Reuters ajansına konuşan İranlı iki üst düzey kaynak, Tahran'ın gerekirse askeri güce başvurarak Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü ve Körfez'e giren veya çıkan gemilerden ücret alma yetkisini uluslararası alanda tescil ettirmekte kararlı olduğunu belirtti.
ABD ile bu ay varılan ve üç aydır süren çatışmaları sonlandırmayı amaçlayan geçici uzlaşı kapsamında İran, gemilerin 60 gün boyunca boğazdan ücretsiz geçişine izin vermeyi kabul etmişti.
Ancak Tahran, anlaşma metninin kendisine hangi gemilerin geçebileceği ve boğazda hangi rotayı izleyeceğini belirleme yetkisi tanıdığı görüşünde.
Kaynaklar, geçici aşamanın sona ermesinin ardından bu kontrolün kalıcı ve resmi olarak kabul edilmesini sağlama konusunda İran'ın kararlı olduğunu, Washington ile yürütülen barış görüşmelerinde bu husus üzerinde mutabakat sağlanana kadar müzakerecilerin diğer ihtilaflı alanlara geçmeyeceğini aktardı.
Geçici anlaşmanın uzatılmadan sona ermesi durumunda İran'ın ağustos ortasından itibaren gemilerden geçiş ücreti almaya başlayacağı belirtiliyor.
Fakat Tahran henüz hangi ücretlerin nasıl tahsil edileceğine dair bir tarife sunmadı.
Savaşın başlangıcında boğazı kapatan İranlı yetkililer, o dönemde bazı gemilerden Körfez'den ayrılabilmeleri için seyrüsefer veya diğer adlar altında ücretler alındığını kaydetmişti.
Hürmüz Boğazı üzerinde kurulacak kalıcı bir İran kontrolü ile gemilere yönelik resmi prosedürler ve ücretler, savaş öncesinde küresel enerji arzının beşte birini ve diğer kritik malları taşıyan bu hayati suyolundaki tüm taşımacılık faaliyetlerine ek maliyet, gecikme ve riskler yükleme potansiyeli taşıyor.
Boğazdan geçişler daha önce hiçbir zaman ücrete tabi tutulmamıştı.
ABD Başkanı Donald Trump geçen hafta yaptığı açıklamada, Washington kendisi uygulamaya karar vermediği sürece Hürmüz Boğazı'ndan geçiş için hiçbir harç alınmayacağını belirtmişti.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Körfez ülkeleriyle yaptığı toplantıda, hiçbir ülkenin uluslararası bir suyolunda taşımacılığı engelleme veya geçiş ücreti dayatma hakkı olmadığını ifade etmişti.
Kaynaklar, İran'ın geçici anlaşmayı, bu süre zarfında ücret tahsil etmemek kaydıyla boğazdaki tüm geçişler üzerinde kontrolünü sürdürebileceği şeklinde yorumladığını kaydetti.
Tahran ayrıca Körfez ülkeleriyle düzenlemeleri müzakere etmek zorunda olsa da onlarla mutlak bir anlaşmaya varma yükümlülüğü bulunmadığı görüşünü taşıyor.
Tahran yönetimi, pazartesi günü yaptığı açıklamada, boğazın güney kıyısında yer alan Umman ile suyolundaki geçiş rotalarını netleştirmek üzere görüşmeler planladığını duyurdu.
Ancak İran'ın hafta sonu, önceden izin almadan Umman tarafındaki sulardan geçmeye çalışan dört gemiye ateş açması, ABD ile kısa süreli fakat yoğun bir çatışmayı beraberinde getirdi.
Üst düzey bir İranlı yetkili, Tahran'ın durumun savaş öncesindeki statüko düzeyine dönmesine izin vermeyeceğini belirtti.
Yetkili, Hürmüz Boğazı'nı düzenleyecek yeni kuralların yürürlüğe girmesi gerektiğini, bu kuralların gemilerin giriş ve çıkış rotalarını İran’ın belirlemesini, güvenlik tehdidi oluşturduğundan şüphelenilen gemilerin girişini engelleme hakkını ve zorunlu hizmetler karşılığında ücret almayı kapsadığını kaydetti.
Yetkili, diğer ülkelerin bu şartları kabul etmemesi durumunda İran'ın taleplerini güç kullanarak dayatmaya hazır olduğunu ekleyerek, bu durum ABD ile yeniden ve daha yoğun bir çatışmaya yol açsa bile geri adım atmayacaklarını ifade etti.
İkinci bir üst düzey İranlı yetkili ise ABD ve İsrail ile yaşanan savaşı atlatmış olan İran'ın, uzun vadeli bir avantaj elde etmek adına "tarihi bir fırsata" sahip olduğuna inandığını dile getirdi.
Aynı yetkili, anlaşmazlığın artan maliyeti nedeniyle gemi sahibi ülkelerin zamanla İran yönetimini kabul edeceğini, Washington'ın da küresel enerji arzının kesintisiz sürmesi için bu duruma rıza göstereceğini iddia etti.
St Andrews Üniversitesi'nde modern tarih profesörü olan Ali Ansari ise İran'ın elindeki kozları aşırı değerlendiriyor olabileceğine ve Washington'ın bu derece büyük bir tavizi kabul etme sınırını yanlış hesapladığına dikkat çekti.
Ansari, "Bu savaşın yeniden başlama ihtimali insanların düşündüğünden çok daha yüksek, çünkü iki taraf da yenildiğini düşünmüyor" değerlendirmesinde bulundu.
