Büyük Birlik Partisi (BBP) Kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekilerin 25 Mart 2009 tarihinde Kahramanmaraş’ta hayatını kaybettiği kazaya ilişkin Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan soruşturma, yetkisizlik kararı ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi. Yaşanan bu gelişme, kamuoyunda olayın aydınlığa kavuşturulacağı yönünde yeni bir beklentiyi beraberinde getirdi. Davayı 17 yıldır takip eden Muhsin Yazıcıoğlu’nun aile Avukatlarından Selami Ekici, dosyanın Ankara’ya gönderilmesini ve bundan sonra yaşanacak gelişmelere ilişkin beklentilerini Akit için anlattı.
DAVANIN 17 YILLIK SEYRİ
Sayın Ekici, siz davanın başından beri ailenin avukatı olarak içindesiniz. Davanın safahatı ile ilgili bilgi verir misiniz?
Bilindiği gibi Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili soruşturma ilk etapta Kahramanmaraş Cumhuriyet Savcılığında başlatıldı. 2009 yılında vefatından sonra olayın adi bir soruşturma diyoruz ama millet adi deyince yanlış anlıyor, normal bir soruşturma olarak başladı. 2011 yılında Devlet Denetleme Kurulu’nun “örgütlü suç olma ihtimali olabilir” şeklinde 21 tespiti vardı. Bunun üzerine dosya bizim taleplerimizle yani aile avukatlarının talepleriyle o zaman Kahramanmaraş’ın bağlı olduğu Malatya Özel Yetkili Savcılığı’na geldi. Malatya Özel Yetkili Savcılığı’nda dosya 2014 Mart’ına kadar soruşturuldu. O dönem özel yetkili mahkemelerin kapatılması nedeniyle dosya tekrardan Maraş Cumhuriyet Savcılığına geldi. 2014 yılından beri de soruşturma devam ediyor. 2014 yılında Kahramanmaraş’a geldikten sonra Mayıs itibariyle takipsizlik kararı verildi. Bizim itirazlarımız üzerine Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi 1. Ağır Ceza Mahkemesi takipsizliği kaldırdı. Akabinde tekrar 2016 tarihinde bir takipsizlik kararı daha verildi 2016’nın Haziran ayında. Bizim 14 Temmuz 2016’da itirazımız üzerine 15 Temmuz darbe girişimi de olunca, FETÖ’yle bağlantısı olan kişiler, çünkü o zamana kadar 125 kişi soruşturuyordu. 100 kişi hakkındaki takipsizlik kararını onaylayıp FETÖ’yle bağlantısı olan 25 kişiyle ilgili takipsizlik kararını kaldırdılar. O tarihten beri de dosya devam ediyor.
OLAY ANINDA BÖLGEDEKİ HAVA HAREKETLİLİĞİ
Dosya Ankara’ya gönderildiğinde ne durumdaydı?
Dosyanın gelmiş olduğu aşama itibariyle Kahramanmaraş’tayken bu hava hareketliğiyle ilgili iddialardan biri o bölgede uçan ikisi F-14 biri de F-16 olmak üzere üç jetin hava türbülansı sebebiyle helikopterin düşürmüş olduğu noktasında ciddi şüpheler vardı. Ki o dönem itibariyle Malatya’dayken radar kayıtlarına ulaşılamamıştı olay saati itibariyle. O bölgede 4 dakika 37 saniyelik görüntülere ulaşılamamıştı. Ama yapılan keşiflerde bu 4 dakika 37 saniyelik görüntü Erzurum’daki radar üstünde ortaya çıktı. Orada da çok açık olmamakla birlikte bizim için açık ama bilirkişi raporlarında “savaş uçakları düşürmemiştir” şeklinde bir rapor geldi. Biz ona itirazlarımızı yaptık ve bu konuda tekrardan bir bilirkişi görevlendirildi. Tekrar keşifler yapıldı. Biz bu raporu beklerken ki bu yaklaşık 2 yıl önce oldu. Bizim itirazlarımız doğrultusunda yeniden savcılığın da tespit ettiği şeyler doğrultusunda yeni bir rapor bekliyorduk. Bu bekleme esnasında dosyanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildiğini öğrendik.
OLAY ANINDA RADARDAN KAYBOLAN SAVAŞ UÇAĞI...
Olay sırasında bölgedeki hava hareketliliğini ortaya koyabilmek için çok uğraştığınız anlaşılıyor. Detayları paylaşır mısınız?
