İBB davasında İBB İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı Ramazan Gülten’in savunması ikinci gününde devam etti. Gülten, savunmasının ilk bölümünde meslek hayatını, kamu görevlisi olarak yürüttüğü çalışmaları ve kamu yararı anlayışını anlattığını hatırlatarak, ikinci gün savunmasında iddianamede kendisine yöneltilen irtikap, ihaleye fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık ve örgüt üyeliği suçlamalarına yanıt verdi.
Savunmasının merkezine “siluet onayı” süreçlerini alan Gülten, bu işlemlerin keyfi olmadığını, İstanbul İmar Yönetmeliği ve plan kararları çerçevesinde zorunlu hale geldiğini söyledi.
Ramazan Gülten İBB davasında gizli tanıklara dikkat çekti: Birinin iddiaları iddianamede buharlaştı, diğeri ismimi bilmiyor
“SİLUET ONAYI KEYFİ DEĞİL, ZORUNLU BİR İŞLEM”
Ramazan Gülten, İstanbul’da siluet tartışmasının 2010’lu yıllarda yüksek yapı projeleriyle kamuoyunun gündemine geldiğini belirtti.
Zeytinburnu’ndaki 16:9 projesini örnek gösteren Gülten, Sultanahmet ve Ayasofya minareleri arasından görünen yüksek yapıların, İstanbul siluetinin korunması için yeni düzenlemeleri gündeme getirdiğini söyledi.
Gülten, 2007 ve 2018 tarihli İstanbul İmar Yönetmelikleri ile 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planındaki hükümleri hatırlatarak, belirli yükseklik ve büyüklükteki projeler için Büyükşehir Belediyesi’nden siluet yönünden uygun görüş alınmasının zorunlu olduğunu vurguladı.
Gülten, “Siluet onayı, müştekilerin beyanlarının aksine keyfi bir uygulama değil, mevzuatta açıkça düzenlenmiş, belirli nitelikleri taşıyan projeler için zorunlu bir işlemdir” dedi.
“2019 ÖNCESİNDE TEK İMZAYLA YÜRÜYEN SÜREÇ KOMİSYONLA KURUMSALLAŞTI”
Gülten, 2014-2019 yılları arasında 146 siluet onayı başvurusu yapıldığını, bunların 118’inin sonuçlandırıldığını anlattı.
Bu dönemde süreçlerin daire başkanı imzalı üst yazılarla yürütüldüğünü belirten Gülten, 2019 sonrasında aynı usulle sonuçlanan 6 projenin ardından sürecin daha şeffaf ve kurumsal hale getirilmesi için Mimari Estetik Komisyonu’nun kurulduğunu söyledi.
Gülten, Mimari Estetik Komisyonu’nun 23 Ekim 2020’de oluşturulduğunu, 5 Mayıs 2021’de de çalışma usul ve esaslarının belirlendiğini kaydetti.
Komisyonun mimar, şehir plancısı, inşaat mühendisi ve ilgili teknik disiplinlerden uzmanlardan oluştuğunu belirten Gülten, “Siluet onayı tek bir kişinin takdirine bağlı değildir. Çok disiplinli, teknik bir değerlendirme ve müzakere sürecinin sonucudur” ifadelerini kullandı.
İBB soruşturmasında Ramazan Gülten'in tahliye talebinde soyadı hatası tepki çekti
“BİLİRKİŞİ RAPORU İDDİALARI GEÇERSİZ KILDI”
Gülten, savcılığın talebiyle alınan bilirkişi raporunda da projelerin siluet onayına tabi tutulmasının zorunlu olduğunun ortaya konulduğunu savundu.
İddianamede “siluet onayına gerek olmadığı halde sürecin işletildiği” yönünde bir iddia bulunduğunu belirten Gülten, bu iddianın teknik ve hukuki açıdan geçerliliğini yitirdiğini söyledi.
Gülten, “Komisyon üyelerinin takdiri” ifadesinin keyfilik anlamına gelmediğini belirterek, bunun plan kararları ve mevzuattaki objektif kriterler çerçevesinde kullanılan teknik uzmanlık yetkisi olduğunu vurguladı.
PASİFİK’İN BEŞİKTAŞ PROJESİ: “8-10 AY BEKLETİLDİ İDDİASI GERÇEK DIŞI”
Savunmasında Pasifik Holding’e ait projelerin onay süreçlerine de değinen Gülten, Beşiktaş Ortaköy’deki projeyle ilgili başvurunun 19 Ağustos 2022’de yapıldığını, siluet kataloğunun ise 12 Eylül 2022’de elden teslim edildiğini anlattı.
Projede emsal tablosu hataları, çatı katlarının toplam inşaat alanına dahil edilmemesi, eklenti depoların emsal hesabında sorun yaratması ve çatıda fazladan kat algısı oluşturan kolon-kiriş sistemi gibi eksiklikler tespit edildiğini söyleyen Gülten, bu nedenle projenin 11 Kasım 2022’de uygun bulunmadığını belirtti.
Gülten, eksikliklerin giderilmesinin ardından 28 Aralık 2022’de yeniden başvuru yapıldığını ve projenin 30 Aralık 2022’de, yani iki gün sonra Mimari Estetik Komisyonu tarafından uygun bulunduğunu söyledi.
Gülten, “Müştekilerin iddia ettiği gibi projenin 8-10 ay bekletildiği yönündeki iddia, resmi belgelerde görüldüğü üzere gerçek dışıdır” dedi.
Ramazan Gülten’in doğum izni talebine ret
“ÖDEME, ONAYDAN 19 GÜN SONRA YAPILMIŞ”
Gülten, Beşiktaş projesine ilişkin müşteki Abdülkerim Fırat’ın 18 Ocak 2023’te 17 milyon 177 bin 27 lira ödeme yaptıklarını ve bu ödemenin ardından siluet onayının verildiğini iddia ettiğini aktardı.
Ancak resmi belgelere göre siluet onayının 30 Aralık 2022’de tamamlandığını belirten Gülten, “İddia edilen ödeme tarihinden 19 gün önce siluet onay süreci sonuçlanmış; ödeme ile onay süreci arasında herhangi bir nedensellik bağı bulunmuyor” dedi.
EYÜPSULTAN PROJELERİ: “PLANSIZ ALANDA RUHSAT VERİLMİŞ”
Gülten, savunmasında Eyüpsultan’daki projelere de geniş yer ayırdı.
Eyüpsultan Belediyesi’nin 12 Ocak 2023’te İBB’den siluet görüşü talep ettiğini belirten Gülten, yapılan incelemede belediyenin 244 ada 1 parsel için 19 Ocak 2023’te 10 yapı ruhsatı, 246 ada 5 parsel için ise 12 Ocak 2023’te 23 yapı ruhsatı verdiğinin tespit edildiğini söyledi.
Gülten, söz konusu alanlara ilişkin imar planlarının İstanbul 9. İdare Mahkemesi’nin 14 Aralık 2022 tarihli kararıyla iptal edildiğini belirtti.
Bu nedenle ruhsat düzenlendiği tarihte hem İBB’den siluet görüşü alınmadığını hem de yürürlükte geçerli bir imar planı bulunmadığını savunan Gülten, “Başka bir ifadeyle, plansız hale gelen parsellere ruhsat düzenlendiği anlaşılmaktadır” dedi.
“PLANI OLMAYAN ALANDA SİLUET ONAYI VERİLMEMESİ SUÇ DEĞİL”
Gülten, İBB olarak Eyüpsultan Belediyesi’ne 28 Şubat ve 28 Mart 2023 tarihli yazılarla söz konusu ruhsatların iptal edilmesi gerektiğini bildirdiklerini söyledi.
Eyüpsultan Belediyesi’nin ise inşaatın durdurulması için firmaya tebligat yapıldığını bildirmekle yetindiğini, ruhsatların iptal edilip edilmediğine ilişkin bilgi vermediğini aktardı.
Gülten, daha sonra firmanın 18 Temmuz 2023’te yeniden başvurduğunu, eksik evrakların 3 Ağustos 2023’te tamamlandığını ve projenin 17 Ekim 2023’te uygun bulunduğunu söyledi.
Gülten, “Planı olmayan bir alanda, plan yeniden onaylanıncaya kadar siluet görüşü verilmemesi nedeniyle itham edilmek tuhaf bir durum. İmar mevzuatına uygun hareket etmek bir suç değil, idarenin görevidir” ifadelerini kullandı.
“EYÜP PROJELERİNDE ÖDEME, ONAYDAN 8 GÜN SONRA”
Gülten, müştekilerin Eyüpsultan projelerine ilişkin 25 Ekim 2023’te ödeme yaptıklarını beyan ettiğini, ancak söz konusu siluet onaylarının 17 Ekim 2023’te verildiğini söyledi.
