Ana içeriğe geç

Doç. Dr. İsmet Akça: NATO zirvesinden beklenen rol, işçi sınıfının yoksullaştırılması üzerine kurulu

Doç. Dr. İsmet Akça, büyüme stratejisinin ucuz emek, reel ücretlerin baskılanması ve artan silahlanma harcamaları üzerine kurulduğunu anlatıyor.

Doç. Dr. İsmet Akça: NATO zirvesinden beklenen rol, işçi sınıfının yoksullaştırılması üzerine kurulu
Evrensel
16

Türkiye kapitalizminin içine girdiği darboğaz, iktidarı içeride ve dışarıda yeni bir hegemonya inşasına zorluyor. Peki, bu inşanın merkezindeki “askeri sanayi” hamlesi gerçek bir kalkınma modeli mi, yoksa reel ücretleri düşürmeye dayalı emek rejimini gizleyen ideolojik bir kurgu mu? Siyaset Bilimci Doç. Dr. İsmet Akça ile bu denklemi konuştuk. Akça; artan silahlanma harcamalarının ve NATO eksenindeki arayışların, halkın temel ihtiyaçları gasbedilerek kurulan bir sömürü düzeniyle nasıl iç içe geçtiğini anlatıyor.

Barış Alp Özden ile birlikte kaleme aldığınız makalede, 2008 küresel krizi ve 2013’teki sermaye çıkışları sonrasında tıkanan “iç talebe dayalı, dış açık veren” büyüme modelinin yerine, iktidarın yapısal bir çıkış olarak “askeri dönemece” yöneldiğini belirtiyorsunuz. Askeri sanayi neden geçici bir çözüm olarak kalmayıp yeni büyüme stratejisinin temel yapı taşlarından biri haline geldi?

Türkiye’de 2001’den başlayıp 2009 kriziyle tıkanan ama 2013’e kadar uluslararası dinamikler dolayısıyla devam eden, kamu maliyesi disiplini, yüksek faiz, değerli TL ve özelleştirmelerle sıcak para girişi, kredi genişlemesi, ithalatın ucuzlaması, görece düşük enflasyon ve iç tüketime dayalı bir büyüme modeli söz konusuydu. Burada kamunun ucuz kredi ve ihaleleriyle inşaat sektörünü desteklemesi de başlıca çabasıydı. Ama buradaki dayanak küresel likidite bolluğuydu.

2013’te Amerikan Merkez Bankasının faiz indirimine gideceği açıklaması kritik bir eşik oldu. Sıcak para girişinin daralması, para çıkışlarının artması anlamına geldi. Sıcak para girişine dayalı modelin tükenmesiyle beraber Türkiye’de arayışlar gündeme geldi. Tam teşekküllü bir sanayileşmeye dayalı, planlı programlı bir model oturmamış olsa da dünyadaki yeniden sanayileşmeye dönük arayışlar çerçevesinde Türkiye’de buraya doğru yöneldi.

Türkiye’nin askeri sanayiye bu kadar güçlü yatırım yapmasını, dört başlıkta toparlayabiliriz. Bir tanesi daha jeopolitik, güvenlik politikaları. İkincisi, yani sermaye birikim stratejisindeki tıkanma. 2013-15 aralığından sonra el yordamıyla yeni bir büyüme birikim modeli arayışı var, henüz kurumsallaşmış olmasa da dinamo sektör olabileceğine dair inanç var. Bununla çok bağlantılı, jeoekonomik diyebileceğim, bu yeni sermaye birikim stratejisinin biraz dış politika boyutu diyebiliriz. Yani Türkiye kapitalizminin gelişme dinamikleri ve sermaye gruplarının dış pazar, ham madde, dış mali kaynak arayışının tetiklediği bir dış politika hattı. Bir de son dönemde seçimlere baktığımızda bir tekno-milliyetçilik kavramıyla da karşılanan iktidarın diliyle o büyük Türkiye anlatısının en önemli göstereni olarak kurmak. Buradan rejime de güçlü bir ideolojik meşruiyet devşirmek gibi bir boyutu da var.

