Ana içeriğe geç

Hüseyin Çelik: Muhafazakâr camia Kemalizm karşısına Hamidizm çıkardı... Abdülhamid istibdatçıydı

Eski Kültür ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, TRT’de yayımlanan “Payitaht Abdülhamid” dizisini ve muhafazakâr çevrelerde oluşan II. Abdülhamid anlatısını sert sözlerle eleştirdi. Çelik, “Muhafazakâr camia, Kemalizm karşısında bir Hamidizm çıkardı. Ben ikisine de karşıyım” dedi.

Karar
16

Eski Kültür ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, İnan Demirel’in programında Sultan II. Abdülhamid, resmi tarih, muhafazakâr tarih anlayışı ve yakın dönem siyasi anlatılar üzerine dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Sultan Abdülhamid hakkında yazdığı kitaba ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çelik, Türkiye’de Abdülhamid’in iki uç anlatı arasında sıkıştırıldığını söyledi. Bir tarafta “Kızıl Sultan”, diğer tarafta “Ulu Hakan” anlatısının bulunduğunu belirten Çelik, kendi amacının bu iki yaklaşımın dışında tarihsel gerçeğe yaklaşmak olduğunu ifade etti.

Çelik, “Sultan Abdülhamid hatasıyla sevabıyla tarihe mal olmuş bir insandır” diyerek, tarihî şahsiyetlerin ne bütünüyle kutsanması ne de bütünüyle mahkûm edilmesi gerektiğini söyledi.

“PAYİTAHT ABDÜLHAMİD BENİ ÇOK RAHATSIZ ETTİ”

Çelik’in en sert eleştirilerinden biri TRT’de yayımlanan “Payitaht Abdülhamid” dizisine yönelik oldu.

Dizinin tarihî gerçeklikle bağdaşmadığını savunan Çelik, bir kurgu yapımın belgesel olmak zorunda olmadığını ancak devlet imkânlarıyla hazırlanan tarih dizilerinin kamuoyunda “resmi tarih” etkisi yarattığını söyledi.

Çelik, “Devletin imkânlarıyla bir tarih dizisi hazırlıyorsunuz. Bu ülkenin tarihiyle taban tabana zıt bir şey ortaya koyuyorsanız, elbette birileri buna itiraz eder” dedi.

Dizideki Abdülhamid portresinin gerçek dışı olduğunu savunan Çelik, “Hayatı boyunca neredeyse cuma selamlığı dışında sarayın dışına çıkmamış Abdülhamid, elinde silahla düşman kovalıyor, İngiliz büyükelçisini tokatlıyor. Öyle bir Abdülhamid yok, yaşamadı” ifadelerini kullandı.

“BİZDE İLAHLAŞTIRMA HASTALIĞI VAR”

Türkiye’de tarihî şahsiyetlere ilişkin yaklaşımın çoğu zaman duygusal ve ideolojik olduğunu belirten Çelik, sevilen isimlerin yüceltildiğini, sevilmeyenlerin ise bütünüyle karalandığını söyledi.

“Bizde ilahlaştırma diye bir hastalık var” diyen Çelik, tarihî figürlerin bugünün siyasi kamplaşmalarına malzeme yapılmasına karşı çıktı.

Çelik, “Sevdiklerimizi göğe çıkarırız, sevmediklerimizi yerin dibine geçiririz. Kinlerimiz ve aşklarımız arasında baktığımız bir tarih çok yamuk bir tarih olur” değerlendirmesinde bulundu.

Bu çerçevede Kemalizm ve Hamidizm kavramlarını karşılaştıran Çelik, muhafazakâr çevrelerin Kemalizm’e karşı tarihten bir referans aradığını, bu referansın da Abdülhamid üzerinden kurulduğunu söyledi.

Çelik, “Muhafazakâr camia, Kemalizm karşısında bir çeşit Hamidizm çıkardı. Kemalizme de karşıyım, Hamidizme de karşıyım” dedi.

“ABDÜLHAMİD’İN İYİ TARAFLARINI GÖRMEZDEN GELMEK NANKÖRLÜK OLUR”

Çelik, Abdülhamid’e yönelik eleştirilerinin, onun dönemindeki bütün icraatları yok saymak anlamına gelmediğini vurguladı.

Abdülhamid’in eğitim ve altyapı alanında önemli adımlar attığını belirten Çelik, “Sultan Abdülhamid Türk eğitimini modernize etmeye çalışan adamdır. Batılı tarzda okullar kuran adamdır. Hükümet konakları yapan, demiryolları döşeyen, şifahaneler açan adamdır. Bunları görmezden gelmek nankörlük olur” dedi.