Buna göre onayların, iddia edilen ödeme tarihinden 8 gün önce tamamlandığını belirten Gülten, “Bu durumda iddia edilen ödemeler ile siluet onayları arasında ne hukuki ne de mantıksal bir nedensellik bağı kurulması mümkündür” dedi.
Gülten, irtikap suçunun oluşabilmesi için mağdurun kamu görevlisinin tutumu nedeniyle işinin yapılmayacağı ya da geciktirileceği korkusuna kapılması gerektiğini belirterek, tamamlanmış bir işlem için böyle bir korkudan söz edilemeyeceğini savundu.
“SİLUET ONAYLARI ÜZERİNDEN İRTİKAP KURGUSU VARSAYIMDAN İBARET”
Ramazan Gülten, iddianamede siluet onaylarının “örgütün irtikap yöntemi için kullanılan araç” gibi gösterildiğini ancak bunun peşin kabul ve önyargıya dayandığını söyledi.
Gizli tanık Lalin’in savcılığa sunduğu 32 siluet onayı listesinin bilirkişi incelemesine konu edildiğini, inceleme sonucunda herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını belirten Gülten, söz konusu listede yalnızca iki proje hakkında iddia ileri sürüldüğünü, onların da aynı kişiye ait olduğunu söyledi.
Gülten, “Benim yaptığım, mevzuatta düzenlenmiş bir prosedürü uygulamaktan ibarettir” dedi.
EYLEM 26 SAVUNMASI: “GÖREV ALANIM DIŞINDA”
Gülten, iddianamede irtikap suçu kapsamında gösterilen Eylem 26’ya ilişkin de suçlamaları reddetti.
Söz konusu imar planını hazırlayan birimin İmar Müdürlüğü olmadığını belirten Gülten, o tarihte İmar Şube Müdürü olarak görev yaptığını, İmar Şube Müdürlüğü’nün imar planı hazırlama ya da planları Meclis’e sevk etme yetkisi bulunmadığını söyledi.
Gülten, etkin pişman, müşteki ve tanık beyanlarının hiçbirinde adının geçmediğini belirterek, Fatih Keleş ile irtibatı olduğuna dair tek bir iletişim kaydı bulunmadığını ifade etti.
Gülten, “Ortada ne bir temas ne bir talimat ne de tarafıma isnat edilebilecek somut bir fiil bulunmaktadır” dedi.
İHALE SUÇLAMASINA CEVAP: “ŞARTNAME VE MUHAMMEN BEDELDE GÖREVİM YOK”
Gülten, hakkında yöneltilen ihaleye fesat karıştırma ve nitelikli dolandırıcılık suçlamalarına da cevap verdi.
İddianamede 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında yapılan gelir getirici ihalelerde belediye encümen üyesi olarak görev yapmasının suçlamaya dayanak gösterildiğini belirten Gülten, hangi fiilinin suçu oluşturduğuna dair tek bir somut tespit bulunmadığını söyledi.
Muhammen bedelin bedel tespit komisyonu tarafından, teknik ve idari şartnamelerin ise ilgili birimlerce hazırlandığını belirten Gülten, ihale komisyonunun görevinin başvuruları açmak, yeterlilikleri incelemek ve ihaleyi sonuçlandırmak olduğunu anlattı.
Gülten, “İhale komisyonu kararına imza atılması; ihale şartlarının tarafımdan belirlendiği, rekabetin tarafımdan engellendiği ya da ihalenin belirli bir kişiye yönlendirildiği anlamına gelmez” dedi.
“SADECE İMZAM VAR DİYE SUÇ İSNAT EDİLEMEZ”
Gülten, İmar ve Şehircilik Daire Başkanı olarak 4 Haziran 2024’ten sonra encümen üyesi olarak görevlendirildiğini, bu tarihten önce ise bazı kararlara vekaleten imza attığını belirtti.
İddianamede 13 eylem kapsamında suçlama yöneltildiğini ancak ihale dokümanlarının hazırlanması veya muhammen bedelin belirlenmesi süreçlerinde hiçbir görevi olmadığını söyledi.
Gülten, “Yalnızca komisyon kararında imzamın bulunmasına dayanılarak suç isnat edilmesi görev ve yetki sistematiği ile bağdaşmamaktadır” ifadelerini kullandı.
ÖRGÜT ÜYELİĞİ SUÇLAMASI: “İBB’NİN KURUMSAL YAPISI ÖRGÜT GİBİ GÖSTERİLİYOR”
Gülten, savunmasının bir bölümünü de suç örgütü üyeliği iddiasına ayırdı.
Yaklaşık 20 yıllık meslek hayatı boyunca hukuka ve kamu görevine bağlı kaldığını belirten Gülten, iddianamede suç örgütü olarak gösterilen yapının aslında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kurumsal yapısından ibaret olduğunu söyledi.
Gülten, kamu idaresi içindeki görev, yetki ve hiyerarşi ilişkilerinin “örgüt yapısı” olarak nitelendirilmesini kabul etmedi.
Gülten, “Kamu görevinin ifası ile suç örgütü faaliyeti arasında sınır ortadan kalkarsa, bu hukuk devleti ilkesine ağır bir darbe vuracaktır” dedi.
“HTS KAYITLARI OLAĞAN KAMU GÖREVİ GÖRÜŞMELERİ”
Gülten, örgüt üyeliği suçlamasının dayanağı olarak HTS kayıtlarının gösterildiğini, ancak bu kayıtların tek başına suç isnadına temel oluşturamayacağını söyledi.
İletişim kurduğu kişilerin birlikte çalıştığı daire başkanları, müdürler, genel sekreter yardımcıları ve başkan yardımcıları gibi kamu görevlileri olduğunu belirten Gülten, kamu hizmetinin aksamaması için bu kişilerle iletişim kurmasının doğal olduğunu ifade etti.
Gülten, Ekrem İmamoğlu ile yaptığı bir görüşmenin de delil gibi sorulduğunu anlatarak, bunun Üsküdar sahilindeki kaçak yapıların yıkımı sırasında saldırıya uğramasının ardından İmamoğlu’nun geçmiş olsun telefonu olduğunu söyledi.
“FATİH KELEŞ’LE TEK BİR İLETİŞİM KAYDI YOK”
Gülten, iddianamede örgüt hiyerarşisi içinde bağlı olduğu ileri sürülen Fatih Keleş ile arasında tek bir iletişim kaydının bulunmadığını vurguladı.
Birçok olağan görüşmenin örgütsel ilişki gibi sunulduğunu belirten Gülten, “Hiyerarşik olarak bağlı olduğum iddia edilen kişiyle hiçbir iletişim kaydının bulunmaması isnadın çelişkisini ortaya koyuyor” dedi.
“KIZIMIN DOĞDUĞUNU 10 SAAT SONRA AVUKAT GÖRÜŞÜNDE ÖĞRENDİM”
Gülten, savunmasının sonunda tutukluluk sürecinde yaşadığı ailevi zorlukları anlattı.
30 Nisan 2025’ten bu yana tutuklu olduğunu, tutuklandığında eşinin 6 aylık hamile ve riskli gebelik sürecinde olduğunu söyleyen Gülten, doğumda eşinin yanında olmak için defalarca dilekçe verdiğini ancak başvurularının sonuçsuz kaldığını belirtti.
Gülten, kızının dünyaya geldiğini doğumdan 10 saat sonra avukat görüş kabininde öğrendiğini söyledi.
Bugün 11 aylık olan kızı Maya’nın pek çok “ilk” anını kaçırdığını belirten Gülten, “İlk kez ‘baba’ dediğini mahkeme salonunda eşimin aktarımıyla öğrendim” dedi.
“MASALLARA DÖNÜŞTÜRMEK ZORUNDA KALDIK”
Gülten, cezaevinde kızına iki masal kitabı yazdığını da anlattı.
İlk kitabında “Kapalı Kapılar Ülkesi”nden yola çıkan bir müjde kuşunun kızının doğumunu müjdelemek için yaptığı yolculuğu anlattığını, ikinci kitabında ise kızının kendisini ziyaret yolculuğunu yazdığını söyledi.
Gülten, “Bu iki kitap; bir babanın özlemi, bir annenin fedakârlığı ve bir ailenin birbirine tutunma çabasıdır. Biz, birlikte yaşayamadığımız anıları unutulmasın diye masallara dönüştürmek zorunda kaldık” dedi.
“TAHLİYEME VE BERAATİME KARAR VERİLMESİNİ İSTİYORUM”
Gülten, savunmasının sonunda hakkındaki suçlamaların hiçbirini kabul etmediğini söyledi.
Dosyada kendisini işaret eden somut bir delil bulunmadığını savunan Gülten, görev unvanı ve yürüttüğü idari süreçler üzerinden suçla ilişkilendirilmeye çalışıldığını belirtti.