2013 sonrası, 2015’ten sonra biz bu konuda bir sıçrama görüyoruz. Mesela ciroya baktığımızda 2002’de 1 milyar dolar olan ciro, 2008’de 3 milyar dolara, 2024’te 20 milyar dolara çıkıyor. İhracatta yine 2002’de 1 milyar dolar, 2025’e geldiğimizde 10.05 milyar dolar ki esas sıçrama özellikle 2015 sonrası oluyor. Sektördeki şirket sayısı 2002’de 56 iken 2025’te 3 bin 500. Dolayısıyla tam teşekküllü bir sanayileşmeye dayalı, planlı programlı bir model oturmamış olsa da dünyadaki yeniden sanayileşmeye dönük arayışlar çerçevesinde Türkiye de buraya doğru yöneliyor.

AKP’nin 2013-15’ten sonra toplumsal desteğinin de gitgide eridiği son 10-11 yılda aslında hegemonik kapasitesi de zayıflarken ve sürekli bir hegemonya devlet krizleri sarmalı içinde yeni bir hamle yapmaya çalıştığını düşünüyorum. Yeni bir hegemonya projesi ve blok arayışı. Burada da bence dört tane ana sacayağı var. Bir tanesi daha devletçi, otoriter, kalkınmacı-korumacı bir model. İktidar blokunun içinde sanayi sermayesini ön plana çıkarma arayışı vardı. Bunun içinde askeri sanayi çok belirleyici. Bunun yanında maden, enerji, inşaat sermayesi ve ihracatçı tüccarların daha ön plana çıkarıldığı bir iktidar bloku da öngörülüyor. Buna yeni faşistleşme sürecindeki bir siyasal rejim ve devlet inşası -ki kayda değer bir yol da kat edildi- eşlik ediyor. Dış politikada alt-emperyalist bir dış politika ve ideolojik olarak da hani yeni bir ulus kimlik tarifi… Benim Sünni-İslami milliyetçilik diye tarif ettiğim bir ideolojik hatla aslında bir yeni Türkiye inşasına yönelmiş durumda. Bu yeni Türkiye inşası içinde, baktığımızda da askeri sanayi önemli bir yer tutuyor.

Türkiye, askeri sanayi ihracatında en hızlı büyüyen ikinci ülke, dünyanın en büyük 11. ihracatçısı. Ama Türkiye’de silah sanayi toplam ihracatının sadece yüzde 4.2’sini oluşturuyor. Yani bir yandan da gerçekliğin ötesinde muazzam bir ideolojik kurgu da var. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün (SIPRI) en büyük 100 askeri sanayi şirketinin gelirleri içinde Türk şirketlerinin payı sadece yüzde 1.5. Yani burada yüzde 49 zaten ABD şirketleri, yüzde 13 Çin şirketleri şeklinde gidiyor. Dolayısıyla sizin uluslararası piyasadan kapabileceğiniz pay da çok düşük. Aslında siz bu yatırımları başka bir sivil sanayiye daha yapsanız yine teknoloji yoğun çok daha büyük atılımlar da gerçekleştirebilirsiniz. Yani burada gerçek olan ve mit olan, ideolojik kurgu olanı ayırt etmek gerekiyor.

NATO’da silahlanmaya daha fazla pay ayrılması kararının etkisi nedir?

