Halktv.com.tr/ÖZELHABER - HELİN YILMAZ
Türkiye yaklaşık 2 yıldır iktidarın 'Terörsüz Türkiye', DEM Parti'nin ise 'Barış ve Demokratik Toplum' olarak isimlendirdiği süreci izliyor. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin çağrısı ile ilan edilen ve PKK'nın feshine kadar ilerleyen bu hamle uzun zamandır hükumet kanadından da bir adım bekliyor. Artık süreçte sona mı gelindi yoksa yeni bir evreye mi geçilecek diye beklenirken İmralı Heyeti, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüştü.
Sürecin akıbetini, gelinen aşamayı ve yapılan tartışmaları da DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar, halktv.com.tr'den Helin Yılmaz'a anlattı.
Sancar, çözüm sürecinin anlaşılabilmesi için sürecin kendine has özellikleri olduğunu dikkate almak gerektiğini söyledi. Dünyadaki çözüm süreçleri örnekleri ile karşılaştırıldığında oluşturulan diyalog, müzakere, mutabakat, anlaşma ve silah bırakma şemasının Türkiye'de tersten başladığına işaret etti.
"Silah bırakma kararı en başa alınarak farklı özellikleri olan bir model oluştu. Dünya tecrübelerinden yararlanmak gerekiyor elbette, fakat bu sürecin kendine özgü yönlerini de gözden kaçırmamalıyız."
''BARIŞIN TEMELİ DEMOKRASİDİR''
Sancar konuşmasına şu ifadelerle devam etti:
"Çatışma çözümü, barış süreci gibi kavramlar sıkça kullanılıyor, ama bunların bağlamları ve aralarındaki ilişkiler yeterince dikkate alınmıyor. Çatışma çözümü, farklı boyutlar ve aşamalar içeren çok yönlü ve zorlu bir süreçtir. Şiddet içeren çatışmaları çözmeye yönelik süreçlerin iki temel hedefi vardır: Şiddeti sona erdirmek ve çatışmaya yol açan sorunu dönüştürerek çatışmanın kaynaklarını ortadan kaldırmak. Bu amaçlara ulaşmak için kullanılan yöntem de esas olarak diyalog, müzakere ve demokratik siyasettir. Şiddet içeren çatışmalarda silahların devreden çıkması, çözüme giden yolların açılması bakımından son derece önemlidir. Böylece barışın belli bir aşamasına veya türüne ulaşılmış olur. Ancak gerçek ve kalıcı barış, sadece silahların susmasıyla gerçekleşecek bir durum değildir. Türkiye gibi 42 yıldır süren, büyük acılar ve ağır tahribatlar yaratmış bir çatışmada silahların susmasının ne kadar değerli olduğunu, süreç başladıktan bu yana can kaybı yaşanmamış olması bile bile açıkça gösteriyor. Şimdi bu durumu kalıcı hale getirmek ve gerçek barışa taşımak için gerekli adımları atmak ve yoğun bir çalışma yürütmek gerekiyor. Öncelikle 'bu çatışmanın kökeninde ne yatıyordu?' sorusunu samimiyetle sormaya ve cevabını da cesaretle aramaya ihtiyaç var.
Samimiyet ve cesaret, silahları tamamen devreden çıkarmanın yanında sürecin birbiriyle bağlantılı iki alanda ilerletilmesini gerektirir:
1) Çatışmayı yaratan sebepleri dönüştürmek ve bunları çatışma yaratan bir kaynak olmaktan çıkarmak; yani Kürt sorununda çözümün temellerini atmak ve yolunu açmak.
2) Ülkenin tümü için toplumsal barışı hedeflemek. Böyle bir barışın temeli güçlü demokrasi; güvencesi de düzün işleyen ve güvenilir bir hukuk sistemidir. Bu süreçte, demokrasiyi ve hukuk devletini kurumsallaştıracak, yerleştirecek bir yolun da izlenmesi gerekiyor."