Gülten, “Hakkımda yöneltilen suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Tahliyeme ve beraatime karar verilmesini saygılarımla talep ederim” dedi.
HAKAN KARANİS’TEN SORU: “BENİ TANIYOR MUSUNUZ?”
Savunmanın ardından Hakan Karanis, Gülten’e soru yöneltti.
Karanis, Ekrem İmamoğlu ile lise ve asker arkadaşı olduğunu belirterek, Gülten’in daha önce İmamoğlu’nun arkadaşı olduğunu söyleyen bazı kişilerin taleplerde bulunduğu yönündeki anlatımına açıklık getirmesini istedi.
Karanis, “Siz beni tanıyor musunuz ve hiç gördünüz mü?” diye sordu.
Gülten ise Karanis’i tanımadığını, İmamoğlu’nun arkadaşı olduğunu da duruşmada öğrendiğini söyledi.
Gülten, kendisine gelen kişilerin Hakan Karanis olmadığını ve bu kişilerin İmamoğlu tarafından gönderilmediğinin görüşmeler sırasında anlaşıldığını ifade etti.
HASAN İMAMOĞLU’NUN AVUKATINDAN EYÜPSULTAN SORUSU
Duruşmada Hasan İmamoğlu’nun avukatı Nusret Yılmaz da Gülten’e soru yöneltti.
Yılmaz, Eyüpsultan’da yargı kararlarına ve İBB’nin yazılarına rağmen inşaat faaliyetlerinin devam etmesine göz yuman belediye yetkilileri hakkında herhangi bir soruşturma ya da dava açılıp açılmadığını sordu.
Gülten, ilçe belediyelerindeki usulsüzlüklere ilişkin bazı başvurular yaptıklarını ancak çoğunda işlem yapılmadığını söyledi.
Gülten, “Soruşturma izni verilmeyen, soruşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlar olan bir sürü karar var” dedi.
RAMAZAN GÜLTEN'İN İKİNCİ GÜN SAVUNMASININ TAMAMI ŞU ŞEKİLDE:
Günaydın. Sizi, heyetinizi, sevgili savunma makamını, elleri yüreklerinde bekleyen sevgili ailelerimizi, ağzınızdan çıkacak bir kelimeyi bekleyen sevgili ailelerimizi sevgiyle kucaklıyorum. Sayın Başkan, değerli heyet; sunumumun, savunmamın ilk bölümünde sizlere meslek hayatım ve kamu görevlisi olarak çalışma hayatım boyunca neler yaptığımı, kamunun kaynaklarının korunması ve toplumun refahı için hangi çalışmalar içinde bulunduğumu, kamuya ve kamu görevlisi ahlakına nasıl baktığımı, kamu yararından ve hukuktan yana duruşumu ifade ettim.
İddianamede hakkımda irtikap suçu işlediğim iddia edilen siluet onayının mevzuata nasıl girdiğini, Henri Prost tarafından belirlenen hattı bala sınırının tarihi yarımada ve Boğaziçi siluetinin planlama kararlarında uzun yıllar korunduğunu, ancak 2010'lu yıllara geldiğimizde bu ilkeden sapıldığını, yeni bir tartışmanın çıkmasına neden olan büyük oranda kamu alanlarında ve kamusal fonksiyonlara sahip arazilerde, arsalarda Bakanlık ve İBB tarafından, yine büyük çoğunluğu parsel bazında plan değişikliğiyle yapılan, orijini 2010 olan, 2006 ile 2015 yılları arasında yaklaşık 10 yıllık süreyi kapsayan bir zaman diliminde yapılan 16 tane gökdelen projesi ve alanının genel özelliklerini anlattım. Bu örnekler içerisinde yetkisiz ruhsatlar, gecekondu önleme bölgeleri, stadyumlar, kamu arazileri vardı. Örnekleri çoğaltabiliriz, çeşitlendirebilirim. Yine aynı dönemde Fikirtepe’den, Esenyurt’tan, Kartal’dan, Ümraniye’den, Çekmeköy’deki orman içindeki kalan 2B arazilerden örnek verilebilir. Ancak bu projeler ve biraz sonra vereceğim son örnek, İstanbul’un tarihi yarımada, Boğaziçi ve Anadolu Yakası siluetinde yarattığı değişiklik kamuoyunda, akademik çevrelerde ve idare koridorlarında bir tartışmayı ateşledi.
İlber Ortaylı Hoca'nın "İstanbul böyle, öyle güzel ki 100 yıldır ne yaptıysak çirkinleştiremedik." dediği İstanbul için bir şeyler yapılmalıydı. Bu tartışmayı bir mevzuat değişikliğine götüren son örneğimizi görelim. Ekranı açarsak... Aşağıya, bir aşağıya... Evet. Bu fotoğraf 16:9 projesine ait. Zeytinburnu ilçesinde sanayi yapılarının yer seçtiği kent çeperinde; tekstil, deri sanayi ve atölyelerin yoğunlukta olduğu yıllarda imar planında çok amaçlı kullanım alanı olarak belirlenen parsel, 2009 yılında emsal 2,5 yapılaşma koşuluyla turizm tesis alanına alınmış. Plan notuyla bodrum katları emsal harici tutulmuş ve 151.000 metrekare inşaat alanı, en yükseği 132 metre yüksekliğe sahip 3 adet kule yapılmıştır. Şu yanda gördüğümüz de dün anlattığım projelerden Ottomare ve Zeytinburnu'ndaki, Ataköy’deki projeler. Tarihi yarımadanın silueti tartışması basına yansıyan bir fotoğraflarla yüzeye çıktı. Sultanahmet ve Ayasofya'nın minareleri arasından görünen 16:9 adlı proje, bu yüksek yapılara bir sınırlama getirilmesi, herkesin istediğini yapamaması gerektiği tartışmalarını başlattı. Bir sonraki slayta geçelim. Bu tartışmanın basındaki yansımalarından örnekleri görüyoruz. Milletvekilleri bir toplantıda Başbakan'a binadan yakınıyorlar. Başbakan Erdoğan "Benim her şeyden haberim olamaz, bana bilgi verin. Sahibiyle konuştum, tıraşlamıyor. Tıraşlamıyor. Kırıldım, konuşmuyorum" diyor. "Yıldızları da sayamam" diyor. "Benden haber... Bana haber verin." diyor. Vekiller "Biz sizden habersiz yapamayacaklarını düşündük, sizin izniniz olduğunu düşündük" diyorlar. Daha sonraki süreçte "Biz İstanbul’a öyle bir ihanet ettik ki..." açıklamaları geliyor.
Sefer Kocabaş... Biraz alta inersek, hafif küçültürsek... Sefer Kocabaş, dönemin İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar Komisyonu Başkanı, "İmar hakkı neyse onu kullanıyor, bizim müdahalemiz söz konusu değil" diyor. Halbuki hem onayladıkları imar planında plan notu var "avan projeyi İBB onaylar" diye hem o yıllarda yürürlükte bulunan İstanbul İmar Yönetmeliği’nde "60-50 metreden yüksek yapılarla ilgili İBB siluet onayı yapar" diyor. 2011 onaylı çevre düzeni planında plan notu var. Dolayısıyla İBB'nin süreçte hiçbir değerlendirme veya onay yetkisinin bulunmadığını söylemek mümkün değil. Bu gelişmeler üzerine İstanbul'un kentsel siluetinin korunmasının önemi bir kez daha gündeme gelmiş ve çeşitli öneriler tartışılmaya başlanmıştır. Dönemin Başbakanının da sürece olumlu yönde katkı sunmasıyla birlikte bir dizi önlem geliştirilmiştir. Bu kapsamda 4.11.2011 tarihinde 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planına İstanbul'un özgün siluetini oluşturan alanlar ile silueti etkileme potansiyeline sahip çeper alanlarda kent siluetindeki değişimi kontrol etmek amacıyla imar planlarında verilen yapılaşma haklarına yönelik kısıtlayıcı koşullar getirilebileceği eklenmiş.