Hürmüz Boğazı'nı uluslararası boğaz olarak tanımlayan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne ne İran ne de ABD taraf konumda yer alıyor; ancak boğazın güney kıyısındaki Umman sözleşmeyi imzalamış ülkeler arasında.
Boğaz İran ve Umman'ın kara suları arasında bölünmüş olsa da sözleşme kapsamındaki uluslararası boğaz statüsü serbest geçiş hakkını zorunlu kılıyor.
Bu sözleşme, ABD dahil uluslararası toplum tarafından genel kabul görmüş uluslararası teamül hukuku olarak değerlendiriliyor.
Eski bir İngiliz donanma kaptanı ve deniz savaşı ile deniz hukuku uzmanı olan Chris O'Flaherty, İran'ın diğer denizcilik sözleşmelerine göre kıyılarından sadece 3 mil olan kara sularını, bu sözleşmeye dayanarak 12 mile çıkarma iddiasında bulunabileceğini belirtti.
Hürmüz Boğazı'nın en dar noktası yaklaşık 20 mil genişliğe sahip. O'Flaherty, "Bu, çoğu insanın uluslararası hukukun netleştiğini düşündüğü, ancak İran'ın meydan okumaya karar verdiği son derece siyasi bir mesele" dedi.
Diğer yandan, ABD'li müzakerecilerin, milyarlarca dolarlık dondurulmuş fonların serbest bırakılması seçeneğinin Tahran'ı Hürmüz Boğazı'ndan geçiş ücreti alma planından vazgeçirmeye yeteceğini düşündükleri belirtiliyor.
Konuya vakıf kaynakların The Wall Street Journal gazetesine aktardığı bilgilere göre, farklı ülkelerde İran'a ait yaklaşık 100 milyar dolar bloke edilmiş durumda.
Donald Trump'ın temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner, bu hafta Katar'da yapılan görüşmelerde başlangıç olarak bu ülkede bulunan 6 milyar doların serbest bırakılmasını teklif etti.
Ancak kaynaklar, İran'ın bu miktarın pozisyonunu değiştirmek için yetersiz olduğunu ilettiğini bildirdi.
Katar dönüşü açıklama yapan İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, Hürmüz Boğazı'nın ABD'nin değil, "İran'ın kontrolü altında" olduğunu beyan etti.
Aynı günün akşamında İran ordusu, onaylanan rotanın dışına çıkan her geminin "anında ve güçlü" bir yanıt alacağı uyarısında bulundu.
Şu anda gemilerin büyük bölümü, BM Uluslararası Denizcilik Örgütü ile koordineli olarak Umman kıyısı boyunca uzanan iki rotayı kullanıyor.
İran, güvenlik gibi hizmetlerin sağlanması karşılığında her geçiş yapan gemiden ücret almayı hedefliyor ve bu politikanın üretebileceği tahmini 40 milyar dolarlık pastadan aslan payını almayı umuyor.
ABD ve diğer Körfez ülkeleri ise bu talebi geri çevirdi.
Müzakereleri yürüten kaynaklar, Umman'ın denizcilik hizmetlerinin gönüllü bağışlarla fonlanan bir yapıdan karşılanmasını öngören alternatif bir öneriyi değerlendirdiğini belirtiyor.
Umman'ın petrol ve nakliye şirketleriyle bu tür katkılara hazır olup olmadıklarını belirlemek üzere görüşmeler gerçekleştirdiği ifade ediliyor.
İran ise doğrudan bir tahsilat mekanizması içermediği gerekçesiyle bu plana karşı çıkıyor.
Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'un Ortadoğu ve Kuzey Afrika Programı Direktörü Sanam Vakil ise İran'ın gerekli ekipman ve yetkinliğe sahip olmaması nedeniyle boğazda sürdürülebilir bir yönetim sağlamaktansa buradaki işleyişi bozmasının daha kolay olduğuna işaret etti.
Vakil, "İran, boğazı kendi şartlarıyla açmaya çalışıyor ve elde ettiği nüfuz kozundan vazgeçmek istemiyor" dedi.
Bloomberg'in haberine göre ise bazı önde gelen Avrupa ülkelerinde, gemilerin Hürmüz Boğazı'ndan geçişi için İran ve Umman'a ücret ödemek zorunda kalacağı yönünde bir kanaat oluşmaya başladı.
Gayriresmi görüşmeler hakkında bilgi sahibi iki kaynak, ABD-İran savaşının ardından bir hizmet bedelinin yürürlüğe girmesi ihtimalinin artık olağan karşılandığını aktardı.
Kaynaklar, bazı Körfez ülkeleri yetkililerinin de özel görüşmelerde, hükümetlerinin resmi pozisyonu olmasa da bu görüşü paylaştığını ifade etti.
Bununla birlikte Avrupa ülkeleri, İran ve Umman makamlarından gemilere ulusal aidiyetlerine göre ayrımcılık yapılmamasını talep ediyor.
İngiltere, Fransa ve diğer ülkeler ayrıca Hürmüz Boğazı'nın mayınlardan temizlenmesine yardımcı olacak uluslararası bir koalisyon kurulmasını destekliyor; ancak bu adımın hayata geçirilmesi ABD ile İran arasında kalıcı bir barış anlaşmasına varılmasına yönelik müzakerelerin seyrine bağlı görünüyor.