NATO tarihinin en kritik zirvelerinden biri için geri sayım bitti. 36'ncı ?NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi bugün Ankara'da başladı.
BAKAN GÜLER'DEN NATO ZİRVESİNDE KRİTİK UYARI
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Ankara'da düzenlenen Müttefikler Ankara'da etkinliği ve NATO Ankara Zirvesi kapsamında stratejik açıklamalarda bulundu. Münih Güvenlik Konferansı ve SETA Vakfı işbirliğiyle gerçekleşen programda konuşan Güler, İttifak'ın içinden geçtiği kritik döneme dikkat çekerek, küresel güvenlik mimarisindeki sarsıntılara karşı Avrupa'nın alması gereken sorumlulukları hatırlattı.
NATO'nun tarihsel süreçte değişen koşullara adapte olarak ayakta kaldığını belirten Bakan Güler, İttifak'ın dönüşümünü üç aşamada özetledi. Soğuk Savaş dönemini NATO 1.0, terörizm ve Balkanlar'daki krizleri NATO 2.0 olarak tanımlayan Güler, 2014 sonrası başlayan yeni dönemi şu sözlerle ifade etti:
"2014 yılından bu yana konvansiyonel savaş kademeli olarak NATO sınırlarına kadar gelmiş, yeni büyük güç rekabeti ve aynı zamanda eş zamanlı bölgesel krizler bizi yeni bir aşamaya, yani NATO 3.0 dönemine taşımıştır. Bu sürecin temel sınaması, NATO'nun krizleri yönetme kabiliyetini koruyarak güvenilir kolektif savunmayı yeniden tesis edebilmesidir."
AVRUPALI MÜTTEFİKLER DAHA FAZLA SORUMLULUK ÜSTLENMELİ
Ukrayna'daki savaşın yanı sıra İran, İsrail ve ABD'yi kapsayan son çatışmaların küresel sonuçlarına değinen Güler, Avrupa'nın konvansiyonel savunmada elini taşın altına koyması gerektiğini vurguladı. Sadece bütçe artışının yeterli olmayacağının altını çizen Bakan Güler, durumu şu çarpıcı ifadelerle özetledi:
"Böylesine kritik bir dönemde Avrupalı müttefikler daha fazla sorumluluk üstlenmelidir. Ancak bu yalnızca daha yüksek bütçe rakamlarıyla gerçekleştirilemez. Savunma harcamaları hazır birliklere, eğitimli personele, mühimmata, dayanıklı lojistik sistemlere, bütünleşik komuta yapılarına ve muharebe edebilir kuvvetlere dönüşmelidir."
AVRUPA KÜÇÜLÜRKEN TÜRKİYE AYNI YOLU İZLEMEDİ
Külfet paylaşımının sadece maliyetle değil, operasyonel risk ve kriz anında görev icra edebilme kabiliyetiyle ölçülmesi gerektiğini belirten Güler, Türkiye'nin bu noktadaki stratejik avantajına dikkat çekti. Güler, müttefiklere yönelik şu eleştirel ve net tespiti yaptı:
"Avrupa'nın büyük bölümü Soğuk Savaş sonrasında silahlı kuvvetlerini küçültürken, Türkiye aynı yolu izlememiştir. Türkiye büyük, profesyonel ve faal bir kuvvet yapısını muhafaza etmiş, hazırlık seviyesini artırmış ve zorlu ortamlarda harekat icra etme kabiliyetini korumuştur. Bazı müttefikler birliklerini yeniden teşkil etmeye, personel temin etmeye ve stoklarını yenilemeye çalışırken, Türkiye mevcut yapıları ve operasyonel bilgi birikimi sayesinde derhal katkı sağlayabilmektedir."
CAYDIRICILIĞIN FİİLİ YÜKÜNÜ TAŞIYORUZ
Türkiye'nin 1952'den bu yana NATO'nun sadece coğrafi bir ön hattı olmadığını, aynı zamanda risk alan ve sahada varlık gösteren bir güç olduğunu belirten Güler, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kapasitesine vurgu yaptı. Türkiye'nin Kosova'dan Akdeniz'e, Baltık bölgesinden Karadeniz'e kadar geniş bir coğrafyada krizlere müdahale ettiğini hatırlatan Güler, sözlerini İttifak'ın geleceğine dair şu kritik soruyla noktaladı:
"Mevcut dönemde NATO'nun önündeki temel soru şudur: NATO siyasi taahhütlerini ne ölçüde ve ne kadar hızlı bir şekilde somut askeri kabiliyetlere dönüştürebilecektir? Savunma harcamalarının artırılması önemlidir. Ancak yapılan harcamalar tek başına caydırıcılık üretemez."