NATO üyelerinin savunma harcamalarını gayrisafi yurt içi hasılalarının yüzde 5’ine çıkarmaları hedefine herhalde en istekli olan ülkelerden bir tanesi. Bugün emperyalist sistem yeniden yapılanırken Türkiye hem Ortadoğu’ya yönelik ABD politikaları, ABD’nin buradan çekilme ve çekilme sonrası burada bir stabilite yaratma isteği çerçevesinde roller biçiliyor. Hem de NATO ülkelerinin Trump’ın en kaba haliyle sürekli olarak söylediği, “Kendi güvenliğinizi kendiniz finanse etmelisiniz” yaklaşımında Türkiye’ye Avrupa’nın güvenlik mimarisinde oynayabileceği bir rol düşünülüyor. Fransa, Almanya bu konuda fren yaparak ilerlese de Türkiye askeri sanayisi açısından bir yeni imkan ve pazarlık unsuru. Önümüzdeki yıllarda Türkiye-Avrupa ilişkilerini en çok bu askeri sanayi ve güvenlik politikaları çerçevesinde konuşuyor olacağız.

Bu harcamalar Türkiye halkı için; eğitim, sağlık barınma, yaşlı ve çocuk bakımı kamu hizmetleriyle karşılanabileceği bir model yerine, kaynakların askeri sanayiye aktarılması anlamına geliyor.

İktidarın ihracat odaklı stratejisinin “reel ücretlerin baskılanmasına” dayandığını ifade ediyorsunuz.

Türkiye’de 2013-15 aralığında sıkışan yani daha önceki 11-12, 2001’den 2013-15’e kadar süren sermaye birikim stratejisi uluslararası koşulların değişmesiyle beraber yürütülemez hale geldi ve yeni arayışlar söz konusu. Fakat değişmeyen bir şey var burada, her iki sermaye birikim stratejisinin de bir tane ortak bileşeni var, o da otoriter emek rejimi.

Otoriter emek rejimi şu demek; Türkiye kapitalizmi esas olarak reel ücretlerin baskılandığı bir ucuz emek rejimine dayalı. O zaman sendikasızlaştırma yapacaksınız, işçi eylemlerine izin vermeyeceksiniz, işçi eylemleri ortaya çıkınca da devletin güvenlik aygıtlarıyla bastıracaksınız. İşte bütün iş hukukunu buna göre değiştireceksiniz.

İktidarın Ankara’da gerçekleştirilecek NATO zirvesinden temel beklentisi nedir?

İktidar bölgede alt emperyalist güç olabilmek nüfusunu gücünü arttırabilmek için ABD ile uyumlu bir ilişki ve NATO zirvesinden de bu yönde önünün açılacağı NATO’nun yeni çizdiği güvenlik mimarisinde önemli bir yer ve pay kapacağı bir pozisyon düşünüyor. Yine son bir iki ay içinde gündeme düşen NATO bünyesinde İstanbul’da deniz unsur komutanlığı kurulacağı bilgisini de NATO’nun Rusya’ya yönelik planları çerçevesinde değerlendirmek lazım. ABD ile uyumlu politika, Türkiye’nin iç siyasetinde iktidara muazzam meşruiyet veriyor. “Türkiye’deki iktidarın neye ihtiyacı var meşruiyete o zaman biz de onlara istediği meşruiyeti verelim demişti Tom Barak.” Ve bu Barak Antalya diplomasi forumunda şunu söyledi Ortadoğu’da işe yarayan şey güçlü liderlik rejimleri, “müşfik merhametli monarşiler” oldu. Trump da zaten her koşulda Erdoğan’a övgüler yağdırıyor.

Bunun dışında başka ne bekleniyor NATO bünyesinde yani bu NATO toplantısından NATO’nun Avrupa kanadının yeni güvenlik mimarisinde de Türkiye’nin önemli bir rol oynaması söz konusu. Yani Trump yönetimi NATO’nun Avrupa kanadının kendi askeri finansmanını karşılamasını istiyor ve burada hem büyük bir ordusuyla hem de askeri sanayisiyle katkılar sunabileceği düşünülüyor. Her ne kadar Doğu Akdeniz’deki nüfus kavgasında İsrail, Yunanistan, Fransa ittifakı ve Fransa, Almanya’nın Türkiye’yi henüz AB’nin büyük askeri sanayi projelerine dahiline veto koyması gibi tersi yönde unsurlar söz konusu olsa da Türkiye kendisine alan açacak sonuçlar bekliyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler