Siyaset bilimi ve sosyoloji alanındaki çalışmalarıyla tanınan, uzun yıllardır gazetecilik ve yayıncılık faaliyetlerini sürdüren Merdan Yanardağ, cezaevi koşullarında ürettiği yazıları yeni bir kitapta bir araya getirdi. Çok sayıda araştırma ve inceleme kitabına imza atan yazar, "Silivri ve Direniş Yazıları" adını verdiği bu son çalışmasıyla hem güncel siyasal tartışmalara katkı sunmayı hem de yaşanan döneme ilişkin tarihsel bir belge bırakmayı amaçlıyor.
Toplumsal hafıza ile güncel siyasetin kesişim noktasında duran eser, Türkiye’nin yakın dönemine ilişkin hukuk, medya ve siyaset tartışmalarını farklı bir perspektiften okumak isteyenler için dikkat çekici bir kaynak niteliği taşıyor.
CEZAEVİNDEN GÜNCEL SİYASET ANALİZLERİ VE "KARŞI İDDİANAME"
Kitap, yazarın kişisel tanıklığını siyasal analizlerle birleştirirken yaşadığı süreci tarihsel bir kayıt olarak ele alıyor. Eserde; 19 Mart süreci, "casusluk" davası, TELE1'e yönelik operasyon ve Türkiye'deki hukuk düzenine ilişkin değerlendirmelerin yanı sıra; laiklik, siyasal İslam, kapitalizmin dönüşümü, dış politika, Filistin meselesi, Kürt sorunu ve cumhuriyetçi-sol siyasetin geleceğine dair kapsamlı analizler yer alıyor.
"Silivri yalnız zulmün değil direnişin de simgesidir" başlıklı sunuş yazısıyla açılan kitabın son bölümünde ise Yanardağ’ın mahkemede yaptığı ve "karşı iddianame" olarak nitelendirdiği savunmasının tam metni bulunuyor.
"MESELE ESİR DÜŞMEK DEĞİL, TESLİM OLMAMAK"
Merdan Yanardağ, kitabın sunuş bölümünde kaleme aldığı metinde, Silivri Hapishanesi'ni sadece bir tutukluluk alanı olmanın ötesine taşıyarak düşünce üretiminin ve direnişin sürdüğü bir mevzi olarak tanımlıyor. Yazmanın, baskı koşullarında dahi hakikati savunmanın ve geleceğe tanıklık bırakmanın bir yolu olduğunu vurgulayan Yanardağ, şu ifadeleri kullanıyor:
"Elinizdeki kitap zor koşullarda, siyasal İslamcı iktidarın baskı ve zulüm düzeninin simgesi haline gelen Silivri Hapishanesi’nde yazıldı. Ancak, Silivri yalnız ülkeyi totaliter bir rejime sürüklemek isteyen iktidarın değil, aynı zamanda bir direniş ve mücadele alanının da simgesidir. Baskı ve zulüm düzenine karşı adalet, özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelesinin cephe hatlarından biridir. Ülkemizde hiçbir cezalandırma ve gözetleme merkezi Silivri Hapishanesi kadar ünlü ve bilinir olmadı. Öyle ki Silivri artık dünyada da bilinen bir baskı rejimi simgesine dönüştü.
Elinizdeki kitapta 19 Mart darbesi, casusluk kumpası ve TELE1’e yönelik saldırı bütün yönleriyle ele alınıyor. Ancak, çalışma bundan ibaret değil. İçinden geçtiğimiz bu tarihsel dönemeçte kritik öneme sahip bütün iç ve dış siyasal gelişmelere ilişkin analizler de kitapta yer alıyor. Dolayısıyla bu kitap, hem Silivri direnişinin bir ürünü hem de bu direnişin bir aracıdır. Şairin dediği gibi; mesele esir düşmek değil, teslim olmamaktır. Direniş içeride de sürüyor dışarıda da... Zorbalıklara ve hukuksuzluklara boyun eğmeyeceğiz. Buradayız! Biz kazanacağız."