Aile Mahkemesi'ne başvuran yaşlı bir adam; eşinin kendisine hakaret ettiğini, evden kovduğunu ve emekli maaş kartına el koyduğunu belirterek boşanma, nafaka ve tazminat davası açtı. Evden kovulduktan sonra camide kaldığını öne sürdü. Davalı kadın ise iddiaları reddederek; şeker hastalığı nedeniyle görme kaybı yaşadığını, ancak eşinin tedavi sürecinde kendisine destek olmadığını ve hastalığını kusur olarak gördüğünü savundu.
Aile Mahkemesi, kadının hastalık nedeniyle tek başına yaşayamayacağını ve erkeğin hasta eşine bakmayarak kusurlu olduğunu belirterek boşanma davasını reddetti.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, hasta eşe bakmamayı ve onunla ilgilenmemeyi boşanma sebebi (kusur) sayarak Aile Mahkemesi'nin davanın reddine yönelik kararını onadı.
Peki Yargıtay’ın bu kararı, her ‘hastalık durumunda ilgisiz kalma’ vakasının doğrudan boşanma davasında ‘duygusal şiddet’ veya ‘kusur’ sayılacağı anlamına mı geliyor? Yasal olarak ‘ilgisizlik’ ile ‘duygusal şiddet’ arasındaki o ince çizgi yargı tarafından nasıl çiziliyor ve ispatlanıyor?
Avukat Elvan Kılıç bu soruya çok net şekilde, “Hayır. Bu karar, her hastalık halinde eşe yeterince ilgi gösterilmediği iddiasının otomatik olarak duygusal şiddet veya kusur sayılacağı anlamına gelmez” cevabını verdi.
TEK SEFERLİK BİR İLGİSİZLİK DEĞİL
“Türk Medeni Kanunu bakımından her boşanma davası kendi somut olayına göre değerlendirilir. Burada önemli olan, eşin hastalık sürecinde bakım ve destek yükümlülüğünü bilinçli şekilde ihmal etmesi ve bu davranışın evlilik birliğini temelinden sarsacak ağırlığa ulaşmasıdır. Mahkemeler bu değerlendirmeyi tanık beyanları, sağlık kayıtları, yazışmalar ve tarafların tüm davranışlarını birlikte değerlendirerek yapar” diyen Elvan Kılıç ekledi:
“Kamuoyunda bu kararın ‘hasta eşle ilgilenmeyen herkes kusurlu sayılacak’ şeklinde algılanmaması gerekir. Yargıtay’ın değerlendirdiği husus, tek seferlik bir ilgisizlik değil; evlilik birliğinin gerektirdiği özen ve desteğin sistematik biçimde yerine getirilmemesidir. Kusur değerlendirmesi yapılırken davranışın sürekliliği, ağırlığı ve eş üzerindeki etkisi dikkate alınır.”
BAKIM VE DESTEK YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN SINIRLARI
Medeni Kanunumuz eşlere ‘birlikte yaşama, sadakat ve yardımcı olma’ yükümlülüğü yüklüyor. Peki bu karar, evlilik birliğindeki ‘bakım ve destek’ yükümlülüğünün sınırlarını nereye taşıyor?
Elvan Kılıç, “Bu karar bakım yükümlülüğünü sınırsız hale getirmiyor. Hukuk, eşlerden kendi imkânları ölçüsünde birbirlerine destek olmalarını bekler. Dolayısıyla diğer eşin de ağır hasta olması, ileri yaşta bulunması veya fiilen bakım sağlayamayacak durumda olması hâlinde kusur değerlendirmesi farklı yapılacaktır. Kişinin yerine getirmesi objektif olarak mümkün olmayan bir yükümlülük nedeniyle kusurlu sayılması beklenemez” dedi.
Kılıç devam etti:
“Bu karar, eşlerin birbirlerine karşı yalnızca sadakat değil, zor zamanlarda dayanışma ve destek yükümlülüğü bulunduğunu yeniden hatırlatıyor. Ancak bu yükümlülük, her somut olayın kendi koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir.”
TAZMİNAT VE NAFAKA MİKTARLARINI NASIL ETKİLEYECEK?
Yargıtay’ın, adamın hasta eşiyle ilgilenmemesini ‘duygusal şiddet’ olarak kabul etmesinin, boşanma davalarındaki maddi-manevi tazminat ve nafaka miktarlarını nasıl etkileyeceği de merak konusu oldu.