Ancak bu olumlu yönlerin, Abdülhamid dönemindeki baskıcı yönetim anlayışını ortadan kaldırmadığını savunan Çelik, “Bütün bunlarla birlikte Abdülhamid istibdatçıdır, baskıcıdır, kendisi gibi düşünmeyen insanlara hayat hakkı tanımayan birisidir” ifadelerini kullandı.

“ABDÜLHAMİD’İN İSLAMCILIĞI PRAGMATİKTİ”

Çelik, Abdülhamid’in İslamcılık politikasına ilişkin de dikkat çekici bir yorum yaptı.

Muhafazakâr çevrelerin Abdülhamid’i özellikle bu yönü nedeniyle sahiplendiğini belirten Çelik, ancak bu politikanın samimi bir Müslüman kardeşliği fikrinden çok, dönemin büyük güçlerine karşı kullanılan diplomatik bir araç olduğunu savundu.

Çelik, “Sultan Abdülhamid’in İslamcı bir politikası var. Bizim muhafazakârlar o yüzden seviyor. Ama onunki samimi bir müminin Müslüman kardeşliğini öne çıkarmak için yaptığı bir İslamcılık değil. Pragmatik bir İslamcılık” dedi.

Çelik’e göre Abdülhamid, halifelik makamını özellikle İngiltere ve diğer sömürgeci güçler üzerinde baskı unsuru olarak kullandı. Çelik, o dönemde dünyadaki Müslüman nüfusun büyük bölümünün Batılı güçlerin sömürgesi altında yaşadığını hatırlatarak, Abdülhamid’in bu durumu “sanal güç” olarak değerlendirdiğini söyledi.

NECİP FAZIL VE KADİR MISIROĞLU ELEŞTİRİSİ

Hüseyin Çelik, muhafazakâr çevrelerdeki Abdülhamid algısının oluşmasında Necip Fazıl Kısakürek ve Kadir Mısıroğlu’nun etkili olduğunu söyledi.

Necip Fazıl için “çok iyi bir şair” değerlendirmesinde bulunan Çelik, onun siyasal ideoloji alanındaki etkisini ise eleştirdi.

Çelik, “Necip Fazıl tartışmasız çok iyi bir şairdir ama çok kötü bir siyaset ideoloğudur” dedi.

Kadir Mısıroğlu’na ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Çelik, Mısıroğlu’nun tarih bilgisinin bulunduğunu ancak tarihe tarafsız bir araştırma alanı olarak değil, kendi ideolojik kabullerine belge arama yöntemiyle yaklaştığını savundu.

Çelik, “Kadir Mısıroğlu gerçeği ortaya koymaktan ziyade inandığı ideolojiye hizmet edecek belgeler arayan bir adamdı” ifadelerini kullandı.

“İTTİHATÇI DÜŞMANLIĞININ SEBEBİ ABDÜLHAMİD’İ DEVİRMELERİDİR”

Çelik, muhafazakâr çevrelerdeki İttihat ve Terakki karşıtlığının da Abdülhamid anlatısıyla bağlantılı olduğunu söyledi.

İttihatçı düşmanlığının temelinde Abdülhamid’in tahttan indirilmesinin bulunduğunu belirten Çelik, bu nedenle Enver Paşa ve İttihatçı kadrolara yönelik eleştirilerin çoğu zaman ideolojik bir zeminde şekillendiğini savundu.

Çelik, İttihatçıların Türk ordusunu Almanlara teslim ettiği yönündeki eleştirileri de tek taraflı bulduğunu belirterek, Osmanlı ordusunun Alman askeri etkisiyle yeniden yapılandırılmasının Abdülhamid döneminde başladığını söyledi.

Çelik, “İttihatçıları Türk ordusunu Almanlara teslim etmekle suçluyoruz ya, bunu teslim eden Sultan Abdülhamid’dir” dedi.

“YEDİ DÜVELE KARŞI SAVAŞAN ABDÜLHAMİD ANLATISI DOĞRU DEĞİL”

Çelik, Abdülhamid dönemine ilişkin en yaygın anlatılardan biri olan “yedi düvele karşı direnen padişah” tasvirinin tarihî gerçeklikle uyuşmadığını savundu.

