İngiltere’de resmi işsizlik verileri sürpriz bir gerilemeyle %4,9 olarak açıklandı. Ancak bu veri, Londra'daki yeni yönetim için çözülmesi gereken yapısal sorunları gölgelemeye yetmiyor. Şirketlerin artan operasyonel maliyetler nedeniyle yeni istihdam yaratmaktan kaçınması ve açık iş pozisyonlarındaki istikrarlı düşüş, Ada ekonomisinde asimetrik bir risk dalgası yaratıyor.
Küresel ekonomik belirsizlikler ve iç pazardaki maliyet baskıları altında yön bulmaya çalışan İngiltere ekonomisi, iş gücü piyasasından gelen çift yönlü sinyallerle sarsılıyor. İngiltere Ulusal İstatistik Ofisi tarafından paylaşılan resmi makroekonomik verilere göre, mart-mayıs dönemini kapsayan üç aylık süreçte işsizlik oranı beklenmedik bir direnç göstererek %4,9 seviyesinde gerçekleşti. Finans piyasalarındaki tahminleri boşa çıkaran bu veri, ilk bakışta istihdam piyasasında bir toparlanma algısı yaratsa da alt kırılımlar Ada ekonomisindeki durgunluk riskinin derinleştiğine işaret ediyor. Manşet verinin taşıdığı bu aldatıcı iyimserlik, yapısal bozulmaları gizlemeye yetmiyor.
Maaş artışlarında sert fren ve özel sektör kırılganlığı
İstihdam oranlarındaki yatay seyre rağmen, ekonominin asıl lokomotifi olan özel sektör kanadında tehlike çanları çalıyor. Resmi raporlar, dönemsel ikramiyeler hariç tutulduğunda ortalama haftalık kazançlardaki yıllık büyümenin %3,4 seviyesinde sabit kaldığını gösteriyor. Buna karşın, özel sektör çalışanlarının düzenli maaş artış hızı son yılların en düşük seviyelerine gerileyerek ciddi bir kan kaybı ortaya koydu. Kamu sektöründeki %5,5’lik güçlü ücret artışlarının dengelemeye çalıştığı bu tablo, hanehalkı harcamalarını ve iç talebi doğrudan baskılayacak yapısal bir kırılganlığı besliyor. Reel ücretlerin enflasyon karşısında erimeye devam etmesi, tüketim eğilimini zayıflatırken şirketlerin kârlılık rasyolarını da aşağı çekiyor.
Şirketlerin işe alım iştahı azalıyor
Verilerin arka planındaki en büyük yapısal açmazı ise açık iş ilanı sayısındaki istikrarlı düşüş trendi oluşturuyor. Yılın ikinci çeyreğinde açık iş pozisyonları belirgin bir şekilde azalarak 712 bin seviyesine kadar çekildi. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin artan iş gücü maliyetleri ve ağırlaşan sosyal güvenlik yükümlülükleri nedeniyle yeni personel istihdam etmekten kaçınması bu daralmanın ana gerekçesi olarak öne çıkıyor. İşe alım risklerinin tırmanması, özellikle genç nüfusun istihdama katılım kanallarını tıkayarak kronik bir ekonomik hareketsizlik dalgasına zemin hazırlıyor. Fabrikalar ve hizmet sektörü işletmeleri vites küçültürken, mevcut kadroları korumak bile bir başarı kriteri haline geliyor.
İngiltere Merkez Bankası ve faiz çıkmazı
Bu makroekonomik göstergeler, Londra'da göreve başlayan yeni hükümet için de oldukça sancılı bir mirasın açık göstergesidir. İş gücü talebinin zayıflaması normal şartlarda İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) faiz indirim sürecini hızlandırması için bir alan açabilirdi. Ancak, kamu sektöründeki yüksek ücret yapışkanlığı ve enflasyon cephesindeki yukarı yönlü baskı beklentileri, politika yapıcıların faiz oranlarını %3,75 seviyesinde daha uzun süre sabit tutma olasılığını artırıyor. Yüksek borçlanma maliyetlerinin gölgesinde istihdam piyasasında yaşanan bu durgun durağanlık, %4,9'luk işsizlik oranının ardında bir ekonomik toparlanma değil, yapısal bir yavaşlama yattığını açıkça kanıtlıyor. Para politikasındaki bu sıkışmışlık, üretim ve ticaret kanallarındaki tıkanıklığı daha da kronik hale getirme riski barındırıyor.