Ana içeriğe geç

Dünya Kupası çocukluğu nasıl şekillendirir?

The Athletic'in kıdemli yazarı Stuart James, bu sorunun peşine düşüyor ve ekliyor: Çocuklar, ömür boyu sürecek hüzün ve hayret dolu bir hayata hoş geldiniz...

Dünya Kupası çocukluğu nasıl şekillendirir?
Gazete Oksijen
16

“İnsanda kuvvetli hisler uyandıran olaylar, iyi ya da kötü, akıllara mıh gibi kazınır.”

Philadelphia Üniversitesi'nde psikoloji profesörü olan Julie Gurner’dan yaptığım bu alıntı, altı yaşımdayken 1982 Dünya Kupası’nda Brezilya’nın İtalya’yla yaptığı maçı hatırlarken, neden dün çamaşırları yıkamayı unuttuğumu anlatıyor sanki.

Konuyu sadece kısa ya da uzun süreli hafızanın çalışma şekliyle (veya ev işlerindeki inanılmaz beceriksizliğimle) açıklamak zor, mesele çok daha derin. Aslında çok daha basit: Mesele çocukken Dünya Kupası izlemenin sihri. Eşi benzeri yok.

Dünya Kupası çoğumuzun hayatında kalıcı izler bırakır, özellikle çocukluk dönemine denk gelenler. Normalde hafızamızda bulanık olacak anılar turnuva referanslarıyla berraklaşır.

Beş yaşımdayken ne yapıyordum? Hiçbir fikrim yok.

Altı yaşımdayken ne yapıyordum? Brezilyalı futbolcuların tek isimli olduklarını ve Falcao adlı bir adamın kollarında bol miktarda damar bulunduğunu öğreniyordum.

Dokuz yaşımdayken ne yapıyordum? Hiçbir fikrim yok.

On yaşımdayken ne yapıyordum? Gary Lineker diye bir adamın Meksika’ya üç gol attığı haberine uyanırken, Diego Maradona, Peter Shilton ve Tunuslu bir hakeme saydırıp ağlıyordum.

On üç yaşımdayken ne yapıyordum? Hiçbir fikrim yok.

On dört yaşımdayken ne yapıyordum? Üç tane Kamerunlu oyuncunun Claudio Caniggia diye bir sarışın forveti indirmeye çalışmasını izliyor, İngiltere maçının sonundaki penaltıları izlerken kafamı ellerimin arasına almış oturuyordum.

Tabii ki zihinlerimiz bize oyun oynayabilir. Hele de anılar çok eskiyse ve spikerin cümlelerini en sevdiğimiz şarkının sözleri gibi ezberleyecek kadar maç görüntüsü izlediysek.

Ama 1982 yılının güneşli bir öğleden sonrasında, tam babamın işten geldiği saatte santrası yapılan acayip bir Brezilya-İtalya maçı için televizyonun karşısına geçişim asla unutamadığım bir anım olarak kalacak.

Brezilya özel bir takımdı. Zico, Eder, Falcao ve Socrates gibi oyuncularının sahip oldukları yetenek ve karakterin uyandırdığı muhteşem hava bir yana, en önde sanki yanlış maça çıkmış gibi duran tuhaf forvetleri de enteresan bir gizem yaratıyordu (kusura bakma Serginho).

O gün sahada Paolo Rossi diye bir santrfor daha vardı. Hat-trick yaparken attığı üçüncü gol öyle bir goldü ki, benim gözümdeki iğrençliğiyle İtalyanların gözündeki güzelliği eşit seviyedeydi.

Rossi içinde bulunduğu bir şike skandalının ardından aldığı iki yıllık men cezasını yeni tamamlamıştı. Fakat bu haber altı yaşında bir çocuk için pek bir şey ifade etmiyordu. Tıpkı BBC spikeri John Motson’ın cızırtılı bir sesle verdiği, Brezilya’nın askeri bir diktatörlükle yönetildiği bilgisi gibi. Bu konular yetişkinleri ilgilendiriyordu.

Benim gözümde Rossi’nin en büyük kabahati Brezilya’yı elemesiydi.