"YASA İLE ÖNEMLİ BİR VİRAJ DÖNÜLMÜŞ OLACAK"
Meclis'te adımların atılması için de sürecin hızlanmasına ilişkin açıklamalar geldi. Ancak yasa taslağında nelerin karşımıza çıkacağına dair bilgi henüz yok. Sancar, sürecin başlangıçtaki özellikleri nedeniyle silahların devreden çıkmasını sağlayacak hukuksal düzenlemelerin öncelendiğine vurgu yaptı.
Sancar, "Sorunları siyasal yollarla, barışçıl yöntemlerle çözmek istiyorsak mutlaka siyasetin alanını genişletmek ve demokratik siyasal işleyişi güvence altına almak gerekiyor. Siyasetin alanı genişledikçe demokratik çözüm imkanları artıyor. Bu tartışmanın merkezinde ve yasa etrafında bu kadar yoğun bir gündem oluşması da esas olarak bu gerçeklikle bağlantılıdır. Bu yasa çıktıktan sonra çok önemli bir viraj dönülmüş olacak. Bu viraj dönüldükten sonra her şeyin birdenbire düzelmesini beklemek de doğru değil. Önümüzde uzun bir süreç var; daha doğrusu uzun zaman alacak yeni bir aşama ortaya çıkacak" ifadelerini kullandı.
''MECLİS KAPANMADAN YASANIN ÇIKMASI ORTAK GÖRÜŞ''
Yasanın gecikmesi durumunda sürecin farklı etkilere daha açık hale gelebileceğini belirten Sancar, şimdiye kadar kamuoyuna yansıyan bazı tarihlerin dile getirildiğini, ancak beklenen düzenlemelerin bu tarihlerde gerçekleşmediğini hatırlattı.
Sancar, "Biz sürecin hızlanması ve Meclis kapanmadan —yani yaz ara dönemi başlamadan— çıkması gerektiğini söylüyoruz. Duraklamalar, yavaşlamalar olabilir; bunlar görüş, yaklaşım, anlayış ve beklenti farklılıklarından kaynaklanabilir. Ama süreçlerin zaten temel özelliği o farklılıkları yaklaştırmak ve ortak noktaları çoğaltmaktır. Yapılan çalışmaların ve yürütülen görüşmelerin amacı da esasen budur. Öte yandan süreci sadece iki taraf arasında işleyen ve onlarla sınırlı bir mesele olarak görmek de ciddi bir eksiklik ve yanılgı olur. Burada toplumun tümünün bugününü ve geleceğini doğrudan ilgilendiren ve derinden etkileyen bir dönüşüm süreci söz konusudur. Bu nedenle barış ve demokrasi isteyen bütün toplumsal gruplara, siyasi öznelere ve bireylere ciddi bir görev düşüyor. “Çerçeve yasa” dediğimiz düzenleme bakımından söyleyecek olursak; Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş’la yaptığımız son görüşmede ve ondan önceki temaslarımızda çerçeve yasanın Meclis kapanmadan çıkması için her türlü çabanın harcanması gerektiği yönünde bir görüş ortaklığı olduğunu gördük. Bu konuda da taleplerin ve hedeflerin toplumsallaşmasının önemli olduğunu vurgulamak isterim. Yasanın hızla çıkmasını, silahsızlanmayla birlikte demokratik siyasete ve demokratikleşmeye giden yolları açacak bir nitelik taşımasını istemek ve bunun için çalışmak herkese düşen bir sorumluluk olarak düşünülmeli. '' dedi.
YASA TASLAĞI HAZIR MI? MECLİS'E NASIL GELECEK?
Sancar 'yasa tasarısının hangi durumda' olduğu sorusunda ise kendilerine metin halinde sunulmuş bir taslağın olmadığını dile getirdi. Sancar, "Elbette bunlar görüşülüyor fakat taslaklar sonuç itibariyle bir metin haline getirilecek. Ancak bize sunulmuş, üzerinde tartışma yürüttüğümüz bir metin yok. Bizim görüşmelerde üzerinde durduğumuz mesele temel noktaların ve yöntemin nasıl olacağıdır" diyerek somut taslaklar üzerinde bir tartışma yürütülmediğini ifade etti.