Bir sonrakine geçebiliriz. Ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinde 2012 yılında onaylanan 1/5.000 ölçekli nazım imar planlarına eklenen plan notlarıyla tarihi yarımadada ve çevresindeki ilçelerde yapılacak projelerde topografya ile yapı yükseklikleri arasında ilişki kurulması sağlanmış, yapıların saçak kotlarına sınırlama getirilmiştir. Burada mevzuatla ilgili siluet, mevzuattaki siluet kararlarını görüyoruz. 2007 tarihli İstanbul İmar Yönetmeliği’nde "Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından onaylanmadan uygulama yapılamaz." diyor. Çevre düzeni planı 2011'de "Gerekirse yükseklikle ilgili siluet alanlarında kısıtlama yapar" diyor. Yani planda, alt ölçekli planlarda verilmiş olsa bile yüksekliği sınırlayabilirsin diyor. 2012 yılında tarihi kent merkezinin çeperindeki ilçelerde; Esenler'de, Bağcılar'da, Bahçelievler'de, yani tarihi yarımadaya görüntü veren ilçelerde bir topografya ile saçak kotu arasında bir ilişki kuruluyor. Biraz sonra onu da göreceğiz. Daha sonra bütün ilçelere yükseklikle ilgili bir yazı yazılıyor. Biraz aşağıya inersek o yazının tarihini de görebiliriz. 20.08.2014 tarihli yazıyla bütün ilçelere "Bu özellikteki binalarla ilgili siluet onayı için Büyükşehir'den onay alacaksınız" diye bir yazı gönderiliyor.
Bir sonrakini de görelim. Mevzuatta siluet yine 2018 tarihli İstanbul İmar Yönetmeliği’nde... İstanbul İmar Yönetmeliği dediğimiz, bütün İstanbul'da geçerli, bütün projelerin buna göre yapılması gereken bir yönetmeliktir. Bu yönetmelikte "100.000 ölçekli kararlara uyulur" diyor. Biraz aşağı doğru inersek... Yok, yukarıda, bir üst... "60-50 metre yüksekliği aşan yapılar Büyükşehir Belediyesi siluet onayı almadan ruhsat düzenlenemez." diyor, yasaklıyor. Daha sonra, müstakil yapı adedi 30 veya daha fazla olan uygulamalarda, bir parselde toplam yapı inşaat alanı 61.000 metrekareden fazla olan yapı ve yapılar topluluğunda, binanın herhangi bir çeperinden görünen en düşük kottaki bina yüksekliği 60-50 metreyi geçen yapılarda "Büyükşehir Belediyesinden siluet onayı almak zorundasınız" diyor. Bu bir zorunluluk. 2014 yılı itibarıyla bu nitelikteki projeler için İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından siluet onayı verilmeye başlanmış. 12.05.2018 tarihli İstanbul İmar Yönetmeliği ile bina yüksekliği 60-50 metreyi geçen yapılar için Büyükşehir Belediyesinden siluet yönünden uygun görüş alınmadan yapı ruhsatı düzenlenmesi yasaklanmış. Siluet onayının ortaya çıkışını bu şekilde özetleyebiliriz.
2014-2019 yılları arasında toplam 146 adet siluet onayı başvurusu yapılmış. 2014-2019 yılları arasında toplam 146 adet siluet onayı başvurusu yapılmış, bunların 118'i sonuçlandırılmış. Bu süreçte proje değerlendirmeleri; başvuru sahibinden talep edilen bazı belgeler, mimari proje ve proje kataloğu üzerinden yapılmış. İşlemler yalnızca Daire Başkanı imzalı bir üst yazıyla sonuçlandırılmış. 2019 sonrasında siluet başvuruları oldu ve 6 proje, 2019 öncesindeki uygulama usulüyle aynı şekilde sonuçlandırıldı. Ancak bu sürecin daha şeffaf ve kurumsal bir yapıya kavuşturulması gerektiği ortadaydı. Bu doğrultuda 3194 sayılı İmar Kanunu, Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği ve İstanbul İmar Yönetmeliği'nin sağladığı yetkiler çerçevesinde, estetik değerlendirmelerin yapılabileceği Mimari Estetik Komisyonu kuruldu. Komisyonun çalışma usul ve esasları ile başvuru süreçlerine ilişkin standartlar belirlendi. Alanında uzman meslek insanlarından oluşan bir komisyon ile hem siluet onayı süreçleri hem de estetik değerlendirme gerektiren diğer hususlar, mevzuatın öngördüğü yetkiler çerçevesinde; kolektif, şeffaf ve denetlenebilir bir yapıya kavuşturuldu.
Bir sonrakini geçebiliriz. Mimari Estetik Komisyonu 23.10... Bu, bunu da anlatayım hemen geçmeden. Mimari Estetik Komisyonu, saçak plan notu, saçak kotu ile ilgili bütün İstanbul'daki bütün 5.000 ölçekli planlara eklenmiş bir şeydir. Binanın oturduğu kotla, binanın oturduğu kotla verilen yükseklik arasında bir ilişki kurarak; üstte, aşağıdaki kot ve yukarıdaki kotun üst şeyde, baremde eşitlenmesi için geliştirilmiş bir kottur. 0 ila 40 kotu arasında 120 metre, 40 kotu ile 70 metre arasında 100 metre, 70 metrenin üstünde 80 metre gibi kendi aralıkları vardır. Dolayısıyla siluete baktığınızda topografyanın kırıkları, çizgileri, dalgalanması nasılsa, yukarıdaki saçaklardaki binanın dalgalanması da aynı şekilde olması için geliştirilmiş bir plan notudur.
Bir sonrakine geçebiliriz. Mimari Estetik Komisyonu, 23.10.2020 tarihinde, yani hemen 2019'dan sonra, o 6 projeden sonra, karar alma süreçlerinin kurumsallaştırılması amacıyla kanun ve yönetmeliklere dayanılarak oluşturuldu. 05.05.2021 tarihinde Mimari Estetik Komisyonu'nun çalışma usul ve esaslarına ilişkin yönerge çıkarıldı. Komisyonun kurulması, İBB İç Denetim Başkanlığı tarafından İmar Müdürlüğü denetimi sonucu hazırlanan raporda iyi uygulama örneği olarak değerlendirildi. 2019 öncesinde siluet görüşü için gerekli belgeler değiştirilmeden yönergeye eklenmiştir. Bir alta geçersek o belgeleri de görmüş olacağız. Hafif küçültürsek... Bu bizim Mimari Estetik Komisyonu'nun yönergesi; çalışma usul ve esasları. Ne zaman toplanır, kimler girişir, hangi konulara bakılır, dosyalardan, projelerden hangi belgeler istenir; bunlardır. Şu aşağıyı görürsek; bu belgelerle 2019 öncesi istenen belgeler aşağı yukarı aynıdır. Bir siluet kataloğu gerekir, mimari proje kataloğu gerekir. Projenin ekleri, imar durumu, kot kesiti, inşaat istikameti, mimari avan proje gibi belgeler istenir. Komisyonun kurulmasından önce onay süreçleri...
Bir sonrakine geçebiliriz. Komisyonun kurulmasından önce onay süreçleri, siluet raporları üzerine bir kişinin yazdığı onay ya da yükseklik bilgileri doğrultusunda yürütülürken, Mimari Estetik Komisyonu kurulmasının ardından bu kararlar 5 komisyon üyesinin ortak kararıyla alınmaya başlanmıştır. 2019 öncesinde sadece daire başkanı onaylı bir siluet onay örneğini görüyoruz. 2019 sonrasında, 2020 sonrasında da bizim dönemimizde Mimari Estetik Komisyonu kurulduktan sonra 5 üyenin ortak kararıyla oluşturulmuş kararı görüyoruz. Mimari Estetik Komisyonu'nca verilen siluet onayları, müştekilerin beyanlarının aksine keyfi bir uygulama değil, mevzuatta açıkça düzenlenmiş, belirli nitelikleri taşıyan projeler için zorunlu bir işlemdir.
İstanbul İmar Yönetmeliği'ne göre; 60.50 metreyi aşan yükseklikteki veya 60.000 metrekareden büyük toplam inşaat alanına sahip ya da 30'dan fazla müstakil yapıdan oluşan projeler, Büyükşehir Belediyesi'nden siluet yönünden uygun görüş almadan yapı ruhsatı alamaz. İstanbul il sınırları içerisindeki tüm projeler, İstanbul İmar Yönetmeliği hükümlerine göre hazırlanmak ve onaylanmak zorundadır. Dolayısıyla siluet onayı, 2019 öncesinde olduğu gibi yalnızca üst yazı ile değil; alanında uzman meslek insanlarının ortak değerlendirmesi sonucunda, Mimari Estetik Komisyonu kararlarına dayanılarak veriliyor. Nitekim bu onay, yönetmelikte de düzenlendiği üzere imar planı koşullarına göre hazırlanacak projenin henüz hazırlık aşamasında ihtiyaç duyduğu, projeyi doğrudan etkileyen ve ruhsat sürecine alınması zorunlu olan kurum görüşlerinden biridir. TEDAŞ, TEİAŞ, İSKİ, UTK, Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ve Tabiat Varlıklarını Koruma Komisyonu gibi kurum görüşleri nasıl ruhsat sürecinin ayrılmaz bir parçası ise siluet onayı da aynı şekilde alınması zorunlu bir idari işlemdir. Dolayısıyla bu onay alınmadan ilgili idare tarafından ruhsat verilmesi mümkün değildir. Bu onay sürecinde projenin, imar planı ile ilgili yönetmelik hükümlerine uygun olup olmadığı incelenir. Projenin azami sınırlar içerisinde kalıp kalmadığı; kentin değerlerine, Tarihi Yarımada ve Boğaziçi bölgesine, anıtsal kültür varlıklarına ve doğal değerlere olan etkisi ile çevresiyle kurduğu ilişki değerlendirilir. Ve nihai karar, Mimari Estetik Komisyonu tarafından verilir.
