Masada İran’la yaşanan askeri hesaplaşmanın ardından atılacak adımlar, Gazze’nin geleceği, Batı Şeria’daki İsrail’in yeni işgal alanları ve gerilim, İsrail’in güvenlik talepleri ve iki liderin iç siyasette ihtiyaç duyduğu “başarı hikâyesi” bulunacak. Kısacası Beyaz Saray’da sözde barış konuşulacak; ancak tarafların dosyalarında savaş planları da hazır tutulacak.
Netanyahu’nun bugün Washington’a gitmesi, salı günü Trump’la görüşmesi ve yaşamını yitiren Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın cenaze törenine katılması bekleniyor. İsrail Başbakanlık Ofisi tarafından da doğrulanan ziyaret, Washington ile Tahran arasında 13 gün süren karşılıklı saldırıların ardından çatışmaların durdurulduğunun açıklanmasından hemen sonra gerçekleşecek. Siyasi kaynaklara göre görüşme, ABD ile İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın beşinci ayına girdiği son derece kritik bir döneme denk geliyor.
Trump yönetiminin İran’a yönelik günlük saldırı planlarını cuma günü askıya aldığı, Amerikan ordusuna yeni saldırı düzenlememesi talimatı verildiği öne sürüldü. Amerikan yönetiminden kaynaklara göre Trump, önceki günlerde her öğleden sonra önüne getirilen saldırı planlarını onaylıyor, operasyonlar birkaç saat içerisinde gerçekleştiriliyordu. Ancak saldırıların aniden durdurulması, bunun kalıcı bir strateji değişikliği mi, yoksa diplomasiye zaman kazandırmayı amaçlayan geçici bir ara mı olduğu sorusunu gündeme getirdi.
TAHRAN DOSYASI MASANIN TAM ORTASINDA
Görüşmenin en önemli başlığını İran oluşturacak. Washington ile Tahran arasında ilan edilen çatışmasızlık ortamının nasıl korunacağı, İran’ın nükleer programı ve balistik füze kapasitesinin nasıl sınırlandırılacağı, İsrail’in yeniden saldırı talep edip etmeyeceği ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin hangi şartlarla normale döneceği ayrıntılı biçimde ele alınacak. Trump, savaşın durdurulmasını kendi diplomatik başarısı olarak sunmak isterken Netanyahu, verilen aranın İran’a askeri kapasitesini yeniden kurma fırsatı vermesinden endişe ediyor.
İsrail yönetimi açısından İran yalnızca uranyum zenginleştirme faaliyetleri nedeniyle değil, uzun menzilli füze kapasitesi, insansız hava araçları, bölgesel müttefikleri ve İsrail çevresinde oluşturduğu silahlı ağ nedeniyle de en büyük stratejik tehdit olarak görülüyor. Bu nedenle Netanyahu’nun Trump’tan, İran’ın nükleer altyapısını ve füze üretim merkezlerini yeniden kurması durumunda İsrail’e yeni askeri operasyon hakkı tanınmasını isteyebileceği değerlendiriliyor. Netanyahu’nun daha önceki görüşmelerde de İran’la yapılacak herhangi bir anlaşmaya balistik füzeler ile Tahran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin dahil edilmesini talep ettiği biliniyor.
Trump ise İran konusunda İsrail kadar aceleci davranmıyor. Amerikan Başkanı, askeri gücü masadan kaldırmadan diplomatik bir anlaşmayı denemek ve kendisini “sonsuz savaşları sona erdiren lider” olarak konumlandırmak istiyor. Trump, şubat ayında Netanyahu ile yaptığı üç saatlik görüşmenin ardından da İran’la savaştan önce bir anlaşmaya ulaşmayı tercih ettiğini söylemişti. Netanyahu’nun diplomasiye kuşkuyla yaklaştığı, Trump’ın ise ekonomik ve siyasi maliyetleri nedeniyle uzun süreli bir askeri çatışmadan kaçınmaya çalıştığı görülüyor.
İran’ın çatışmaların ardından müzakerelere dönmeye hazır olduğu, ancak Hürmüz Boğazı’nda kendisine rağmen yeni bir deniz koridoru oluşturulmasını kabul etmeyeceği belirtiliyor. Ummanlı arabulucuların Tahran’daki temasları sürerken, İran yönetiminin boğazdan geçişlerin kontrolü ve ticari gemilerden ödeme alınması konusunda talepler ileri sürdüğü aktarılıyor. Washington ise dünya enerji ticaretinin en hassas noktalarından biri olan Hürmüz’ün yeniden açılmasını, bölgedeki askeri gerilimin azaltılmasının ön şartlarından biri olarak görüyor.
