Başak Nur GÖKÇAM
Dünya genelinde sanayi sektörünün, karbon emisyonlarını dengelemek adına milyarlarca dolarlık yapay karbon yakalama teknolojilerine yatırım yaptığını görüyoruz. Oysa kıyı şeritlerinde milyarlarca yıldır bu işi kusursuzca yapan doğal bir fabrika var. Tuzlu sulara meydan okuyan, kökleri adeta birer hidrolik mühendislik harikası olan bu mangrov ormanları, birim alan başına karasal ormanlardan çok daha fazla karbon depolama yeteneğiyle yeşil ekonominin ve ‘mavi karbon’ piyasalarının en stratejik unsurlarından biri. Ancak gezegenin ısınmasıyla birlikte hızlanan buzul erimeleri ve genişleyen okyanuslar, bu hassas dengenin ekonomik ve ekolojik kimyasını bozmak üzere.
Geleneksel iklim politikaları uzun süre boyunca sadece Amazon gibi devasa yağmur ormanlarına odaklandı. Fakat sürdürülebilirlik vizyonu genişledikçe, kıyı ekosistemlerinin dekarbonizasyon süreçlerindeki kritik rolü anlaşıldı. Bugün net bir şekilde biliyoruz ki, küresel ısınmayı Sanayi Devrimi öncesindeki 1.5 derece sınırında tutabilmemiz, bu sulak alanların sağlığına doğrudan bağlı. Ne var ki, son bilimsel veriler bu doğal kalkanın da bir dayanma sınırı olduğunu gösterdi.
Madalyonun diğer yüzü: Simülasyon şoku
Şimdiye kadar iklim masalarında mangrovlara dair oldukça iyimser bir hava hakimdi. Daha önce yapılan ve yalnızca belirli lokal bölgelerdeki saha gözlemlerine dayanan bazı çalışmalar, yükselen deniz sularının mangrov alanlarında çamur birikimini artıracağını ve bunun da kısa vadede daha fazla karbonun toprağa gömülmesini sağlayacağını öngörüyordu.
Hatta bu durum, karbon piyasalarında mangrov restorasyon projelerinin hisse değerlerini artıran bir argüman olarak kullanılıyordu. Ancak Exeter Üniversitesi öncülüğünde, Kolombiya ve Amerika Birleşik Devletleri’nden araştırmacıların katılımıyla yürütülen yeni bir uluslararası çalışma, masadaki tüm hesapları altüst edecek daha karmaşık ve ürkütücü bir tablo ortaya koydu.
Araştırmacılar, küresel iklim senaryolarını kıyı dinamikleriyle birleştiren gelişmiş bir bilgisayar simülasyon modeli oluşturdular. Elde edilen bulgular, deniz seviyesindeki yükselişin ilk etapta bazı bölgelerde geçici bir karbon birikimi (yığılması) yaratabileceğini doğruladı. Fakat asıl tehlikenin, bu kısa vadeli yanılsamanın hemen ardından başladığı belirtildi. Yeni model, mangrov ormanlarının karbon depolama kapasitesinin önümüzdeki yüzyılda genel ve kalıcı olarak azalmasının son derece muhtemel olduğunu açıkça kanıtladı.
“Geniş tabloyu göremiyorduk"
Araştırmanın başında yer alan ve bu alandaki çalışmalarıyla tanınan, şu anda Plymouth Üniversitesi’nde görev yapan Dr. Arya Iwantoro, araştırmayla ilgili olarak, “Mangrov ormanları verimli karbon yutağıdır ve bu nedenle iklim değişikliğini yavaşlatmak için çok önemlidir. Mangrovlardaki karbon depolamasıyla ilgili araştırmalar genellikle saha gözlemlerine dayanmaktadır ve bu çalışmalar, deniz seviyesinin yükselmesiyle karbon depolamasının artabileceğini göstermiştir. Ancak bu, ormanın genelinde neler olup bittiğine dair daha geniş bir tabloyu ortaya koymayabilir” dedi.
Çamurlu yatakların kimyası değişiyor
Peki, yeni geliştirilen bu ileri teknoloji model tam olarak neyi deşifre etti? Araştırma ekibi, sistemin karmaşıklığını çözebilmek adına tek bir veri setine güvenmek yerine çok daha kapsamlı bir yöntem izlediklerini belirtiyor. Simülasyonun arka planını açıklayan Dr. Arya Iwantoro, “Bunu araştırmak için, mangrovların büyümesi ve kuruması ile karbon depolamasını birbirine bağlayan ve mangrovların yetiştiği çamurlu yatakların bileşimindeki değişiklikleri takip eden yeni bir model geliştirdik. Aslında, bu karmaşık ekosistemlerin yükselen deniz seviyelerine nasıl tepki verebileceğini değerlendirmek için tek bir modelde üç model oluşturduk” diye konuştu.
Bu üçlü modelin çıktısı, sürdürülebilirlik finansmanı ve karbon kredisi sağlayan fonlar için ciddi bir uyarı niteliğinde. Deniz seviyelerindeki artış hızı, mangrovların çamur biriktirme ve yukarı doğru büyüme hızını aştığında, bu ağaçların kök sistemleri uzun süre oksijensiz kalıyor. Sel baskınları kronik ve aşırı bir hal aldığında orman kitlesel olarak kurumaya başlıyor.
Mavi ekonominin ekosistem değeri
Mangrov ekosistemleri sadece atmosferik karbonu tutmakla kalmaz; kıyı şeritlerini şiddetli fırtınalardan ve tayfunlardan koruyan doğal birer dalgakırandır. Bunun da ötesinde, ticari deniz ürünlerinin yüzde 30’undan fazlasının yumurtlama alanı olan bu ormanlar, biyoçeşitliliği desteklerken kıyı balıkçılığına bağımlı olan milyonlarca insanın geçim kaynağını, yani yerel ekonomileri ayakta tutar. Bu alanların kaybı, küresel ekonomide milyarlarca dolarlık doğrudan altyapı ve gıda güvenliği zararı anlamına gelmektedir.
Emisyon bombasına dönüşebilirler
Araştırmanın en kritik sonuçlarından biri de dalga hareketlerinin şiddetlenmesiyle mangrovların altındaki o karbon zengini, yüzyıllardır el değmemiş organik toprak katmanların hızla aşınıyor olmaları oldu. Erozyona uğrayan bu topraklar, bünyelerinde hapsettikleri tonlarca sera gazını suya ve oradan da atmosfere bırakıyor. Küresel iklimi soğutması için gözünün içine baktığımız o devasa yeşil/mavi alanlar, bir anda iklim krizini körükleyen birer karbon kaynağına, yani emisyon bombasına dönüşebilir.