Abdülhamid döneminde esas savaş olarak 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nı işaret eden Çelik, bunun dışında anlatıldığı gibi büyük bir “yedi düvel” savaşı tablosunun bulunmadığını belirtti.

Çelik, “Sultan Abdülhamid öyle yedi düvele karşı savaşan birisi değildi. Bir tane savaş var; Teselya Harbi” dedi.

Toprak kayıpları konusunda da dikkat çeken ifadeler kullanan Çelik, Abdülhamid döneminde Girit, Kıbrıs, Rumeli ve Kuzey Irak gibi bölgelerde kayıplar yaşandığını savundu.

Çelik, “Sultan Abdülhamid zamanında kaybedilen topraklar bugünkü Türkiye’nin iki katından biraz fazladır” ifadelerini kullandı.

“EKONOMİ GÜLLÜK GÜLİSTANLIK DEĞİLDİ”

Abdülhamid dönemine ilişkin ekonomik anlatıları da eleştiren Çelik, bu dönemin “ekonomik başarı dönemi” gibi sunulmasını doğru bulmadığını söyledi.

Osmanlı ekonomisinin Abdülhamid’in devraldığı dönemde zaten ağır bir kriz içinde olduğunu belirten Çelik, buna rağmen Abdülhamid döneminin de dış borçlanma ve Düyun-u Umumiye gerçeğiyle anılması gerektiğini ifade etti.

Çelik, “Onun zamanında ekonomi güllük gülistanlıktı deniyor. Yalan kardeşim, yok böyle bir şey” dedi.

Osmanlı’nın dış borçlanma sürecine işaret eden Çelik, Düyun-u Umumiye’nin kurulmasını sağlayan Muharrem Kararnamesi’nin de Abdülhamid döneminde imzalandığını hatırlattı.

“HALİFE DİYE HATASIZ, GÜNAHSIZ SAYAMAYIZ”

Çelik, Osmanlı padişahlarının ve halifelerin de insan olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Abdülhamid’in özel hayatına ilişkin tartışmalı ifadeler de kullanan Çelik, bazı iddiaların torunlarının anlatımlarına ve saray kayıtlarına dayandığını belirtti. Bu çerçevede Abdülhamid’in içki kullandığına dair iddiaları gündeme getiren Çelik, “Bunlar halifedir diye kusursuz, hatasız, günahsız değerlendirmememiz lazım” dedi.

Peygamberler dışında hiçbir tarihî şahsiyete “günahsızlık” atfedilemeyeceğini belirten Çelik, padişahların da hataları, sevapları, zaafları ve güçlü yönleriyle insan olarak ele alınması gerektiğini söyledi.

“MİLLİ MÜCADELE’Yİ KÜÇÜMSEMEK AKLI BAŞINDA İNSANIN YAPACAĞI ŞEY DEĞİL”

Çelik, konuşmasının bir bölümünde Milli Mücadele anlatılarına da değindi.

Milli Mücadele’nin küçümsenemeyecek büyük bir tarihsel mücadele olduğunu vurgulayan Çelik, Mustafa Kemal Atatürk’ün de bu mücadelenin komutanı olduğunu söyledi.

Çelik, “Milli Mücadele’yi küçümsemek aklı başında bir insanın yapacağı şey değil. Mustafa Kemal de Milli Mücadele’nin komutanıdır” dedi.

Ancak Çelik, Milli Mücadele’nin de abartılı ve hamasi kalıplarla değil, tarihsel gerçeklik içinde anlatılması gerektiğini savundu.

“TARİH, HATALARLA VE DOĞRULARLA YÜZLEŞME BİLİMİDİR”

Hüseyin Çelik, açıklamalarının genelinde tarih anlatısının ideolojik kamplaşmalardan kurtarılması gerektiği mesajını verdi.

Tarihî şahsiyetlerin bugünün siyasi ihtiyaçlarına göre kahramanlaştırılmasına karşı çıkan Çelik, tarihin ne geçmiş düşmanlığı ne de geçmiş tapıcılığı üzerinden okunabileceğini söyledi.

Çelik’e göre doğru tarih anlayışı, geçmişteki başarıları da hataları da birlikte görmeyi gerektiriyor.

Çelik, “Tarih, hatalarınızla, iyinizle, kötünüzle yüzleşme bilimidir” diyerek, tarihî figürlerin kutsallaştırılmasının da bütünüyle şeytanlaştırılmasının da Türkiye’de sağlıklı bir tarih bilincinin oluşmasını engellediğini ifade etti.

Kaynağa Git

İlgili Haberler