Ankara – Ankara’da haftalar öncesinden tedbir adı altında yasaklar, operasyonlarla başlayan 8 Temmuz’da sona eren NATO zirvesi, bir savaş aygıtı olarak, “3.0” adlandırmasıyla resmileşti. ABD’nin savaş planları doğrultusunda, iktidarın da bu planlara tam uyumla dahil edildiği zirvede verilen mesajlarla somutlandı. Zirveyi ve yayımlanan bildirgeyi değerlendiren Siyaset Bilimci Doç. Dr. Fatih Yaşlı, Avrupa NATO’sunun temelinin Ankara’da atıldığını ifade etti. Yaşlı, “Yüksek ihtimalle NATO zirvesi üzerinden tesis edilen uluslararası meşruiyet, içeride muhalefet üzerindeki baskıları artıracak ve benim ‘seçimsizleştirme’ olarak adlandırdığım fiilen sandığın hükümsüz hale getirilmesi sürecini hızlandıracaktır. Bu bağlamda önümüzdeki süreçte Özgür Özel ve ekibine yönelik hamleler gelmesi şaşırtıcı olmaz” diye konuştu.
"Yeni ‘Avrupa silahlanması’ ve militarizasyon çağındayız"
Doç. Dr. Fatih Yaşlı, uluslararası kapitalist sistemin yeni krizler yaşadığı ve Atlantik İttifakının çatırdadığı bir döneme denk geldiğini söyledi. Yaşlı, “ABD’nin Trump iktidarında somutlaşan ve özellikle Çin odaklı yeni yönelimleri doğrultusunda NATO’nun askeri ve mali yükümlüğünü üstlenmeyi reddedip Avrupa’yı sorumluluk almaya çağırması zirvenin belirleyici unsuruydu. AB ve NATO’nun Avrupalı ortakları da koordineli bir şekilde bu sorumluluğu almaya hazır olduklarını bildirdiler ve böylece ‘Avrupa NATO’su’ denilebilecek bir sürecin temelleri atılmış oldu, artık yeni bir ‘Avrupa silahlanması’ ve yeni bir militarizasyon çağına girmiş bulunuyoruz” dedi.
"Öncelikli düşmanın Rusya olduğu teyit edildi"
Türkiye’nin, merkezinde Almanya’nın bulunduğu, Fransa ve İngiltere’nin de belirleyici roller üstlendiği yeni bir versiyonla karşı karşıya kalacağını ifade eden Yaşlı, “Zaten buna da NATO 3.0 deniliyor. Öte yandan NATO’nun Batı sistemi içerisindeki yeri ve düşman algısı açısından bakıldığında herhangi bir değişimden söz etmek mümkün değil. NATO hâlâ emperyalizmin küresel polis aygıtı rolünü üstlenmeye devam ediyor ve kolektif Batı’nın düşmanları da halen aynı. Bunun sonuç bildirgesine de yansıdığını görüyoruz ve öncelikli düşmanın Rusya olduğu bir kez daha teyit ediliyor” diye konuştu.
"Esas mesele askeri-endüstriyel kompleksin altyapısı"
Öte yandan İran’ın asla nükleer silah sahibi olmaması gerektiği yönündeki vurgunun da bu ülkeye yönelik bakışı açıkça ortaya koyduğuna dikkat çeken Yaşlı, “Hem Ukrayna-Rusya hem de ABD-İsrail ikilisinin İran’a açtığı savaş, değişen savaş teknolojileriyle birlikte silah tedarik zincirlerinde de köklü bir değişimin kapıda olduğunu gösteriyor. Savaşlar giderek hibrit bir karaktere bürünürken, insansız hava araçlarının ve yapay zekanın önemi artıyor, öte yandan özellikle silah sanayisinin daha seri ve daha ucuz maliyetli bir şekilde yeni savaş araçlarını üretmesi gerekiyor. Şimdi NATO, ABD’den Türkiye’ye uzanan bir askeri-endüstriyel kompleksin altyapısını hazırlamayı esas mesele olarak önüne koymuş durumda. Tüm bunlar ise başta söylediğim üzere kapitalizmin küresel ölçekte yaşadığı kriz konjonktürüne ve 3. dünya savaşının eskisine göre çok daha fazla konuşulmaya başlandığı bir zaman dilimine tekabül ediyor” dedi.
