Ana içeriğe geç

Osmanlı'da kedi beslemek bir meslekti! Avrupa'nın hayran kaldığı 'Mancacılar'ın öyküsü

Osmanlı şehirlerinde sokak hayvanlarının yaşamını sürdürebilmesi için Avrupalıları hayran bırakan bir sistem bulunuyordu. Bu sistemin en önemli parçalarından biri bugün neredeyse tamamen unutulmuş olan bir meslek grubuydu: Mancacılar!

Osmanlı'da kedi beslemek bir meslekti! Avrupa'nın hayran kaldığı 'Mancacılar'ın öyküsü
Milliyet
16

Derleyen: Betül Yasemin Kökbek / Milliyet.com.tr -Osmanlı İstanbul’unda sokak hayvanlarının beslenmesi yalnızca bireysel bir yardım davranışı değil, kamusal hayata yerleşmiş bir sistemdi. 'Mancacılar' adı verilen gezgin satıcılar, uzun sırıklar üzerinde taşıdıkları sakatatlarla kedileri ve köpekleri besliyor, halkı da bu sürece dahil ediyordu. Bu yapı, Osmanlı şehir kültüründe hayvanlara yönelik merhametin günlük yaşam içinde kurumsallaşmış hâli olarak değerlendiriliyor. Peki Mancacılar'ı yakından tanımaya ne dersiniz?

Mancacı (Seyyar Ciğerci) ve Köpekler (Kömürciyan, 1988: 256, Resim: 36)

Osmanlı şehir yaşamını anlatan kaynaklar incelendiğinde, bugünün modern şehir planlamasında karşılığı olmayan ilginç bir meslek grubuna rastlanıyor. Mancacılar, özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde sokak sokak dolaşarak hayvanlar için hazırlanmış et ve sakatat parçalarını taşıyan kişiler olarak biliniyor. Genellikle ciğer, dalak ve çeşitli et artıklarını taşıyan Mancacılar, bu ürünleri uzun sırıklar üzerine dizilerek taşınırdı. Ancak bu meslek yalnızca bir 'yiyecek satıcılığı' değildi; mancacılar, sokakta yaşayan hayvanların beslenmesini sağlayan görünmez bir düzenin taşıyıcılarıydı.

HAYVANLAR ŞEHİR HAYATININ DIŞINDA TUTULMADILAR!

Osmanlı İstanbul’unda sokak hayvanları şehir hayatının dışına itilmiş varlıklar değildi; kediler ve köpekler gündelik yaşamın bir parçası olarak kabul ediliyordu, kediler özellikle evlerde ve dükkânlarda fare kontrolü açısından önemli görülürken köpekler mahallelerin güvenliği ve gece düzeniyle ilişkilendiriliyordu. Bu nedenle sokak hayvanlarının aç kalması yalnızca bir vicdan meselesi değil, şehir düzeninin sürdürülebilirliği açısından da önemliydi ve Mancacılar tam bu noktada devreye girerek hem hayvanların yaşamını hem de şehirdeki dengeyi koruyan bir rol üstleniyordu. Mancacı sistemi yalnızca bireysel hayvan sevgisiyle açıklanamayacak kadar organize bir yapıya sahipti. Şehir halkı mancacıdan yiyecek satın alarak doğrudan hayvanları besleyebiliyor ya da ücret vererek bu görevi Mancacıya bırakabiliyordu.

XVI. Yüzyılda Sokak Kedilerini Etle Besleyen Bir Mancacı (Sunar, 2015: 217)

Hayvanlara yardım etmek herkesin katılabildiği günlük bir pratik hâline gelmişti ve bu durum Osmanlı toplumunda merhametin sadece bir duygu değil aynı zamanda sosyal bir davranış biçimi olduğunu gösteriyordu. Mancacılar zamanla mahalle hayatının tanınan simaları hâline geldi, çocuklar onları uzaktan tanıyor, kediler ve köpekler ise belirli saatlerde onların geçtiği noktaları bekliyordu. Bazı anlatımlara göre hayvanlar Mancacıların geldiği saatleri öğreniyor ve o bölgelerde toplanıyordu. Bu da insanlar ile sokak hayvanları arasında kurulan alışkanlık temelli güçlü bir bağın göstergesiydi. Osmanlı İstanbul’unu ziyaret eden Avrupalı gezginler ise şehirdeki bu düzen karşısında şaşkınlık yaşıyordu. Birçok Avrupa şehrinde başıboş hayvanlar sorun olarak görülürken İstanbul’da onların düzenli şekilde beslenmesini sağlayan bir meslek grubunun bulunması dikkat çekiyordu. Seyahatnamelerde sokak hayvanlarının şehir içinde özgürce dolaşması ve insanların onlara zarar vermek yerine beslemesi sık sık vurgulanıyordu. Mancacılar bu sistemin tek parçası değildi; cami duvarlarına yapılan kuş evleri, sokaklara yerleştirilen su yalakları ve hayvanların beslenmesi için kurulan vakıflar da bu merhamet ağının bir parçasıydı ve şehir yaşamı yalnızca insanlar için değil tüm canlılar için tasarlanmış bir sistem üzerine kurulmuştu.

Pera’da Köpekler ve Onları Besleyen Bir İstanbullu (XX. yy. başı) (Timur, 1994: 88)

MANCACILAR HALKLA BİRLİKT HAREKET ETTİ

Günümüz şehirlerinde sokak hayvanlarının beslenmesi çoğunlukla belediyeler, dernekler ve gönüllüler aracılığıyla yürütülse de Osmanlı’daki mancacı sistemi bu sürecin çok daha eski ve toplumsal tabana yayılan bir model olduğunu gösteriyor. uzmanlara göre bu yapı şehir yaşamında insan-hayvan ilişkisinin daha bütüncül kurulduğu bir döneme işaret ediyor. Mancacılar yalnızca yiyecek taşıyan insanlar değildi. Onlar şehirde yaşayan en savunmasız canlıların yaşam hakkını sürdüren bir sistemin parçasıydı ve bu yönüyle Osmanlı şehir kültüründe yalnızca ekonomik değil aynı zamanda ahlaki bir rol de üstlenmişlerdi. Bugün İstanbul sokaklarında mancacıların sesi duyulmuyor olabilir ancak onların temsil ettiği anlayış tamamen kaybolmuş değil; sokak hayvanlarına su bırakan insanlar, mama dağıtan gönüllüler ve hayvan hakları savunucuları aslında aynı geleneğin modern devamı olarak görülebilir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler