İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da sanıkları arasında yer aldığı, 59'u tutuklu toplam 414 sanıklı İBB Davası'nın görülmesine devam edildi. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi İnfaz Kurumları Kampüsü'nde bulunan 1 No’lu Duruşma Salonu’nda görülen davanın 55'inci gününde kritik ara kararlar ve dikkat çeken savunmalar kayda geçti.
TÜM SANIKLARIN EMEKLİ MAAŞLARINDAKİ BLOKAJ KALKTI
Duruşmada söz alan Mahkeme Başkanı, Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in talebini kabul ederek, şahsın taşınmazları üzerindeki ihtiyati tedbirin kaldırıldığını duyurdu.
Günün en dikkat çeken ara kararı ise emekli maaşlarına yönelik oldu. Mahkeme heyeti, davada yargılanan tüm tutuklu ve tutuksuz sanıkların emekli maaşları üzerindeki tedbirlerin kaldırılmasına hükmetti. Tedbirin kaldırıldığı isimler arasında, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun babası Hasan İmamoğlu'nun da bulunduğu öğrenildi.
EMEKLİ MAAŞLARINA TEDBİR TARTIŞMASI
Emekli maaşlarına yönelik tedbir uygulanması, hukuki açıdan uzun süredir tartışma konusu olmayı sürdürüyor. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında emekli maaşları özel koruma altında bulunuyor. Bu kapsamda, borçlunun açık ve yazılı rızası (muvafakati) bulunmadığı sürece emekli maaşlarına kural olarak haciz veya tedbir konulamıyor.
Ancak bazı istisnai durumlar bulunuyor. Nafaka borçları ile Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) kendi prim ve alacakları için emekli maaşına haciz veya tedbir uygulanabiliyor. Bunun dışında, kredi sözleşmeleri kapsamında borçlunun bankaya verdiği açık rıza doğrultusunda maaştan kesinti yapılabiliyor. Ancak bu durum icra haczi değil, sözleşmeye dayalı rızai kesinti olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan kredi sözleşmeleri sırasında alınan genel muvafakatnamelerin hukuki geçerliliği de tartışmalı. Yargıtay uygulamalarına göre kesinti yapılabilmesi için rızanın icra takibi kesinleştikten sonra ve borç miktarı belirlenerek verilmesi gerekiyor.
Hukukçular, emekli maaşlarına yönelik haksız tedbir veya bloke uygulanması durumunda İcra Hukuk Mahkemeleri nezdinde “haczedilmezlik şikayeti” davası açılabileceğini belirtiyor. Bu nedenle davada emekli maaşlarına tedbir konulması kamuoyunda tepki çekmiş, mahkemenin bu tedbiri kaldırma kararı dikkatle izlenmişti.
DOĞRUER SAVUNMASINI TAMAMLADI
Duruşmada ilk olarak, bir önceki gün savunmasına başlayan Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer kürsüye çıktı. Doğruer savunmasını tamamladıktan sonra İmamoğlu soru sormak üzere söz aldı. Ardından Doğruer’in avukatları Bürgehan Emrağ ve Serkan Günel’in savunmaları dinlendi.
Doğruer, savunmasına cezaevi koşullarına değinerek başladı. “Kıyafetimin kusuruna bakmayın. Ben yarın sıra geleceğini düşündüğüm için gömlek giymedim. Tek gömleğim var, cezaevi koşullarında temizlemek zor oluyor” dedi.
Doğruer, 2013 yılında Anadolu Adliyesi’nde denetimli serbestlikten yararlanan hükümlülere finansal okuryazarlık eğitimi verdiğini hatırlatarak, “Bugün ise yine hükümlüler arasındayım” ifadelerini kullandı.
“NEDEN TUTUKLANDIĞIMI HÂLÂ ANLAYABİLMİŞ DEĞİLİM”
Hakkındaki suçlamaları kabul etmeyen Doğruer, neden tutuklandığını anlayamadığını söyledi.
Doğruer, “Ben ne yapmışım da suç işlemişim? Bunun cevabı ne iddianamede ne de tanık beyanlarında var. 35 yılı aşan çalışma hayatımın sonunda emeğimi savunmak için mahkeme heyetinizin karşısındayım” dedi.
Hayatı boyunca hukuka aykırı hiçbir faaliyetin içinde bulunmadığını savunan Doğruer, “Suç teşkil edecek bir oluşumun parçası olmadım, suç işlemek için kurulan hiçbir yapının içinde yer almadım” ifadelerini kullandı.
Doğruer, “CV ile, mülakat yapılarak bir örgüte üye alındığını ne gördüm ne de duydum. Böyle bir şey olabilir mi?” diyerek örgüt üyeliği suçlamasına tepki gösterdi.
“KÜLTÜR A.Ş. ZARARDAYDI, KÂRLI HÂLE GETİRDİK”
2019 yılında Kültür A.Ş.’de göreve başladığında şirketin zarar ettiğini belirten Doğruer, mali yapıyı güçlendirmek için çalıştıklarını söyledi.