ABD’li diplomatik kaynakların aktardığına göre Amerikan saldırıları iki gece üst üste durdurulurken İran da misilleme operasyonlarına ara verdi. Ancak bu sessizlik, taraflar arasında kapsamlı ve kalıcı bir anlaşma sağlandığı anlamına gelmiyor. Washington diplomasi yoluyla Hürmüz’ü açmaya ve yeni bir bölgesel savaşı önlemeye çalışırken Netanyahu yönetimi, İran’ın nükleer ve füze programlarına karşı daha sert ve bağlayıcı güvenceler istiyor.
PATRİOTLAR KONUŞTU, CEPHANELİKLER YORULDU
Trump’ın saldırıları durdurma kararında yalnızca diplomatik hesapların değil, Amerikan ordusunun mühimmat stoklarına ilişkin kaygıların da etkili olduğu belirtiliyor. ABD’li askeri kaynaklara göre, İran’ın füze ve insansız hava aracı saldırılarına karşı kullanılan hava savunma sistemlerinin ve özellikle Patriot önleme füzelerinin yoğun biçimde tüketildiğine dikkat çekildi. Pentagon’un aynı anda İsrail’i, Körfez’deki Amerikan üslerini ve bölgedeki on binlerce Amerikan askerini korumak zorunda kalması, askeri planlamayı daha karmaşık hale getirdi.
Amerikalı askeri yetkililerin Trump’a, uzun süreli bir çatışmanın mühimmat stoklarını kritik düzeylere çekebileceği uyarısında bulunduğu öne sürülüyor. Bu durum saldırıların yalnızca siyasi irade ve hedef listeleriyle sürdürülemeyeceğini, savaşın aynı zamanda üretim kapasitesi, lojistik hatlar ve füze stokları üzerinden hesaplandığını ortaya koyuyor. Beyaz Saray’ın İran’a karşı daha geniş çaplı bir operasyona girişmesi halinde, Avrupa ve Hint-Pasifik bölgesindeki Amerikan savunma yükümlülüklerinin de bundan etkilenebileceği değerlendiriliyor.
Mühimmat sıkıntısının çatışmaların durdurulmasının tek nedeni olduğu söylenemese de savaşın maliyeti artık Washington’daki karar mekanizmasının en önemli başlıklarından biri haline geldi. ABD Temsilciler Meclisi’nin İran savaşı ve Trump yönetiminin diğer öncelikleri için 95 milyar dolarlık bütçe paketini kabul etmesi, askeri gerilimin Amerikan ekonomisi ve iç politikası üzerindeki yükünü de gözler önüne serdi. Yükselen petrol fiyatları ve enflasyon kaygıları, savaşın yalnızca Tahran ile Washington arasında değil, Amerikan seçmeninin mutfağında da hissedildiğini gösteriyor.
Trump, çatışmaları büyütmeden İran’ı masaya oturttuğu görüntüsünü vermek istiyor. Çünkü savaşın uzaması, Cumhuriyetçi Parti içerisinde “Amerika’yı yeni bir Orta Doğu savaşına sürüklememe” sözüne inanan seçmenlerde rahatsızlık yaratıyor. Trump’ın kamuoyu desteği üç hafta üst üste yaklaşık yüzde 39 seviyesinde kaldı. Başkanın karşı karşıya bulunduğu iç siyasi bölünme ve ekonomik baskılar, Beyaz Saray’daki görüşmenin diplomatik yönünü daha da önemli hale getiriyor.
GAZZE’DE SAVAŞTAN ZOR SORU: ERTESİ GÜN NE OLACAK?
İran görüşmenin en sıcak dosyası olsa da Gazze, Trump ile Netanyahu arasındaki en zorlu siyasi başlıklardan biri olacak. Askeri operasyonların ardından Gazze’nin kim tarafından yönetileceği, Hamas’ın yeniden silahlı güç kazanmasının nasıl önleneceği, İsrail ordusunun hangi koşullarda bölgeden çekileceği ve yeniden imar çalışmalarının hangi yönetim altında yürütüleceği henüz netleşmiş değil.
