Amerika Birleşik Devletleri'nde tanınan televizyon sunucusu Tucker Carlson, Haziran ayı sonunda Cumhuriyetçi Parti'den resmi olarak ayrıldığını duyurmuştu. Katıldığı "Can’t Be Censored" adlı podcast yayınında, başka bir ülkenin çıkarlarını kendi vatandaşlarının çıkarlarının önüne koyan bir partiyi destekleyemeyeceğini belirten Carlson, bu kararıyla dikkatleri üzerine çekti. Ünlü gazetecinin bu radikal adımı atmasındaki temel etken, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik ortak askeri hamleleri ile Washington'ın genel olarak sınır ötesinde yürüttüğü savaş politikalarına duyduğu tepki oldu.
Demokrat partiyi desteklemeyi de kesin bir dille reddeden Carlson, ülkede tamamen yeni bir siyasi gücün kurulması çağrısında bulundu. Amerikan tarihinde üçüncü bir parti kurma fikri oldukça eski olsa da mevcut sosyo-politik iklimin bu adım için son iki yüz yılın en uygun dönemi olduğu ifade ediliyor.
SAĞ VE SOL KANAT İKİ PARTİLİ KONSENSÜSE KARŞI BİRLEŞİYOR
ABD'ning iki köklü partisi olan Cumhuriyetçiler ve Demokratların kendi iç yapılarında, özellikle dış politika ve İsrail'e verilen koşulsuz destek konularında derin çatlaklar büyüyor. Washington elitleri geleneksel çizgilerini korumaya çalışsa da sağ kanattaki popülistler ile sol kanattaki ilericiler, bu yerleşik iki partili uzlaşıya karşı ortak bir mücadele zemini bulmaya başladı. Cumhuriyetçilerle bağını koparan Tucker Carlson, parti yönetimlerini uzun yıllardır rakipleriyle gizli bir işbirliği içinde olmakla suçluyor.
Her iki partinin de savaş ve finans konularında adeta aynı hizada yürüdüğünü savunan Carlson, Senato Demokrat Lideri Chuck Schumer'ın, Donald Trump'ın dış politikasına tam destek verdiğini ve bu durumun seçmenleri gerçek bir alternatiften mahrum bıraktığını ifade ediyor. The Columbia Journalism Review dergisine verdiği demeçte, ülkenin yararına neyin iyi geleceğini anlamak için yeni bir partinin kurulmasına samimiyetle yardım edeceğini söyleyen gazeteci, Trump'a oy verilmesine rağmen yine de başka bir ülkede rejim değişikliği savaşıyla karşılaşılıyorsa yeni seçeneklere ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.
KÜRESEL KRİZLER VE LOBİLERİN ROLÜ HEDEF TAHTASINDA
Carlson, yayınlarında özellikle Amerikan-İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC) gibi yapıların İran'a yönelik saldırgan politikalardaki rolüne geniş yer ayırsa da eleştirileri sadece bu alanla sınırlı kalmıyor. Podcast programlarında ağırladığı müzisyen Roger Waters gibi birçok konukla birlikte, Amerikan kurulu düzeninin neomuhafazakar kanadını Ukrayna krizini başlatmak ve kasıtlı olarak uzatmakla itham eden ünlü gazeteci, yakın gelecekte Ukrayna'nın siyasi haritadan tamamen silineceği öngörüsünde bulunuyor. Carlson'ın bu izolasyonist ve savaş karşıtı söylemleri, sadece kendi geleneksel çizgisi olan sağcı muhafazakarlardan destek görmüyor; aynı zamanda sol ve sol-orta eğilimli birçok yorumcu ve politikacı tarafından da karşılık buluyor. Bu durum, her ne kadar dönemsel ve taktiksel bir dayanışma olsa da Amerikan siyasetindeki derin rahatsızlığı kanıtlıyor.