"İktidar NATO’nun ucuz ve seri silah üretim cenneti olmak istiyor"
Yaşlı’nın zirvenin Türkiye açısından ne gibi sonuçlar doğuracağına yanıtı ise şu şekilde oluyor: “Bir önceki Soğuk Savaş’ta da Türkiye yönetici sınıfı Türkiye’yi jeopolitik konumu ve Sovyetler Birliği’ne komşu olması nedeniyle bir ileri karakol haline getirmiş, sonra buna NATO’nun en büyük kara gücü olma iddiası eklenmişti. Sovyetler Birliği sonrası dünyada küçük bir sarsıntı geçirse de bu iki özellik kapitalizmin içinden geçtiğimiz büyük krizi nedeniyle Batı açısından yeniden önemli hale geldi. Türkiye’nin Karadeniz’deki egemenlik alanı ve Boğazlar Rusya’ya karşı, sınırdaş olması da İran’a karşı bir jeopolitik koz anlamına geliyor. Üstelik bu sefer Batı’yla çalışmaya daha istekli ve yeni-Osmanlıcı/emperyal bir vizyona sahip, hırslı bir yeni yönetici sınıf var. Tam da bu nedenle şimdilerde Türkiye’yi Batı’yla yeni bir düzlemde buluşturmanın aracı olarak, jeopolitik konum ve güçlü orduya bir de yerli silah sanayi ekleniyor.”
Son on yıldır özellikle insansız hava araçları alanında ciddi ilerleme kaydeden yerli silah sanayinin aynı zamanda top mermileri ve çeşitli mühimmat ve parçalar üretmede de geçmişe nazaran önemli mesafeler aldığını söyleyen Yaşlı, “Şimdi ise bu bir avantaja dönüştürülmek isteniyor. Çünkü ABD’nin NATO’nun sorumluluğunu verdiği Avrupa, bu sorumluluğun mali yükünü bir ölçüde karşılayabilir ama saha gücü olabilecek bir orduyu öyle kolay kolay kuramaz; aynı şekilde ucuz emek cenneti Türkiye Avrupa’dan farklı olarak silah sanayisinde de ucuz ve seri üretim yapabilir ve kurulacak askeri-endüstriyel kompleksin önemli coğrafyalarından biri olabilir. İktidar da buradan kendisine bir ikbal çıkarabilir ki zaten günlerdir yapılan açıklamalar ve zirvede ortaya çıkan tablo bunu çok net bir şekilde gösteriyor” diye ifade etti.
Türkiye, anti Rus pozisyonda ne kadar ileri gidecek?
Somut gelişmeleri yakından izlemek gerektiğini vurgulayan Yaşlı, NATO zirvesi üzerinden tesis edilen uluslararası meşruiyetin içeride muhalefet üzerindeki baskıları artıracağını ifade etti. Yaşlı, “Benim ‘seçimsizleştirme’ olarak adlandırdığım fiilen sandığın hükümsüz hale getirilmesi sürecini hızlandıracaktır. Bu bağlamda önümüzdeki süreçte Özgür Özel ve ekibine yönelik hamleler gelmesi şaşırtıcı olmaz” dedi. Yaşlı ayrıca, “askeri ve jeopolitik düzlemde ise ABD’nin Türkiye üzerindeki CAATSA yaptırımlarını kaldırıp kaldırmayacağı ve Türkiye’nin F-35 programına tekrar alınıp alınmayacağı, bu süreçte de Rusya’dan alınan S-400’lerin ne yapılacağı ve Rusya’nın buna vereceği tepki öncelikli başlıklardan biridir. Bunun yanı sıra iki başlık daha var. Birincisi, Avrupa’nın Ukrayna savaşına müdahale bağlamında gündeme getirdiği ‘deniz görev gücü’ kapsamında Türkiye’nin üstleneceği rol ve anti Rus bir pozisyonda ne kadar ileri gidileceği önümüzdeki dönemin önemli dış politika başlıklarından biri olabilir. İkincisi ise Adana’daki İncirlik Üssünde kurulması gündeme gelen yeni bir NATO kolordu komutanlığı meselesidir. Bu komutanlığın nasıl kurulacağı, nasıl yönetileceği ve Türkiye’ye bu kapsamda gelecek yabancı ülke askerlerinin sayısı yine önümüzdeki dönemin en önemli dış politika tartışmalarının merkezinde yer alacaktır. Neticede tüm bunların halk için, emekçiler için, işçi sınıfı için hayırlı sonuçlar getirmeyeceği bir hakikat olarak karşımızdadır” dedi.