Olayın olduğu anda bölgedeki hava hareketliği konusunda Devlet Denetleme Kurulu, “sivil radarlarla askeri radarlar arasına bir uyumsuzluk var. Terör savcılığı araştırsın” dedi. Terör savcısı da bu durumu araştırdı. Genelkurmay Başkanlığı’nın işte Hava Kuvvetleri vasıtasıyla bize verdiği cevapta, “olayın gerçekleştiği saat 13.03 civarında, Doğu bölgelerinde meydana gelen arıza nedeniyle görüntü gönderemiyoruz” dendi. Oysa radarların tümünün bir anda devre dışı kalması mümkün değil. Hadi oldu diyelim ama radar başları vardır. İşte Softepe radarı orayı görür. Şarkışla radarı orayı görür. Mersin Mezitli’de bir radar var orayı görür. Ondan sonra Erzurum’daki radar görür. Diyarbakır’daki radar üssü orayı görür. Oradan görüntü istedi savcılık. Şarkışla radarının istediğimiz tarihten bir yıl önce kapatıldığını bildirdiler. Softepe radarı “yok” dedi. Diyarbakır’a gittik, “server arızası nedeniyle format attık görüntüler yok” dediler. Ama en sonunda Erzurum’da bulduk bu görüntüyü. Erzurum’da bulduğumuz o 4 dakika 37 saniyelik görüntüde Muhsin Yazıoğlu’nun helikopterinin düştüğü sırada bölgede 3 tane jetin bulunduğu bildirildi. 2 tanesi Erhaç’tan kalkmış 1 tanesi Merzifon’dan kalkmış. Kol uçuşu dedikleri şekilde uçmuşlar. Kol uçuşu da radarda bazen tek uçak görünüyormuş yan yana uçtukları için. Kol uçuşu yapan 3 tane uçağın olduğunu, HH yani “Hotel Hotel” diye kodlanan jetin, helikopterin düşme saatine denk gelen saatlerde radardan kaybolduğunu, daha sonra radara giriş yaptığını bildirdiler. Mesela o uçak 32 bin feet’ten kayboluyor. Daha sonra tekrar radara giriş yapıyor. O arada da hızının 590 knot hıza ulaştığı tespit ediliyor. 590 knot hız, kilometrenin 2 katını ifade ediyor. Yani 1200 kilometre/saat hızın üzerine çıktığı anlaşılıyor. O sırada ses duvarını aştığı için sonik patlama oluyor. Dosyada mesela ihbarlar vardı 16-17 tane. Olay yerine çeşitli uzaklıktaki bölgelerde patlama sesi duyulduğu ihbar edilmişti. Olay anında vatandaşlar “patlama sesi duyduk” diyorlar. O zaman anlamlandıramadığımız o patlama sesinin o radardan olay sırasında kaybolup ses duvarını aşan jetin yol açtığı sonik patlama olduğunu anlamış olduk. Bilirkişi raporlarında da bunlar var. Bu jetler büyük hava araçları, helikopterler küçük. Dikeyde bir kilometre üstünden geçse, yatayda 10 kilometre uzağından geçse düşürebilirdi. Kağıt gibi savurur deniyor. Bu bulgularla o jetin düşürdüğü anlaşılıyor. Ama bilirkişi “savaş uçağı düşürmemiştir” diyor. “Düşürmüş olabilir” bile demiyorlar yani. Böyle bir sürü saçma sapan şeylerle uğraşıyoruz 17 yıldır.
DOSYANIN ANKARA’YA GELMİŞ OLMASINI ÖNEMLİ GÖRÜYORUZ
Dosyanın Ankara’ya gönderilmiş olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dosyanın Ankara’ya gelmiş olmasını önemli görüyoruz. Çünkü Adalet Bakanlığı bünyesinde Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’nın kurulmuş olması, yine kamuoyunda diğer faili meçhul ya da soruşturmasının savsaklandığı iddia edilen soruşturmaları da göz önüne aldığımız zaman Ankara’ya gelmiş olması bizi umutlandırdı. Dosyanın Ankara’ya gönderilmesi bizim için iyi bir gelişme. Çünkü Kahramanmaraş’ta bu iş çözülmedi. Ankara’ya gelmiş olmasını bu açıdan önemli buluyoruz, değerli buluyoruz. Çünkü dosyada aşağı yukarı tüm deliller var. Dava dosyası tekemmül etmiş gibiydi.
SAVCILAR SÜREKLİ DEĞİŞTİ
17 yıldır davanın nihayete erdirilememesini neye bağlıyorsunuz?
Mesela Kahramanmaraş’taki handikapımız şuydu; Bir savcı atanıyordu, dosyayı okuyordu. Tam dosyaya vakıf olurken Savcı değişiyordu. Yeni gelen savcı tekrardan dosyaya çalışmaya başlıyordu. Yani onu okuyacaksın, anlayacaksın, yorumlayacaksın. Yani o gerçekten bir ciddi emek istiyor. Ankara’da daha etkin ve yetkin savcılar olduğunu biliyoruz. Umutla bekliyoruz yani, umutlandık biz de işin Türkçesi.