Doğruer, “2019 yılında Kültür A.Ş.’de göreve başladığımda şirket zarar ediyordu. Hatırladığım kadarıyla yaklaşık 19 milyon TL zarar açıklamıştı. Mali yapıyı güçlendirmek için yürüttüğümüz çalışmalar sonucunda, Türkiye’nin en büyük 500 şirketini belirleyen Fortune 500 Türkiye 2023 listesine kültür ve sanat sektöründen giren tek şirket olduk” dedi.
Görev alanının bankalarla ilişkiler, kredi kaynakları, borçların yapılandırılması ve nakit akışının sağlanması olduğunu belirten Doğruer, “Görevimi yerine getirdim ve çalışma arkadaşlarımla birlikte şirketi kârlı bir yapıya dönüştürdük” diye konuştu.
“EKREM BAŞKAN’A İFTİRA ATMAM”
Doğruer, 19 Mart 2025’te evinde yapılan aramaya da değindi. Polislerin eve girdiğinde eşine “Altınlar nerede?” diye sorduğunu öne süren Doğruer, evde altın, para ya da hukuka aykırı bir şey bulunmadığını söyledi.
Doğruer, “Eğer buradan çıkmanın yolu Ekrem Başkan’a iftira atmaksa, ben bunu yapmayacağım. Başkan’a iftira atmaktansa onurumla burada yatmayı tercih ederim” ifadelerini kullandı.
Hakkında ilk aşamada adli kontrol kararı verildiğini hatırlatan Doğruer, daha sonra basında “kaçtı” ve “firar etti” şeklinde haberler yapıldığını belirterek, bunun gerçekle bağdaşmadığını söyledi.
Doğruer, “Tutuklanma ihtimali olmasına rağmen kendi irademle, avukatımla birlikte adliyeye gidip teslim oldum. Kaçma niyeti olan bir kişinin kendi isteğiyle adliyeye gidip teslim olması hayatın olağan akışına uygun değildir” dedi.
MURAT ABBAS’A TEPKİ: “İTİRAF DEĞİL, İFTİRA”
Doğruer, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan eski Kültür A.Ş. Genel Müdürü Murat Abbas’ın beyanlarını da reddetti.
Abbas için “itirafçı değil, iftiracı” ifadesini kullanan Doğruer, “Murat Abbas, 5 yıl boyunca şirketin genel müdürlüğünü yapmış ve Murat Ongun ile birebir çalışmış bir kişidir. Şimdi itirafçı olarak ortaya çıkıyor; ancak yaptığı şey itiraf değil, iftiradır” dedi.
Doğruer, ihalelerde firmaları belirlemek gibi bir sorumluluğu olmadığını savunarak, “Benim görevim şirketleri belirlemek değil, süreçlerin şirket yönergelerine uygun yürütülüp yürütülmediğini kontrol etmektir” ifadelerini kullandı.
“MASAK RAPORLARINDA İSMİM DAHİ GEÇMİYOR”
Rüşvet ve usulsüzlük iddialarını da reddeden Doğruer, kayda değer bir mal varlığı bulunmadığını söyledi.
Doğruer, “Aile olarak sahip olduğumuz mal varlığı 1 ev ve 1 arabadan ibaret. Hayatı boyunca çalışmış 2 insanın 1 ev ve 1 araba sahibi olması kanuna aykırı olmasa gerek” dedi.
MASAK raporlarına da değinen Doğruer, “MASAK raporlarında ismim dahi geçmemektedir; olağandışı bir para hareketim yoktur” ifadelerini kullandı.
“SAVUNMA HAKKIM KISITLANDI”
Doğruer, iddianamenin ekindeki CD’ler ve tensip tutanağının kendisine duruşmaların başlamasına kısa süre kala tebliğ edildiğini belirterek savunma hakkının kısıtlandığını savundu.
“Beni 26 ayrı eylemle suçlayan iddianamenin ekindeki 6 adet CD ve tensip tutanağı bana ancak Şubat ayında, bulunduğum cezaevi aracılığıyla tebliğ edildi; duruşmaların başlamasına bir aydan az kalmıştı” diyen Doğruer, dosyayı inceleyebilmek için gerekli imkânların avukatlarının dilekçeleri sonrası sağlandığını söyledi.
“453 GÜNDÜR TUTUKLUYUM”
Doğruer, sağlık sorunları ve cezaevi koşullarına da değinerek tahliye talebinde bulundu.
Cilt kanseri atlattığını, nüksetme olasılığı bulunduğunu ve anjiyo olması gerektiğini söyleyen Doğruer, tutuklu olduğu için tedavi süreçlerinin aksadığını belirtti.
Doğruer, “Dosyada benim suç işlediğimi gösteren tek bir somut delil yoktur. Tek bir kurala aykırı talimatım yoktur. Tek bir haksız kazancım yoktur. Tek bir usulsüz işlemle kendime şahsi menfaat sağladığıma ilişkin delil yoktur. Buna rağmen 453 gündür tutukluyum. Ben adalete güvenmek istiyorum” dedi.