Bu süreç; Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları ve Tabiat Varlıklarını Koruma Komisyonları gibi ilgili birimlerin teknik değerlendirmeleri üzerine ve uzmanlık temelli bir karar alma mekanizmasıyla işler. Ruhsat aşamasındaki kadar detaylı bir çözümleme olmasa da projenin imar planı koşullarına uygunluğu, yapının kontur ve gabarisi, parselde kapladığı alan, yüksekliği ile İstanbul'un tarihi kent siluetine etkisi gibi son derece önemli kriterler içermektedir. Ayrıca projelerin kentsel, tarihi ve doğal sit alanlarına etkisi; çevresinde bulunan tescilli kültür varlıklarının algılanabilirliğini etkileyip etkilemediği bu değerlendirmenin kapsamındadır. Bu inceleme; proje kataloğunun incelenmesinin yanında geniş açılı bakış noktalarından çekilen fotoğraflar üzerine projenin ölçekli olarak yerleştirilmesi, lidar tarama verilerine işlenmesi ve daha önce onay verilmiş projelerle kurulan görsel ilişkilerin analiz edilmesi gibi teknik çalışmalarla da yapılmaktadır.
Dün gösterdiğim o geniş açılı fotoğraflar bunlardır. Bu onayı veren kurum, Mimari Estetik Komisyonu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde görev yapan; mimar, şehir plancısı, inşaat mühendisi ve ilgili teknik disiplinlerden uzman kişilerden oluşmaktadır. Ben de bu komisyonun bir üyesi olarak görev yaptım. Her üye kendi mesleki uzmanlığı çerçevesinde görüş bildirirdi. Nihai karar, bu teknik değerlendirmelerin birleşmesiyle alınırdı. Dolayısıyla siluet onayı tek bir kişinin takdirine bağlı değildir. Çok disiplinli, teknik bir değerlendirme ve müzakere sürecinin sonucudur. Komisyon kararları yargı denetimine açıktır. Keyfi bir süreçten söz edilmesi için denetimsizlik gerekir. Oysa siluet onay süreci hem mevzuata bağlıdır hem de yargı denetimine açıktır. Nitekim savcılığın talebiyle alınan bilirkişi raporunda da bu husus açıkça tespit edilmekte; incelenen projelerin siluet onayı şartlarını taşıdığı ve bu nedenle siluet onayına tabi tutulmalarının zorunlu olduğu ortaya konmaktadır. Bu durumda beyanlarda ve iddianamede yer alan "siluet onayına gerek olmadığı halde sürecin işletildiği" yönündeki iddia, teknik ve hukuki açıdan geçerliliğini yitirmiştir.
Diğer taraftan bilirkişi raporunda "Onaylanan projelerin siluet açısından değerlendirilmesi, yukarıda izah edildiği üzere komisyon üyelerinin takdirindeki bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır" şeklinde bir tespite yer verilmektedir. Bu ifade ilk bakışta komisyon üyelerince keyfi karar verildiği izlenimi yaratabilir. Ancak açıklamak gerekir ki buradaki takdir, keyfi bir tercih serbestisini değil; plan kararları ve mevzuatta belirlenen objektif kriterler doğrultusunda, şehircilik ilkelerini esas alan ve teknik uzmanlık çerçevesinde zorunlu bir değerlendirme yetkisini ifade etmektedir. Şimdi Pasifik Holding'e ait projelerin onay süreçlerini irdelediğimizde; herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı, süreçlerin bilinçli şekilde uzatılmadığı, tüm işlemlerin mevzuata uygun yürütüldüğü ve müşteki beyanlarının gerçek dışı olduğu açıkça ortaya çıkacaktır.
Beşiktaş projesinden başlayalım. Bir sonraki slayda geçebiliriz. Beşiktaş ilçesi, Ortaköy Mahallesi, 1799 ada, 1 parsel. 2961 sayılı Boğaziçi Kanunu ile belirlenen Boğaziçi geri görünüm ve etkilenme bölgesinde, doğal ve tarihi sit alanında, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında kalmaktadır. Üzerinde askeri alan ve kooperatif yapılarının bulunduğu, 5 kat yapılaşma hakkına sahip, yaklaşık 17.000 metrekare inşaat alanı yapılabilen çevre parsele, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nca plan değişikliği onaylanmış. Bu değişiklikle turizm, ticaret, konut fonksiyonları tanımlanmış. Emsal 1.65, zemin artı 15 kat yapılaşma koşulları getirilmiş. Satılabilir inşaat alanı 28.292 metrekareye çıkarılmış. Beşiktaş Belediyesi'ne yapılan ruhsat başvurusunda sunulan projede yüksekliği 60.50 metreyi geçen 2 adet kule bulunuyor; 2 adet kule bulunuyor. İstanbul İmar Yönetmeliği'ne göre projenin siluet açısından değerlendirilmesi için ilçe belediyesinin 19.08.2022 tarihli yazısı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne gönderiliyor. Parsele ilişkin hazırlanan projede 80.50 metre, 74.10 metre yüksekliğine sahip 2 kule bulunmakta olup, 28.262 metrekare emsal alanı, 98.827 metrekare toplam inşaat alanına sahip projenin siluet açısından değerlendirilebilmesi için proje kataloğu, başvuru tarihi olan 19.08.2022'den 1 ay sonra, 12.09.2022'de elden tarafımıza teslim ediliyor.
Bir aşağıya inersek... Proje incelendiğinde emsal tablosunda hatalar bulunduğu, mevzuat gereği gösterilmesi gereken bazı alanların toplam inşaat alanı hesabına dahil edilmediği tespit edilmiş. Bu tür eksiklikler, uygulamada ruhsat harcı ve yapı denetim bedellerinin düşük gösterilmesi amacıyla sıklıkla karşılaşılan durumlardır. Ayrıca projede tasarlanan asma katların kat planlarının olmadığı, projede tasarlanan çatı katlarının toplam inşaat alanı hesabına dahil edilmediği, bağımsız bölümlere tahsis edilen eklenti depoların emsal hesabına dahil edilmediği, dahil edildiği durumda ise emsal hakkını aştığı, çatıda tasarlanan ızgara şeklinde kolon-kiriş sisteminin fazladan bir kat algısı yarattığı tespit edilmiştir. Şurada gördüğümüz sık kolon-kiriş sistemidir. Bu reddedilen proje, anlatacağım. Daha sonraki onaylanan projede kaldırıldı ve emsal tablosu düzenlendi. Bu nedenle... Bir aşağıya inebiliriz. Mimari nedenlerle, Mimari Estetik Komisyonu'nun 11.11.2022 tarihli toplantısında proje, siluet ve mimari estetik açılardan uygun bulunmamıştır. Reddedilen proje 11.11.2022 tarihinde; tekrar başvuruda onaylanan proje. Burada arada farklılıklar olduğunu görüyorsunuz. Projesinde imar planı koşullarına ve imar... Keyfi bir tercih ya da bilinçli bir geciktirme değil; sorumlu idarelerin hukuka uygun ve zorunlu davranışıdır. İdareler, kişilerin hayalini kurduğu projeye ruhsat vermek ya da onaylamak zorunda değildir. Önce idareye eksiksiz başvuru yapılmalı, başvurusu yapılan projenin de mevzuata uygun olması gerekir. Bir aşağıya geçebiliriz.
Beşiktaş projesi için siluet onay başvurusu, Beşiktaş Belediyesi'nin yazısı ile 19.08.2022 tarihinde yapılmış. Üzerinde 08.09.2022 tarihinin atıldığı siluet kataloğu bize 12.09.2022 tarihinde elden teslim edilmiş. Muhtemelen perşembe günü tamamladılar, pazartesi getirdiler. Aradaki 3 günlük süre de o. Elden tarafımıza teslim edilmiş ve 2 ay içerisinde... Bir aşağıya in, azıcık aşağıya inersek... 64 gün sonra, 11.11.2022 tarihinde uygun bulunmuş. Üstelik incelenen proje Büyükdere Caddesi üzerinde, Boğaziçi geri görünüm ve etkilenme bölgesinde, doğal ve tarihi sit alanında yer alan; yaklaşık 98.000 metrekare toplam inşaat alanına sahip, 2 kulelerden oluşan, büyük ölçekli bir projedir. Bu nitelikte bir proje bakımından 2 aylık inceleme ve karar süresi, teknik değerlendirme gereklilikleri dikkate alındığında son derece makul bir süredir. Projenin yukarıda belirtilen eksiklikleri ve hataları giderildikten sonra... Bir aşağıya inebiliriz. 28.12.2022 tarihinde yeniden başvuru yapılmış. Beşiktaş Belediyesi tarafından yazı ile iletilen başvuru üzerine yapılan incelemede; söz konusu eksiklik ve aykırılıkların giderilip giderilmediği kontrol edilmiştir. Başvurudan yalnızca 2 gün sonra, 30.12.2022 tarihli Mimari Estetik Komisyonu toplantısında proje değerlendirilmiş ve uygun bulunmuştur. Dolayısıyla dosya kapsamındaki müştekilerin iddia ettiği gibi, projenin 8-10 ay bekletildiği yönündeki iddia, resmi belgelerde görüldüğü üzere gerçek dışıdır.