İsrail, Hamas’ın Gazze’de yeniden yönetici ya da askeri aktör haline gelmesini engelleyecek kesin güvenlik garantileri talep ediyor. Netanyahu yönetimi, savaş sonrasında Gazze’de İsrail’in güvenlik denetimini korumasını, sınır geçişlerinde söz sahibi olmasını ve silahlanmayı engelleyecek sürekli bir mekanizma kurulmasını istiyor. Washington ise savaşın sona erdirilmesi, rehineler dosyasının kapatılması ve Gazze’de uluslararası destek görebilecek daha istikrarlı bir sivil yönetim oluşturulması için formül arıyor.
“Ertesi gün” planının önündeki en büyük sorun, Gazze’yi yönetecek siyasi yapının belirlenememesi. Filistin Yönetimi’nin rolü, Arap ve Müslüman ülkelerinin bölgeye idari veya güvenlik desteği verip vermeyeceği, uluslararası bir geçiş yönetiminin kurulup kurulamayacağı ve İsrail’in bu yapılar üzerindeki denetiminin sınırları konusunda taraflar arasında ciddi görüş ayrılıkları bulunuyor. Gazze’nin yeniden inşası için gereken büyük finansmanın kim tarafından karşılanacağı da askeri meseleler kadar tartışmalı bir başlık olarak masada duruyor.
Amerikan yönetiminin öncülük ettiği “Barış Kurulu”nun, Gazze planını Hamas’ın kontrolünde olmayan bölgelerden başlayarak uygulamaya koymayı değerlendirdiği bildirildi. ABD’li diplomatik kaynaklara göre plan, güvenli kabul edilen bölgelerde yeni yönetim ve yeniden inşa mekanizmaları oluşturulmasını öngörüyordu. Ancak Gazze’nin farklı idari alanlara bölünmesi ihtimali, Filistin tarafında kalıcı parçalanma endişesine yol açıyor.
BATI ŞERİA’DA YENİ CEPHE KORKUSU
Filistin dosyası Gazze ile sınırlı değil. Batı Şeria’daki İsrail işgal operasyonları, artan yerleşim faaliyetleri, yeni karakol ve yerleşim noktalarının oluşturulması ve Filistinli gruplarla İsrail güvenlik güçleri arasında büyüyen gerilim de görüşmede gündeme gelecek. Filistin yönetimi, Batı Şeria’nın büyük çaplı bir güvenlik patlamasına doğru sürüklendiği uyarısında bulunurken Netanyahu hükümeti üzerindeki sağcı koalisyon baskısı giderek artıyor.
Gazze’de işgal düşüncesinin mimarı Netanyahu’nun aşırı sağcı ortakları, Batı Şeria’da daha sert politikalar uygulanmasını, İsrail işgal alanlarının genişletilmesini ve yeni yerleşimlerin hızlandırılmasını talep ediyor. Washington ise İsrail’e verdiği güvenlik desteğini sürdürürken, Batı Şeria’da başlayabilecek daha geniş bir ayaklanmanın Ürdün’den Körfez ülkelerine kadar bütün bölgeyi etkileyebileceğini hesaplıyor. Bu nedenle İsrail’in işgal dosyası resmi açıklamalarda geri planda tutulsa bile kapalı kapılar ardındaki en hassas anlaşmazlıklardan biri olmayı sürdürüyor.
Trump yönetimi geçmiş görüşmelerde bazı İsrail adımlarının bölgesel istikrara verebileceği zarar konusunda kaygılarını Netanyahu’ya iletti. Buna rağmen Amerikan yönetiminin İsrail üzerindeki siyasi baskısını hangi ölçüde kullanacağı belirsiz. Washington’un temel ikilemi değişmiş değil: İsrail’in güvenliğini koşulsuz biçimde desteklemek isterken, aynı politikaların yeni bir Filistin ayaklanmasına ve Arap dünyasında daha büyük bir tepkiye yol açmasını önlemeye çalışıyor.
AYNI İTTİFAK, FARKLI HESAPLAR
Trump ile Netanyahu arasındaki ilişki güçlü bir stratejik ittifaka dayanıyor; ancak iki liderin öncelikleri her zaman aynı noktada buluşmuyor. Netanyahu, İran’a karşı Amerikan askeri desteğinin sürmesini ve gerektiğinde yeni operasyonlara onay verilmesini istiyor. Trump ise İsrail’in güvenliğini desteklemekle birlikte, Amerikan askerlerini ve ekonomisini uzun süreli bir bölgesel savaşın içine çekecek adımlara mesafeli durmaya çalışıyor.
