ABD dolarının küresel ölçekteki güçlü duruşu, Japon yeni karşısında son 40 yılın en büyük finansal şoklarından birini tetikledi. Döviz piyasalarında yen aleyhine büyüyen satış dalgası pariteyi tarihi dip seviyelere taşırken, Japonya ekonomi yönetiminin piyasaya doğrudan müdahale olasılığı ekonomi koridorlarında ses getirmeye başladı. Maliyet artışları ve ihracat dengeleri üzerinden tüm Asya pazarını etkileyen bu tarihi devalüasyon süreci, uluslararası fonların da rotasını değiştiriyor.
İki ülke arasındaki kronik faiz makası
Uluslararası döviz piyasasında taşları yerinden oynatan bu tarihi kırılmanın perde arkasında, iki dev merkez bankasının birbirine tamamen zıt yönlerde uyguladığı para politikaları yatıyor. Fed, enflasyonla mücadele kapsamında faiz oranlarını uzun süredir yüksek seviyelerde tutarak küresel sermayeyi bir mıknatıs gibi ABD dolarına çekmeye devam ediyor. Buna karşılık BoJ, kırılgan yerel büyümeyi desteklemek adına uzun yıllardır uygulamaya koyduğu ultra genişlemeci para politikası adımları ve normalleşme sürecindeki temkinli duruşu nedeniyle faiz artırım patikasında oldukça yavaş ilerliyor. İki ülke arasındaki getiri makasının hiç olmadığı kadar açılması, uluslararası büyük fonların ve yatırımcıların ellerindeki yen varlıklarını hızla satarak yüksek getiri sunan ABD dolarına yönelmesini tetikliyor. Bu sermaye göçü, Japon para birimi üzerindeki değer kaybı baskısını kronik bir sarmala dönüştürüyor ve yenin neden değer kaybettiğini net bir şekilde ortaya koyuyor.
Japonya neden faiz artıramıyor?
Finans dünyasında yenin neden eridiğine dair en kritik düğüm noktasını, Japonya'nın faiz silahını kullanamaması oluşturuyor. Bu çekincenin temel sebebi, Japon devletinin gayrisafi yurt içi hasıla oranına göre dünyanın en borçlu kamusal yapılarından birine sahip olmasıdır. Japonya hükümetinin birikmiş devasa borç stoku, faiz oranlarında yapılacak en ufak bir yukarı yönlü harekette bile devlet bütçesine katlanılamaz bir faiz yükü bindirme riski taşıyor. Üstelik yıllardır deflasyon sarmalıyla boğuşan Japon iç piyasasında erken atılacak bir sıkılaşma adımı, yerel tüketimi tamamen durdurarak ekonomiyi derin bir resesyona sürükleyebilir. Bu finansal çıkmaz nedeniyle ülke yönetimi, kuru dengelemek için faiz artırmak yerine, milyarlarca dolarlık merkez bankası rezervlerini kullanarak doğrudan döviz piyasasına müdahale etme seçeneğini masada tutuyor. Ancak yapısal makas kapanmadığı sürece bu tarz doğrudan müdahalelerin ve rezerv kullanımlarının sadece geçici bir pansuman işlevi gördüğü, makroekonomik dengelerle net bir şekilde anlaşılıyor.
Ucuz yen küresel ticaret dengelerini nasıl sarsıyor?
Japon para biriminin son 40 yılın en dip seviyesine inmesi, sadece ülkenin sınırları içinde kalmayıp tüm küresel ticaret hatlarında asimetrik dalgalanmalar yaratıyor. Yen rekor düzeyde değer kaybederken, ülkenin dev ihracatçı şirketleri yurt dışı satışlarından elde ettikleri ABD doları gelirlerini yerel paraya çevirdiklerinde kısa vadede devasa kârlar açıklıyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde, enerji, ham madde ve gıda gibi temel kalemlerde tamamen dışa bağımlı olan yerel sanayi bulunuyor. Pahalılaşan ithalat maliyetleri, ülkede bugüne kadar görülmemiş bir maliyet enflasyonunu tetikleyerek hanehalkının alım gücünü derinden sarsıyor. Ayrıca Asya genelinde Japon ürünlerinin yapay bir şekilde ucuzlayarak rekabet avantajı kazanması, Çin ve Güney Kore gibi komşu ihracatçı ülkelerin de kendi para birimlerini devalüe etme baskısı yaşamasına yol açıyor. Bu durum, önümüzdeki dönemde küresel bir kur savaşının fitilini ateşleme potansiyelini içinde barındırıyor.