Eyüpsultan projeleri incelendiğinde de tarafımızca herhangi bir hukuka aykırı işlem yapılmadığı açıkça görülecektir. Aynı durumun diğer kurum ve kişiler bakımından geçerli olduğunu söylemek ise pek mümkün değildir. Eyüpsultan Belediye Başkanlığı, 12.01.2023 tarihli yazısıyla Eyüpsultan ilçesi, Mithatpaşa Mahallesi, 244 ada, 1 parsel ile 246 ada, 5 parsele ilişkin ruhsat başvurusu bulunduğunu belirterek... Bir aşağıya inebiliriz. İstanbul İmar Yönetmeliği kapsamında siluet görüşü talep etmiştir. Ancak yapılan incelemede, Eyüpsultan Belediyesi'nin 12.01.2023 tarihinde "ruhsat başvurusu bulunmaktadır" dediği 244 ada, 1 parsel için 19.01.2023 tarihinde 10 adet yapı ruhsatını onayladığı; 246 ada, 5 parsel için ise yine 12.01.2023 tarihinde 23 adet yapı ruhsatının onaylandığını tespit etmiştir. Başvuru yaptığı tarihten 3 gün önce ve başvuru yaptığı tarihte ruhsatları onaylamışlar. İstanbul 9. İdare Mahkemesi'nin... Bir aşağıya inebiliriz. 14.12.2022 tarihli... Bu planımız. Parsellerimiz bunlar, başvuru yapılan parseller. Tekrar bir aşağıya inebiliriz. 19.12.2022 tarihli... İstanbul 9. İdare Mahkemesi'nin 14.12.2022 tarihli, 2021'e 1525 esas sayılı kararı ile Bakanlıkça onaylanan 1/100.000, 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlar iptal edilmiştir.
Bu durumda, Eyüpsultan Belediyesi'nin söz konusu parsellere yapı ruhsatı düzenlediği tarihte hem İBB'den siluet görüşü alınmadığı hem de yürürlükte geçerli bir imar planı bulunmadığı ortaya çıkmaktadır. Başka bir ifadeyle, plansız hale gelen parsellere ruhsat düzenlendiği anlaşılmaktadır. Söz konusu parsellerin bulunduğu alan; imar planı bulunmayan ve üst ölçekli planlarda tarım alanı iken Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından rezerv yapı alanı ilan edilerek imara açılmış bir alandır. Onaylanan plan İBB tarafından davaya taşınmıştır. İmar planı bulunmayan bir parsele yapı ruhsatı düzenlenemeyeceği gibi siluet onayı da verilemez. Bu nedenle 3194 sayılı İmar Kanunu ve İstanbul İmar Yönetmeliği gereği, Eyüpsultan Belediye Başkanlığı'na söz konusu parsellere düzenlenen yapı ruhsatlarının iptal edilmesi gerektiği... Bir alt slayta geçebiliriz. 28.02.2023 ve 28.03.2023 tarihli yazılarımızla bildirildi. Eyüpsultan Belediyesi ise 17.03.2023, 29.03.2023 ve 17.04.2023 tarihli yazılarında, inşaatın durdurulması amacıyla firma yetkilisine tebligat yapıldığını belirtmiştir. Ancak ruhsatların iptal edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir bilgi vermemiştir. Nitekim ruhsatların iptal edilmediği ve inşaatların da durmadığı anlaşılmaktadır.
Bu noktada, müştekilerin projeyi siluet onayı için İBB'ye göndermeden ruhsat verilmesi için Eyüpsultan Belediyesi'ni ikna ettik şeklindeki beyanı önem arz etmektedir. Zira Eyüpsultan Belediyesi, siluet görüşü alınmadan düzenlediği ruhsatları iptal etmemektedir. Dolayısıyla Eyüpsultan Belediyesi'nin 12.01.2023 tarihli yazısıyla yaptığı başvuru, imar planının mahkeme kararıyla iptal edilmiş olması nedeniyle hukuken değerlendirilmesi mümkün olmayan bir başvuru niteliği taşımaktadır. Söz konusu firma... Bir aşağıya gidebiliriz. Eyüpsultan Belediyesi'nin yazışmalarını görüyoruz. Burada ısrarla, "Biz ruhsatları iptal edin." diye yazıyoruz. Onlar da, "Tebligat yaptık, inşaatları durduracaklar firma." diye bize bildirimde bulunuyorlar. Bir aşağı inebiliriz. Söz konusu firma, Pasifik, 18.07.2023 tarihinde yeniden başvuruda bulunmuş ve başvurunun değerlendirilebilmesi için gerekli evrakları 03.08.2023 tarihinde tamamlamıştır. Mail yoluyla ve elden bize getireceklerini ifade ediyorlar. Proje incelenmiş; başvuru tarihinden itibaren yalnızca 2 ay 14 gün sonra, 17.10.2023 tarihli Mimari Estetik Komisyonu toplantısında uygun bulunmuştur. Biraz aşağı inersek şuradaki tarihi de görmüş olalım. Siluet kataloğu tamamlandıktan sonra sadece 2 ay 14 gün sonra proje onaylanmış.
Bir aşağı inelim. Kırkçeşme Galeri Hattı... Kırkçeşme Galeri Hattı, Uzunkemer... Şurada Eğrikemer var, burası dere aksı. Daha önce buralar tarım alanıydı, şuradaki devamında olduğu gibi, iki kemer arasındaki olduğu bölge gibi. Kırkçeşme Galeri Hattı etkileşim alanında... Kırkçeşme Galeri Hattı dediğimiz, Ağaçlı ve Eyüpsultan ormanlarından gelen suların Taksim'e, yani Maksem'e götürüldüğü hattın inşa edilmiş halidir. Yaklaşık 92.000, 82.493 metrekare ve 89.600 metrekare inşaat alanına sahip bu projeler; büyüklüğü, konumu ve teknik özellikleri dikkate alındığında, eksiklerinin tamamlanmasının ardından yaklaşık 2 ay içinde karara bağlanıyor. Bu süre, söz konusu nitelikteki projeler bakımından son derece makul ve olağan bir süredir. İlk başvuru tarihi olan 12.01.2023 ile siluet görüşünün verildiği 17.10.2023 tarihi arasında geçen süreçte; imar planları mahkeme kararlarıyla iptal edilmiştir, plansız alanda düzenlenen ruhsatların iptaline ilişkin yazışmalar yapılmıştır, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı planları yeniden onaylamıştır, firma siluet onayına ilişkin yeniden başvuruda bulunmuş ve gerekli evrakları başvuru tarihinden sonra tamamlamıştır. Planı olmayan bir alanda, plan yeniden onaylanıncaya kadar siluet görüşü verilmemesi nedeniyle itham edilmek tuhaf bir durum. İmar mevzuatına uygun hareket etmek bir suç değil, idarenin görevidir.
Projenin siluet onay sürecini ayrıntılı olarak ortaya koydum. Bu süreçte tamamen imar mevzuatına uygun hareket edildiği; mevzuata aykırı işlem tesis eden kurumların sorumluluklarını yerine getirmesi için gerekli yazışmaların yapıldığı; sürecin hiçbir aşamasında bilinçli bir bekletme, geciktirme, keyfilik ya da menfaat teminine elverişli bir işlem tesis edilmediği açıkça ortadadır. Dolayısıyla dosyada yer alan ödeme belgeleri de siluet onay süreci ve verilen kararla birlikte değerlendirildiğinde, irtikap iddiasının herhangi bir maddi temele dayanmadığı anlaşılmaktadır. Müşteki Abdülkerim Fırat'ın Beşiktaş projesine ilişkin olarak 18.01.2023 tarihinde Halkbank aracılığıyla 17.177.027 lira 69 kuruş ödeme yaptıklarını ve bu ödemenin hemen ardından siluet onayının verildiğini iddia etmektedir. Oysa dosya kapsamındaki resmi belgeler göstermektedir ki söz konusu proje, projedeki eksiklik ve hataların giderilmesinin ardından 28.12.2022 tarihinde yeniden başvuru yapılmış ve yalnızca 2 gün sonra, 30.12.2022 tarihinde siluet onayı verilerek süreç tamamlanmıştır. Bu durumda, iddia edilen ödeme tarihinden 19 gün önce siluet onay süreci sonuçlanmış; ödeme ile onay süreci arasında herhangi bir nedensellik bağı bulunmuyor.
Müşteki, Eyüp projelerine ilişkin olarak 25.10.2023 tarihinde ödeme yaptıklarını beyan etmektedir. Oysa bu projelere ilişkin siluet onayları; Eyüpsultan Belediyesi'ndeki mevzuata aykırı işlemler, Bakanlık tarafından planların yeniden onaylanması, firmanın yeniden başvuruda bulunması ve eksikliklerinin giderilmesi süreçlerinin tamamlanmasının ardından 17.10.2023 tarihinde verilmiş. Başka bir ifadeyle; söz konusu onaylar, iddia edilen ödeme tarihinden 8 gün önce tamamlanmış. Bu durumda iddia edilen ödemeler ile siluet onayları arasında ne hukuki ne de mantıksal bir nedensellik bağı kurulması mümkündür. İrtikap suçunun oluşabilmesi için mağdurun, kamu görevlisinin tutumu nedeniyle işinin yapılmayacağı, geciktirileceği ya da gereği gibi yapılmayacağı yönünde bir korkuya kapılması gerekir. Oysa burada söz konusu edilen ödemeler, idari işlemler tamamlandıktan sonra yapılmıştır. Tamamlanmış bir işlemin yapılmayacağı veya geciktirileceği yönünde bir korkudan söz edilmesi hukuken mümkün değildir. Bu nedenle, Eylem 25 kapsamında hukuka aykırı herhangi bir fiil bulunmadığı gibi suç isnadına konu edilebilecek bir davranış da mevcut değildir.
Siluet onay süreçleri üzerinden irtikap suçu inşa edilmeye çalışılması; maddi olgulara dayanmayan, varsayıma dayalı bir kurgudan ibarettir. Nitekim iddianamenin değerlendirme bölümünde siluet onaylarının, sözde örgütün irtikap yöntemi için sıkça başvurduğu bir araç olduğu yönünde peşin bir kabul ve ön yargısıyla hareket ediliyor. Oysa iddianamede yer almayan, adeta buharlaşan gizli tanık Lalin'in savcılığa sunduğu 32 adet siluet onayına ilişkin proje listesi, bilirkişi incelemesine konu edilmiş; yapılan inceleme sonucunda herhangi bir hukuka aykırı işlem bulunmadığı açıkça ortaya konulmuştur. Söz konusu listede yer alan projelerden yalnızca 2 tanesi hakkında iddialar ileri sürülmüş. Bu projeler de aynı kişiye aittir. Ve bu haliyle idari süreç ile söz konusu ödemeler arasında herhangi bir irtikap ilişkisi kurulması ne hukuken ne de fiilen mümkündür. Benim yaptığım, mevzuatta düzenlenmiş bir prosedürü uygulamaktan ibarettir. İmar planı bulunmayan bir alanda siluet onayı vermemek ve ruhsat düzenlememek bir imarcının ve kamu görevlisinin hukuki yükümlülüğüdür. Buna karşın asıl plansız bir alanda ruhsat düzenlenmesi, ruhsat talep edilmesi, inşaata devam edilmesi ya da bu duruma göz yumulması hukuka aykırıdır. Benim yaptığım, bu hukuka aykırılığa izin vermemektir.
Bu nedenle tarafıma yöneltilen suçlama, somut bir fiile değil, tamamen hukuka uygun davranmamın suç gibi gösterilmesine dayanmaktadır. Nitekim müşteki beyanlarında ve etkin pişmanlık kapsamında alınan ifadelerde adım geçmiyor. Yalnızca iddianamede bile yer verilmeyen gizli tanık Lalin'in beyanında ismimin geçtiği görülmekte. Bu beyanın da bilirkişi incelemesiyle dayanaksız olduğu ortaya konulmaktadır. Hakkımda suçlamanın kabulü mümkün değildir. Açıkladığım hususlar dahilinde Eylem 25'te tarafıma yöneltilen irtikap suçlamasını reddediyorum.
Eylem 26 Kapsamındaki Teknik Savunmalarım Bir sonrakine geçersek... İrtikap suçu işlediğim iddia edilen bir diğer eylem ise Eylem 26'dır. Öncelikle belirtmek gerekir ki bu eleme ilişkin etkin pişman, müşteki ve tanık beyanlarının hiçbirinde ismim geçmemektedir. Eyleme konu edilen imar planını hazırlayan birim İmar Müdürlüğü değil, başka bir müdürlüktür. Söz konusu tarihte, yani imar planının hazırlanarak Meclis'e gönderildiği süreçte ben İmar Şube Müdürü olarak görev yapmaktaydım. Ancak İmar Şube Müdürlüğü'nün imar planı hazırlama veya bu planları Meclis'e sevk etmek gibi bir yetki ve sorumluluğu bulunmuyor. Nitekim İmar Şube Müdürlüğü'nün Görev ve Çalışma Yönetmeliği'nde de bu yönde herhangi bir tanımlama yok. Burada gördüğümüz, söz konusu müştekilerin sahip olduğu parsel. Bir plan çalışmasında kurum görüşleri alınır, toplantılar yapılır. İsteyenler kendi parselleri için taleplerde bulunur ki bunlar dava ile ilgili plan süreçlerinden yakinen haberdarlar ve dolayısıyla kendi parselleri için bir plan önerisinde bulunmuşlar; emsal 1.75. Meclis'e arkadaşlarımız göndermiş. Değerlendirmişler, incelemişler, etrafıyla birlikte değerlendirmişler. Etrafı 1.5 emsal olan yerde 1.75 emsal olmaz demişler ve bir plan kurgusu dahilinde, bir tasarım doğrultusunda bir plan göndermişler.
Meclis, o dönemki Meclis, bu gönderilen planı farklı değerlendirmiş, emsali 1.10'a düşürmüş. 1.10'a düşürmüş. Sonra arkadaşlar itiraz etmişler süreçlere, askı itirazı sürecinde. 2 istemişler, 2.5 istemişler; daha sonra anlatılacak sizlere. Ve dolayısıyla askı itirazlarını değerlendiren Meclis, 1.5'ta bu parselin emsalini değerlendirmiş. Bu süreçlerin hiçbirisinde İmar Müdürlüğü'nün herhangi bir görevi, sorumluluğu yok. Bunlara rağmen, beyanlarda adı geçmeyen sözde bir örgüt yöneticisinden talimat aldığım ileri sürülmektedir. Oysa Fatih Keleş ile irtibatım yok. Soruşturma makamı, HTS kayıtları üzerinden mesai arkadaşlarımla yaptığım olağan görüşmeleri dahi dosyaya dahil ederken, bu iddiayı destekleyecek tek bir iletişim kaydını ortaya koymamıştır. Ortada ne bir temas ne bir talimat ne de tarafıma isnat edilebilecek somut bir fiil bulunmaktadır. Sonuç olarak Eylem 26 kapsamında görev alanım dışında kalan bir süreç üzerinden, ismimin geçmediği beyanlara dayanılarak tarafıma suç isnat edilmesi hukuken mümkün değil. Somut hiçbir delile dayanmayan, görev tanımımla açıkça çelişen bu isnadı reddediyorum.
İhaleye fesat karıştırma ve nitelikli dolandırıcılık iddiaları... İndirebiliriz şimdilik ekranı. Hakkımda ileri sürülen bir diğer suçlama ise, ihaleye fesat karıştırma ve nitelikli dolandırıcılık iddialarıdır. Bu kapsamda, iddianamede söz konusu suçlamanın temelinde; 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu uyarınca idare tarafından yapılan gelir getirici ihalelerde, belediye encümen üyesi olarak ihale komisyonlarında üye sıfatıyla bulunmam veya zaman zaman vekaleten bu görevi üstlenmem gösterilmektedir. Ancak iddianamede, hangi fiilimin ihaleye fesat karıştırma veya nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna ilişkin tek bir somut tespit bulunmuyor. Öncelikle belirtmek gerekir ki; belediye encümeni, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nda tanımlandığı üzere belediye meclisi ve belediye başkanı ile birlikte belediye tüzel kişiliğinin 3 temel organından biridir. Ekranı tekrar değiştirirsek... Encümen, belediye meclisine görüş bildirmek... Bir aşağıdaki... Encümen; belediye meclisine görüş bildirmek, kanunlarda öngörülen yaptırımları uygulamak ve mevzuatın kendisine verdiği görevleri yerine getirmekle yükümlü belediye organıdır. Encümenin görev ve yetkileri, kanunda, 5393 sayılı Kanun'da belirtilmiştir. Belediye encümen üyelerinin yapısı da kanunda belirtilmiştir. "Biri genel sekreter, biri mali hizmetler birim amiri olmak üzere, belediye başkanının her yıl birim amirleri arasından seçeceği 5 üyeden oluşur" diyor. Bir de belediye meclisinin gizli oylamayla seçtiği 5 üyeden oluşur.