İngiltere’nin Mexico City’deki çeyrek finalde Arjantin’e elendiği bir sonraki Dünya Kupası’nda, kalbim kırıldı.

Otuz iki yıl sonra, İngiltere’nin Rusya’daki 2018 Dünya Kupası’nda Hırvatistan’a yarı finalde elendiği haberini yaparken, yedi yaşındaki oğlumun benzer bir kriz yaşadığını öğrendim telefonuma gelen mesajla.

Aynı İngiltere’nin 1990 Dünya Kupası yarı finalinde Batı Almanya’ya karşı oynadığı maçta, Paul Gascoigne’ın kendisini finalde kadro dışı bırakacak bir sarı kart görüp alt dudağının titremeye başlamasının ardından forvet Gary Lineker’in, hoca Bobby Robson’a attığı bakış gibi, “Onunla bir konuşsan iyi olur” dedi eşim. Sanki dün gibi aklıma kazınmış bir başka ikonik Dünya Kupası anı.

Bana bu yazıyı yazdıran Dünya Kupası oydu (çocukluğumun son kupası), her ne kadar kulağa saçma gelse de 1990 İtalya’dan bir İngiltere-Hollanda maç görüntüsünü izlerken babamla Stuart Pierce’ın uzatmalarda galibiyet golünü attığını zannederek salonun ortasında zıplayışımızı, ardından maalesef hakemin çift vuruş diyerek golü iptal edişini hatırlayınca tüylerim diken diken oldu.

David Platt’ın Belçika’ya attığı harika gol, Kamerun’la oynanan fırtınalı çeyrek final ve efsanevi Almanya yarı finali daha yaşanmamıştı bile. “Kuvvetli hisler uyandıran olaylar” diyor profesör ve evet, defalarca kez haklı çıkıyor.

Dün akşam, Kolombiya’nın öne geçmesinin ardından minik bir Özbek taraftarın tribündeki üzüntüsü sosyal medyada dolaşmaya başladı. Etrafındaki Kolombiyalı taraftarlar “Özbekistan!” sloganları atıyorlardı onu neşelendirmek için.

Ömür boyu sürecek bir Dünya Kupası hüznüne merhaba de genç adam. Tabii ilginç ve muhteşem anılara da.

Sonuçta, mesele sadece futbol değil. Çocukluktaki Dünya Kupalarından, futbolcular ve takımlardan çok, turnuvaların nev'i şahsına münhasır olayları akıllara kazınıyor. 1986’da Azteca’nın orta yuvarlağına düşen gölgenin örümceğe benzemesi kadar garip olaylar da olabilir (hatırlamanıza yardımcı olması için Maradona’dan yüzyılın golünü izleyebilirsiniz), 1990 İtalya’nın şimdi olsa garipsemeyeceğimiz güzellikteki televizyon grafikleri de.

1994’te ABD’de düzenlenen turnuva çocukluğuna denk gelenler, ağları inanılmaz derin kaleleri hatırlayacaktır. Gol atıldığında sanki kaleciler topu almaya otoparka gidiyormuş gibi görünüyordu.

Dünya Kupalarında yaşanan bu tuhaflıklar, meslektaşım Adam Hurrey’nin FIFA’nın “daimî kontrol manyaklığı modu” ve “rahatsız edici tekdüzeliği” olarak adlandırdığı hali sebebiyle artık rastlanması zor olaylar. Yani diğer bir deyişle, artık bütün Dünya Kupaları birbirine benziyor.

İnsanların 40 yıl sonra bu turnuvayı düşünüp, “2026 Dünya Kupası’ndaki su molalarını hatırlıyor musunuz?” diye sorduklarını tahayyül etmek kesinlikle güç.

Neyse, en azından Lionel Messi’nin hat-trick yapışını hatırlayabilecekler. Tabii yatma saatlerini geçirmelerine izin verildiyse.

©2026 The Athletic Media Company. Her hakkı saklıdır. The New York Times Licensing Group tarafından dağıtılmıştır. Bu makalenin orijinali The Athletic’te yayımlanmıştır.

Kaynağa Git

İlgili Haberler