Katıldığı Ulusal Kanal yayınında, 1960 Garanti Sistemi’nin Kıbrıs Türk halkı için vazgeçilmez olduğunu belirten Yusuf “Garantörlük hayati önemini koruyor ancak günümüzün askeri ve teknolojik tehditleri yeni bir güvenlik mimarisini zorunlu kılıyor.” dedi.
Doğu Akdeniz’de değişen dengelere dikkat çeken Yusuf, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ABD, Fransa, İsrail ve Avrupa Birliği ile geliştirdiği askeri işbirliklerinin bölgedeki güç dengesini değiştirdiğini belirtti. ABD’nin silah ambargosunu kaldırması, Fransa ile yapılan anlaşmalar, İsrail’le savunma projeleri ve AB’nin SAFE programı kapsamındaki desteğin Rum tarafının askeri kapasitesini artırdığına işaret etti.
‘ORTAK GÜVENLİK YAPISI OLUŞTURULMALI’
Yusuf, önerdiği anlaşmanın ortak savunma planlaması, askeri eğitim, savunma sanayi işbirliği, istihbarat paylaşımı, hava ve deniz güvenliği, siber güvenlik ile kriz dönemlerinde ortak hareket mekanizmalarını hukuki zemine oturtacağını kaydetti.
“Böyle bir yapı herhangi bir ülkeye tehdit oluşturmayı değil, Doğu Akdeniz’de bozulan güç dengesini dengelemeyi ve Kıbrıs Türk halkının güvenliğini garanti altına almayı amaçlıyor.”
‘TOPRAKLARIMIZ PAZARLIK KONUSU OLAMAZ’
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi María Ángela Holguín’e atfedilen plan iddialarını da değerlendiren Yusuf, Maraş, Güzelyurt ve Mesarya’nın yeniden müzakere konusu yapılmasının kabul edilemeyeceğini belirtti: “Kıbrıs Türk halkının egemenlik alanları herhangi bir siyasi ya da ekonomik açılım karşılığında pazarlık konusu yapılamaz.”
‘ALGI OPERASYONU YÜRÜTÜLÜYOR’
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile GKRY Lideri Nikos Hristodulidis’in Türkiye’yi tehdit gibi göstermeye çalıştığını belirten Yusuf şöyle devam etti: “Türkiye’nin hiçbir ülkenin toprağında gözü yoktur. Ancak Kıbrıs’ta ve Doğu Akdeniz’de haklarımızın gasbedilmesine sessiz kalması beklenmemelidir. Türkiye barıştan yanadır ancak milli çıkarları söz konusu olduğunda gerekli adımları atmaktan da geri durmaz.”