İki lider arasındaki görüş ayrılıkları son aylarda daha görünür hale geldi. Trump’ın yakın çevresinde Netanyahu’nun İran konusunda Amerikan yönetimini sürekli daha geniş askeri operasyonlara yönlendirdiği düşüncesinin güçlendiği ileri sürüldü. Trump’ın temmuz başında yaptığı ve Netanyahu’nun “kimin patron olduğunu bildiğini” söylediği açıklama da Washington’daki güç dengesine ilişkin dikkat çekici bir mesaj olarak yorumlandı. ABD’li diplomatik kaynaklara göre iki liderin iç ve dış politika hedefleri, İran savaşı ve bölgesel krizlerin derinleşmesiyle önceki döneme göre daha fazla ayrıştı.
NETANYAHU WASHINGTON’DAN SEÇİM HEDİYESİYLE DÖNMEK İSTİYOR
Görüşmenin Netanyahu açısından bir başka önemli boyutu da İsrail’de yaklaşan seçimler. İsrail Parlamentosu Knesset’in feshedilmesinin ardından seçimlerin 27 Ekim’de yapılması kararlaştırıldı. Netanyahu, savaşın yönetimi, Gazze’deki işgal ve belirsizlik, İran saldırıları, güvenlik başarısızlıkları ve hükümet içerisindeki anlaşmazlıklar nedeniyle yoğun siyasi baskı altında bulunuyor.
Netanyahu yıllardır kendisini İran tehdidini en iyi anlayan ve İsrail’i dış tehditlere karşı koruyabilecek tek lider olarak sunuyor. Bu nedenle Beyaz Saray’dan alınacak yeni bir güvenlik taahhüdü, İran’ın füze ve nükleer programlarına karşı ortak mekanizma ya da Gazze konusunda Amerikan desteği, seçim kampanyasında önemli bir siyasi koz haline gelebilir. Buna karşılık Trump’ın Netanyahu’dan Gazze’de taviz istemesi veya İran’a karşı yeni saldırılara onay vermemesi, İsrail Başbakanı’nın sağ seçmen karşısındaki manevra alanını daraltabilir.
ABD’li siyasilerin değerlendirmelerine göre İran’a karşı hızlı ve kesin bir askeri zafer Netanyahu’nun siyasi konumunu güçlendirebilirdi; ancak savaşın uzaması, güvenlik sorunlarının büyümesi ve kesin bir sonuca ulaşılamaması bu senaryoyu zayıflattı. Netanyahu’nun seçimlere giderken Trump’la yakın ilişkilerini öne çıkarması bekleniyor. Beyaz Saray’daki bir fotoğraf karesi bile Likud kampanyası açısından diplomatik görüntüden çok daha büyük bir siyasi yatırım anlamına geliyor.
BEYAZ SARAY’DA BARIŞ KONUŞULACAK, SAVAŞ DOSYASI KAPANMAYACAK
Trump-Netanyahu görüşmesi İran’dan Gazze’ye, Batı Şeria’dan Hürmüz Boğazı’na, Amerikan mühimmat stoklarından İsrail seçimlerine kadar uzanan geniş bir gündemi kapsayacak. Washington çatışmasızlık ortamını kalıcı hale getirerek yeni bir askeri ve ekonomik yıpranmayı önlemek istiyor. İsrail ise verilen aranın İran, Hamas veya diğer bölgesel rakiplerinin yeniden güç toplamasına dönüşmemesi için Amerikan garantileri talep ediyor.
Yarınki görüşme iki müttefikin yalnızca geçmiş savaşın bilançosunu çıkardığı bir toplantı olmayacak; bir sonraki dönemin askeri ve siyasi sınırlarının çizileceği bir pazarlık niteliği taşıyacak. Trump masadan “savaşı durduran başkan” görüntüsüyle kalkmak, Netanyahu ise İsrail’e yeni güvenlik güvenceleri sağlayan lider olarak ülkesine dönmek istiyor. Ancak Beyaz Saray’daki en büyük ironi de burada ortaya çıkıyor: İki lider barışı güçlendirmek için buluşacak, fakat ikisinin de çantasında barış planlarından daha kalın savaş dosyaları bulunacak.