DEM Parti'nin de sürecin başlangıcı itibariyle sürecin hukuksal boyutuyla ilgili titiz bir çalışma yürüttüğünü belirten Sancar, çeşitli ihtimalleri gözeten ve gelişmelere göre güncellenen metinler hazırladıklarını söyledi.
Sancar, ''Son şekli verilmiş bir taslağı görmüş değiliz. Biz de, bunu görmeden kendi taslaklarımızı metin olarak sunmayı doğru bulmuyoruz. Burada bir görüşmeye ve istişareye, uzlaşma yollarını mümkün ölçüde genişletmeye ihtiyaç var. Sadece AKP ile görüşmüyoruz; hem parti temsilcilerimiz hem bizler diğer partilerle de görüşüyoruz. Partimiz, ayrıca değişik alanlarda çalışan sivil toplum örgütleriyle, meslek kuruluşlarıyla ve farklı toplum kesimleriyle yürüttüğü kapsamlı çalışmaları var. Onların görüşlerini dinliyoruz, önerilerini alıyoruz. Önümüze somut bir taslak geldiğinde de aynı yolun izlenmesi gerektiğini söylüyoruz: En geniş mutabakatı hedefleyen bir çalışma temel yöntem olmalı.'' dedi.
"Çerçeve yasa" dediğimiz yasa; hem Kürt sorununun çözümüne kanallar açacak hem de Türkiye'nin demokratikleşme yoluna hız sağlayacak bir şekilde Meclis kapanmadan çıkmalı.
ÖCALAN'A STATÜ NEDEN İSTENİYOR?
MHP Lideri Bahçeli dahil olmak üzere tekrar edilen taleplerden birisi de PKK Lideri Abdullah Öcalan'a statü verilmesi oldu. Ancak yasal adımların atılmadığı tüm bu süreçte bu talep de askıda kaldı. Fiilen ise Öcalan, sürecin baş aktörlerinden biri olmayı sürdürdü. Sancar, "Sayın Öcalan, sürecin başından beri çok önemli bir rol oynuyor, ana aktörler arasında yer alıyor. 27 Şubat 2025’te açıklanan çağrı, sürecin temel çerçevesini ve referansını oluşturuyor. Silah bırakma, entegrasyon, siyasete dönüş ve başka konularda daha önümüzde yapılacak çok iş var. Yine kendisi burada çok önemli bir yerde duruyor, kendisine çok önemli rol düşüyor. Evet, İmralı’da görüşmeler yapılıyor, zaman zaman açıklamaları kamuoyuyla paylaşılıyor. Ancak sürecin boyutları ve gereklilikleri düşünüldüğünde, bu çerçevenin yeterli olmadığı ve olmayacağı da açıkça görülebilir. Sürecin ana aktörlerinden biri olarak, sayın Öcalan’ın yaşam ve çalışma şartları ile iletişim imkanlarının buna uygun hale getirilmesi sürecin doğasının ve mantığının bir gereğidir; kendisinin rolünün ve konumunun yasal bir tanımaya ve hukuksal bir dayanağa kavuşturulması da buna dahildir. Sürecin tanımlanmış, yasal güvencelere bağlanmış bir işleyişe kavuşması ve Öcalan'ın rolünün ve konumunun tanımlanması ve yasal bir dayanağa oturtulması birbirine bağlı meselelerdir." dedi.
''BARIŞ İSTEĞİ YÜKSEK AMA GÜVEN YOK''
Ana muhalefet partisine yönelik hukuki yaptırımlar, siyasetçilerine ise gözaltı ve tutuklamalarla süren operasyonlar yürütülen çözüm sürecine olan dikkati de inancı da etkiledi. DEM Parti sürecin ilk günlerinden CHP başta olmak üzere muhalefetin de dahil olmasını istese de siyasi tabloda geride kalan 1,5 yılda büyük değişimler oldu.