17 YILDIR ETKİN BİR SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMEDİ
Geçen 17 yılda onca delil ve ifadelere rağmen neden sonuç alınamadı?
Şimdi şunu ifade etmekte fayda var. 17 yıldır etkin bir soruşturmanın yürütülmediğini söyleyebiliriz. Aslında Malatya’da iyi soruşturuldu bir dönem. İçeri alınanlar, gözaltına alınanlar falan. Ancak 17 yılda gerektiği şekilde dosyada fazla bir gelişme olmadı.
NEDEN 17 YILDIR DOSYADA GİZLİLİK KARARI VAR?
Dosyada sürekli gizlilik kararı olması normal mi sizce?
Evet. Dosyada Kahramanmaraş’tan beri sürekli gizlilik kararı var. Dosyadaki gelişmeler bize de kapalı, biz de göremiyoruz. Ama netice itibariyle gizlilik kararı niye olur? Çok önemli bir şey olur, bizim kanaatimiz o noktada bizden gizlendi dosya. Çünkü biz habire dilekçeler veriyoruz. “Bu böyle olmaz” diyoruz, “şu şöyle olmaz” diyoruz. Yani hala da o gizlilik kararı devam ediyor.
BİZ SADECE GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKMASINI İSTİYORUZ
Sizde oluşan kanaat olayın suikast olabileceği noktasında mı?
Yani benim ulaştığım kanaat şu anda, Muhsin Yazıoğlu’nun 2008 tarihinde İngiltere ziyareti ve birinci açılım sürecine destek olmasını istemeleri, Muhsin Başkanı’n buna karşı olacağını net bir şekilde belirtmesi, onun akabinde de işte bu işlerin olması. Şimdi tabii insanlar şunu anlamıyor; şimdi bir işin bir idari sorumluları vardır, bir cezai sorumluları vardır, bir siyasi sorumluları vardır. Cezai sorumluları bizzat orada bu suça iştirak eden kişilerdir. Yani isim isim az çok tahmin ettiğimiz kişiler var. İdari sorumlular da belli zaten. Siyasi sorumluluğa ona girmiyorum zaten, ayrı bir konu. Ama biz bunu anlattığımız zaman işte “şu mu istedi, bu mu yaptı, böyle mi demek istiyor?” deniyor. Oysa biz Muhsin Başkan’ın olayındaki gerçeklerin ortaya çıkmasını istiyoruz sadece. O hava şartlarında bu helikopterin uçmasına kim izin verdi? Helikopter düştükten sonra arama ekiplerini tam tersi istikamete kim yönlendirdi, neden oldu? Çağlayancerit’e niye götürüldü Muhsin Başkan? Başkana ısrarla “gel seçimi kazanacağız” diyorlar. Başkan oraya gidiyor, dönüşte helikopteri düşüp şehit oluyor, parti seçimde dördüncü parti oluyor. Hani ikinci olsa diyelim ki tamam kıl payı kaçırdı ama ikinci bile olamıyor, dördüncü olabiliyor.
Üst üste ihmaller bir yapıya işaret ediyor
Dava sürecinde bazı kamu görevlileri hakkında görevi ihmalden cezalar verilmesi de sizin iddialarınızı güçlendiriyordu sanırım.
Evet, daha önce zaten bu dosyayla ilgili bazı kamu görevleri hakkında görevi ihmalden cezalar verildi. Ama biz baştan beri bunun örgütlü bir suç olduğunu iddia ediyoruz. Bunun suikast olup olmadığını ispatlayacak olan da yargı makamlarıdır. Yani bizi tatmin edecek şekilde sonuçlanmasını istiyoruz. Çünkü biz dosyayı gerçekten çok ciddi manada takip ediyoruz. Ne olduğunu az çok biliyoruz. Çünkü bu kadar üst üste ihmalin olması da bir yapıya işaret ediyor. Yani bunun örgütlü bir suç olduğunu, önceden beri bu paralel yapının yani FETÖ’nün bu işin içinde olabileceği iddiasını ortaya koyan kişi benim mesela. Bu noktada olayın örgütlü bir yapının işi olabileceğini, devletin içinde de bu örgütlenmenin olduğunu az çok biliyorduk. Netice itibariyle konjonktür değiştikten sonra zaten bunun olduğu ortaya çıktı. Deliller en azından bunu gösteriyor. Helikopterin tutulma aşaması var, düşme aşaması var. Bir de düştükten sonraki olaylar var. Yani öncesi var, sonrası var.