“Bu karar tek başına maddi veya manevi tazminat ile nafaka miktarlarını artıran yeni bir hukuk kuralı getirmemektedir. Ancak kusurun ağırlığı, özellikle manevi tazminat bakımından mahkemelerin dikkate aldığı en önemli ölçütlerden biridir” diyen Elvan Kılıç tazminat konusunu şöyle de açıkladı:
“Eğer hasta eşin bilinçli şekilde yalnız bırakıldığı ve bunun kişilik haklarını zedelediği tespit edilirse, bu durum manevi tazminat değerlendirmesinde mağdur eş lehine etkili olabilir. Bu kararın ‘bundan sonra hasta eşler otomatik olarak daha yüksek tazminat alacak’ şeklinde yorumlanması doğru değildir. Tazminat ve nafaka miktarları belirlenirken yalnızca kusur değil; tarafların ekonomik ve sosyal durumları, evlilik süresi, kusur oranları ve somut olayın tüm özellikleri birlikte değerlendirilir.”
Hasta eşle ilgilenmemenin boşanma davasında kusur sayılması çok konuşulurken, son zamanlarda benzer örnekler de sıkça yaşanıyor, Yargıtay kararları bir hayli dikkat çekiyor. Boşanma davalarında emsal kararlara imza atılıyor. İşte o kararlara birkaç örnek:
SENİ SEVMİYORUM DİYEN EŞ KUSURLU BULUNDU
Geçtiğimiz ay Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bir boşanma davasının temyiz incelemesinde aile hukukuna yönelik emsal teşkil edecek önemli bir karara imza attı. Karşılıklı açılan boşanma davasında yerel mahkeme, eşine şiddet uygulayan erkeği tam kusurlu bularak çiftin boşanmasına hükmetti.
Ancak erkeğin temyiz başvurusu üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay, davacı kadının başkalarının yanında eşine yönelik aşağılayıcı ifadeler kullandığını ve "Eşimi sevmiyorum, sevgim bitti" dediğini tespit etti. Bu sözleri kusurlu davranış olarak kabul eden ve erkeğin de dava açmakta haklı olduğuna hükmeden Yargıtay, yerel mahkemenin kararını bozarak "Seni sevmiyorum" ifadesinin de yasal bir boşanma sebebi ve kusur sayılacağını karara bağladı.
KAHVEHANEYE GİDEN EŞ İÇİN ‘AĞIR KUSURLU’ KARARI
Bir süredir şiddetli geçimsizlik yaşayan bir çiftin karşılıklı açtığı boşanma davasında, Yargıtay milyonlarca evliliği yakından ilgilendiren emsal niteliğinde bir karara imza attı. Davacı kadının mahkeme dilekçesinde yer verdiği iddialar ve uğradığı psikolojik şiddet, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını gözler önüne serdi.
Genç kadın, eşinin kendisini sürekli rızası dışında ailesinin evine gitmeye zorladığını, itiraz ettiğinde ise fiziksel şiddete başvurduğunu belirtti. Kocasının evle hiç ilgilenmediğini, vaktinin büyük kısmını kahvehanede arkadaşlarıyla geçirdiğini ifade eden davacı, evin elektrik, doğalgaz, kıyafet ve seyahat gibi tüm temel giderlerini tek başına karşılamak zorunda kaldığını dile getirdi.
Dava dilekçesinde en dikkat çeken kısım ise kocanın eşine yönelik sarf ettiği kırıcı ifadeler oldu. Kadının iddialarına göre, eşi kendisine sık sık şu sözlerle psikolojik şiddet uyguladı:
"Maaşın olmasa seninle asla evlenmezdim. Saçların dökülüyor, kel kalmışsın. Koca bacaklı, bu çirkini nasıl aldım, gözüm kör mü oldu?"
Uğradığı ağır hakaretler ve ekonomik sömürü karşısında evliliği sürdürmesi mümkün olmayan kadın, mahkemeden boşanma kararı verilmesini talep etti. Dilekçede ayrıca yaşanan manevi çöküntü ve maddi kayıplar gerekçe gösterilerek 50 bin TL maddi, 50 bin TL manevi olmak üzere toplam 100 bin TL tazminat ödenmesi istendi.
Yargıtay’ın bu başvuruyu haklı bularak verdiği karar, bundan sonra açılacak boşanma davalarında "ekonomik sömürü ve fiziksel özelliklerle alay etme" konularında çok güçlü bir emsal teşkil edecek.