DEM Partili Sancar, CHP'ye yönelik mutlak butlan kararının hukuksal temelden yoksun olduğu ve temel demokratik ilke ve değerlerle bağdaşmadığı görüşünü paylaştı. Siyaseti demokrasi dışı yöntemlerle ve bilhassa yargı aracılığıyla kıskaca alarak dizayn etme girişimlerini kesinlikle reddettiklerini dile getiren Sancar, bunun süreç bağlamında çeşitli kaygıların da artmasına neden olduğunu belirtti. Sancar bu kaygıların barış isteğine rağmen güven oluşumuna engel olduğu uyarısında bulundu:
Toplumda barış isteği yüksek, barışa destek oranı da yüksek. Ancak güven konusunda barışa destekle aynı düzey yakalanamıyor; ciddi anketler bunu gösteriyor.
"BARIŞI KALICI HALE GETİRMEK İÇİN DEMOKRATİK MÜCADELENİN GÜCÜNE İNANMALIYIZ"
Sancar, sürece sahip çıkmanın bir asırdır süren bu kısır döngüden ve girdapta çıkışın da bir yolu olduğunu savunarak ''Barışa sahip çıkmak, barışı demokratik toplum hedefiyle bütünleştirerek inşa etmeye çalışmak; aynı zamanda bu ülkede yaşadığımız anti-demokratik uygulamaların, hukuk dışı müdahalelerin de önüne geçmek ve cumhuriyeti demokrasiyle buluşturup bütünleştirmek için büyük bir imkandır'' dedi. Sancar sözlerine şu ifadelerle devam etti:
"Barış olmadan demokrasiyi kurmamızın ne kadar zor olduğunu çok acı tecrübelerle yaşadık, yaşıyoruz. Demokrasi olmadan barışı kalıcı hale getiremeyeceğimizi de biliyoruz. O halde demokrasiye giden yolu açmak için barış hedefine tutunmak, barışı kalıcı hale getirmek için de demokratik mücadelenin gücüne inanmak gerekiyor.
Formülü bu şekilde kurarsak; umutsuzluk ve güvensizlik yaratan durumları yok saymamız gerekmiyor, ama bunları nasıl aşacağımızı düşünmemizin çok önemli olduğunu da akıldan çıkarmamamız lazım. Sadece engellere, olumsuzluklara bakarak sürekli bir umutsuzluk hali; bireyleri de, grupları da, siyasal özneleri de seyirci konumuna iter; kendilerini kurucu bir aktör olacak güçte görmekten uzaklaştırır. Sanki bütün olaylar çok sınırlı odaklar tarafından belirleniyor, toplumun geri kalanının burada bir etkisi olmazmış gibi bir duygu; Türkiye'de barış ve demokrasi birlikteliği için son derece sorunlu bir yaklaşım ve sıkıntılı ruh hali. Umut kendiliğinden doğmaz. Umut ancak emekle, çabayla, mücadeleyle yeşerir ve büyür. Umutsuzluk, siyasi aktörleri özne olma inancından uzaklaştırdıkça bu gelişmelerin seyrine etki etme bilincini de köreltebilir. Hayır, toplum ana kaynaktır; demokratik siyasal dinamikler belirleyicidir ve bütün bunların bir araya gelmesiyle yolları açmak son derece mümkündür. Yollar da ancak böyle açılabilir."
"O HALDE YÜRÜMELİYİZ"
Türkiye'nin bu açıdan kaybedecek zamanı olmadığını söyleyen Sancar, barış ve demokrasi hedefine dair Eduardo Galeano'dan alıntı ile sözlerini tamamladı:
"Ütopya nedir?" diyorlar. "Ütopya bir ufuk gibidir" diyor. Soran da diyor ki; "Peki ufuk çizgisi ise o zaman ne işe yarar? Ben yürüdükçe, o da yürüyor; ben on adım gidiyorum o da on adım uzaklaşıyor." Cevap şu: "Tam da buna yarıyor; yürümeye." Durduğunuz zaman zaten bir süre sonra hayatın akışının dışına çıkarsınız. Oysa hayatı savunmanın; yeni bir hayatın demokrasi ve barış temelinde kurulmasının bu ülke için vazgeçilmez olduğunu düşünüyorsak, o halde yürümeliyiz.