faaliyetlerini kapsayan II-B Grubu maden arama ruhsatı verdiği ortaya çıktı.
Med Restorasyon İnşaat Elektrik Turizm Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’ne verilen 202600149 numaralı ruhsat, tam 99,98 hektarlık (yaklaşık bin dönüm) bir alanı kapsıyor.
Mezopotamya Ajansı’ndan Ekrem Tunçoğlu’nur haberine göre, 6 Mayıs 2026’da yürürlüğe giren ve 2 yıllık "Ön ve Genel Arama Dönemi"ni kapsayan ruhsatın sınırları, köyün sıfır noktasına kadar dayanıyor. Resmi harita ve parsel koordinatlarına göre; şirkete tahsis edilen arama sahasının içinde köylülerin evleri, tarım arazileri, bahçeleri, hayvancılık için hayati önem taşıyan mera alanları ve hatta köyün tek su deposu yer alıyor.
Karşı dağlarda halihazırda işletilen 3 adet taş ocağının yarattığı ekolojik yıkımı her gün gözleriyle gören Mole Uson sakinleri, yeni maden projesiyle yaşam alanlarının tamamen yok edilmek istenmesine tepkili. Göç etmek istemediklerini ve topraklarını koruyacaklarını vurgulayan mahalle sakinleri, "Bize el uzatın" diyerek duyarlılık çağrısında bulundu.
“Evlerimiz ne olacak?”
Doğma büyüme Mole Usonlu olduğunu belirten Salman Buyrukcan, geçmişte kendisinin de mermercilik yaptığını ve bu ocakların yarattığı tahribata yabancı olmadığını dile getirdi. Şirketin köye gelerek kendilerini yanılttığını ifade eden Buyrukcan, yaşananları şu sözlerle anlattı: "Taş ocağını iyi biliyorum, benim geçmişim mermercilikten gelir. Mermerin olduğu yerde her taraf toz duman olurdu. O zaman bizim evlerimiz ne olacak? Bizim sorunumuz bu. Bu arazi ne olacak? Nasıl bir taş ocağı, nasıl kuruluyor, biz ona da şaşıyoruz yani. Adamlar geldi burada bir iki numune aldılar, götürdüler. 'Eğer beğenilirse gelip ara sıra buradan taş götüreceğiz, antika yapacağız' dediler. Meğer buraya taş ocağı kuruyorlarmış. Biz zor durumdayız. Ağaç var, ondan sonra benim yaşım ilerlemiş; bir ağaç dikiyorum ki arkamda bir eser bırakayım, benim amacım odur. Ama niye buraları böyle heder ediyorsunuz ki?"
“Su kaynağı kuruyacak”
Maden sahasının köyün su deposunu ve yeraltı su damarlarını doğrudan kapsadığına dikkat çeken Elif Balçın ise projenin hayata geçmesi durumunda en temel yaşam haklarının ellerinden alınacağını vurguladı. Balçın, su ve çevre kirliliğine işaret ederek şöyle konuştu: "Yer altında su kaynağımız orada olduğu için, bu sular da içildiği için doğrudan sağlığımızı etkileyecek. Doğamıza, sağlığımıza zarar verilecek. Biz o yüzden burada bir taş ocağı olmasını istemiyoruz. Bu ocak aynı zamanda suyumuzu kesecek, su kaynağımız kuruyacak. Dünyada bence en büyük suç insanların su kaynağının yok edilmesidir. İstemiyoruz, doğamıza zarar verilmesini kabul etmiyoruz."
“400 yıllık geçmişimiz yok ediliyor”
Ruhsat alanının parsel sorgulamasını yaptıklarında karşılaştıkları tablonun ürkütücü olduğunu belirten Mehmet Balçın, maden sınırının köyün evlerine ve mezarlığa kadar uzandığını söyledi. Köyün hafızasının ve geçmişinin silinmek istendiğini ifade eden Balçın, tepkisini şu sözlerle dile getirdi: "İnsanlar hevesle köye gelmiş, evlerini yapmışlar; şimdi istemiyorlar. Yapılacak olan mermer sahası köye sıfır noktada. Bu saha tam mezarlara kadar uzanıyor. Bu köyün 400 yıllık bir geçmişi vardır, dedelerimiz burada yaşamış. Maden bizim anılarımızı da yok ediyor. Burada hepimizin; babalarımızın, abilerimizin, ablalarımızın, annelerimizin bir sürü anısı var. Bunların kaybolmasını istemiyoruz. "
“Yaşam alanlarımız yok olmak üzere”
Son olarak söz alan Filiz Yornuk da köyün atalarından kendilerine kalan bir emanet olduğunu, huzurlu yaşam alanlarının bir şirketin rant hırsına kurban edilmesine izin vermeyeceklerini vurguladı. Yornuk, tarım ve hayvancılığın sonunun geleceğini belirterek şu uyarıyı yaptı: "Biz yıllardır buralarda yaşıyoruz. Atalarımız, dedelerimiz hepsi buralarda yaşadı, buraları bize emanet bıraktı. Köyümüze geldiğimizde gerçekten nefes aldığımızı hissediyoruz. Yıllardır huzur içinde yaşıyoruz. Yaşlılarımız yıllarını, emeğini verdi bu topraklara. İnsanlığın kalacak tek şeyi; yuvası, atasının miras bıraktığı toprakları ve sularıdır. Biz burada bir yaşam mücadelesi veriyoruz. Kendi çıkarı için birilerinin gelip toprağımı götürmesini istemiyorum. Çocuklarıma bırakacağım mirası burada korumak istiyorum. Şimdi bu projeyle hepimizin uykusu kaçtı, hiç kimse rahat değil."
Taş ocağı ya da kum ocağı hiç fark etmez; kimsenin yaşam alanlarına girmesini istemediklerini söyleyen Yornuk, "Bireysel birinin çıkarı, para kazanması uğruna insanların mahvolmasını istemiyorum. Karşı dağımızda halihazırda 3 kum ocağı var ve oraya bakınca hiçbir yaşam belirtisinin, ağacın kalmadığını görüyoruz. Şimdi bizim yaşam alanımızı, bu tepeyi almak istiyorlar. Kendi evinizin içine bir yabancının girdiğini düşünün; bizim köyümüzün içi hemen şurası ya! Hemen köy alanımıza girip bizleri de o kuruyan kum ocakları gibi yapmak istiyorlar" dedi.
Köyde hayvancılık yapıldığını söz konusu alanların da meraları olduğunu söyleyen Yornuk, “Şimdi meracılık bittiği anda bizler de bitmiş olacağız. Geçim kaynağımız bu; kendimiz üretiyoruz, çiftçilik yapıyoruz. İnsanımız hep çiftçilikle geçiniyor. Su depomuz hemen kazmak istedikleri alanın yanı başında, meramızın içinde. Yaşam alanlarımız tamamen yok olmak üzere. Bize el uzatın" ifadelerini kullandı.