Belediye encümeni... Biraz aşağı inersek, şurada bir maddesi var. Şurada belediye encümeninin görevlerinde "Diğer kanunlarda belirtilen, diğer kanunlarda belediye encümenine verilen görevleri yerine getirmek" diyor. Biraz üste çıkarsak... 2886 sayılı Kanun ihale komisyonlarını anlatıyor bu maddede. "Belediyelere ait ihaleler, belediye encümenince bu kanun hükümlülüklerine göre yürütülür" diyor. Yani kanunda verilmiş bir yetki. Ben... Aşağı inebiliriz. Ben 4.06.2024 tarihinde İmar ve Şehircilik Daire Başkanı olarak atandım. Daha önceki dönemlerde olduğu gibi İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı, başkanlık oluruyla encümen üyesi olarak görevlendirilir. Bu görev şahsi bir tercih ya da inisiyatif değildir. Tamamen mevzuat gereği verilen kurumsal bir görevdir. Ben de 4.06.2024 tarihinden sonra encümen üyeliği yaptım. Bu tarihten önce ise vekaleten encümen üyeliği görevi yaptım. İddianamede eylem 70 ve 71'de bahsedilen encümen kararlarına encümen üyesi sıfatıyla, geri kalan 11 eylemde ise vekaleten imza attım görülmektedir.
İddianameye göre, ihaleye fesat karıştırma suçu kapsamında şartnamenin rekabeti engelleyecek şekilde belirlenmesi veya muhammen bedelin kasten düşük belirlenmesi gibi hususlar ileri sürülüyor. Ancak 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında yapılan gelir getirici ihalelerde, ihale sürecine ilişkin görev ve yetkiler açık ve kesin biçimde birbirinden ayrılmıştır. Teknik ve idari şartnamenin hazırlanması ile... Hazırlanması ile muhammen bedelin belirlenmesi, ihale hazırlık aşamasında ilgili birimler tarafından yürütülen ve tamamlanan işlemlerdir. Ekranı indirebiliriz. Muhammen bedel, bedel tespit komisyonu tarafından belirlenir. İdari ve teknik şartnameler ise yine ilgili birimlerce hazırlanır. Bu komisyonlar kendi alanlarında uzman kişilerden oluşur ve gerekli tüm teknik ve mali değerlendirmeleri yaparak bu süreci sonuçlandırır.
İhale komisyonunun görevi ise; hazırlanmış ve ihale ilan edilmiş ihale dosyası üzerinden ihaleye katılan isteklilerin başvurularını huzurda açmak, yeterliliklerini incelemek, uygun teklifleri değerlendirmek ve kanunda öngörülen usule uygun şekilde ihaleyi sonuçlandırmaktır. Tüm bu işlemler değerlendirilir, belgelendirilir ve şeffaf bir şekilde yürütülür. Bu nedenle, ihale komisyonu kararına imza atılması; ihale şartlarının tarafımdan belirlendiği, rekabetin tarafımdan engellendiği ya da ihalenin belirli bir kişiye yönlendirildiği anlamına gelmez. Zira idari ve teknik şartnameler ile muhammen bedel, tamamen ihale öncesi süreçte, yetkili ve uzman komisyonlar tarafından belirlenmekte; ihale komisyonu bu aşamaların dışında kalmaktadır. Dolayısıyla görev ve yetki sınırlarımızın dışında kalan işlemler üzerinden tarafıma suç isnat edilmesi hukuken mümkün değildir. İhale, mevzuatta öngörülen usul ve esaslara uygun şekilde ilan edilir. İhaleye katılmak isteyen isteklilerin başvuruları ihale komisyonu tarafından incelenir. Başvuruların ihale şartnamesine uygunluğu değerlendirilir ve süreç kanunda belirtilen şekil şartları çerçevesinde sonuçlandırılır. Somut olayda ise ne ihale dokümanlarının hazırlanması ne de muhammen bedelin belirlenmesi sürecinde herhangi bir görevim bulunmamaktadır.
İddianameye konu ihaleler, REKTAM uygulamaları ile belediye tasarrufundaki tesislerin işletilmesine ilişkin olup, teknik içerikleri bakımından hazırlık aşaması uzmanlık gerektiren ihalelerdir. Muhammen bedelin piyasa koşullarına uygun olup olmadığını değerlendirecek teknik ya da mali bir uzmanlığım bulunmamaktadır. Ayrıca ihale komisyonunun, idari ve teknik şartname hazırlanması ile muhammen bedelin belirlenmesi süreçlerinden haberdar olmaması ihalenin şeffaflığı açısından da zorunludur. Zira hem ihaleye katılım koşullarını belirleyen hem de ihaleyi sonuçlandıran aynı merciin olması şeffaflık ve tarafsızlık ilkeleriyle açıkça çelişir. Bu nedenle kanun koyucu bu süreçleri bilinçli olarak birbirinden ayırmış ve ihale komisyonu görevini belediyenin karar organı olan encümene vermektedir. Bu çerçevede, encümen üyesi olarak ihale komisyonu görevini yerine getiren bir kişinin ihale hazırlık aşamasında yürütülen işlemler nedeniyle cezai sorumluluk altına sokulması hukuken mümkün değildir. Zira ihale komisyonu üyeleri, kendilerine intikal eden dosyaların önceki aşamalarında yapılan işlemlerden sorumlu tutulamaz. Bu husus Sayıştay kararlarında da açıkça ortaya konulmuştur. Kaldı ki dosyada ihale anına ilişkin herhangi bir somut anlatım bulunmamaktadır. Tanık beyanlarında da ismim geçmemekte olup, tarafıma isnat edilen herhangi bir davranış ortaya konulabilmiş değildir. Bu nedenle yalnızca komisyon kararında imzamın bulunmasına dayanılarak suç isnat edilmesi görev ve yetki sistematiği ile bağdaşmamaktadır.
Ortada bir ihale süreci vardır. Ancak bu süreçte rüşvet, fesat, rekabetin engellenmesi ya da kamu zararına yol açıldığına dair -benden önce yapılan savunmalarda hukuki bir değerinin olmadığı ortaya konan- bilirkişi raporundan ve mülkiye müfettişi raporundan başka tek bir somut delil bulunmamaktadır. Bu eksiklik bir unutmanın değil, böyle bir fiilin hiç gerçekleşmemiş olmasının sonucudur. Nitekim savunmalarda da ifade edildiği üzere, olmayan bir şeyin neden olmadığını açıklamamız istenmektedir. Oysa iddianamede yer almayan bir fiilin varmış gibi kabul edilmesi hukuken mümkün değildir. İhale dokümanlarının hazırlanmasına veya muhammen bedelin belirlenmesine hiçbir şekilde müdahil olmayan, bu konularda karar, tasarruf ve yetkisi bulunmayan bir kamu görevlisinin bu işlemlerden kaynaklandığı ileri sürülen herhangi bir hukuka aykırılıktan sorumlu tutulması mümkün değil. Üstelik iddianamede aynı ihalelere ilişkin olarak encümen üyelerinin bir kısmının sorumlu tutulup, bir kısmının tutulmaması ve bazı kişiler hakkında tutuklama tedbiri uygulanırken diğerleri hakkında uygulanmaması da objektif bir kriterin olmadığını gösteriyor.
Sonuç olarak, İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı görevinde kim bulunursa bulunsun mevzuatın açık hükümleri gereği encümen üyesi olarak görevlendirilecektir. Bu kapsamda yerine getirdiğim görevler şahsi bir tercih değil, tamamen hukuki bir yükümlülüğün ifasıdır. Buna rağmen yürüttüğüm kamu görevleri nedeniyle suçlanmaktayım. Oysa açıktır ki görevimi hukuka uygun şekilde yerine getirmem bir suç isnadının değil, kamu görevlisi olarak yükümlülüğümü yerine getirdiğimin göstergesidir. Bu nedenle tarafıma 13 adet eylem kapsamında yöneltilen tüm suçlamaları reddediyorum. Hakkımda ileri sürülen bir diğer ağır suçlama ise bir suç örgütüne üye olduğum iddiasıdır. Yaklaşık 20 yıllık meslek hayatım boyunca hukuka ve kamu görevine bağlı kaldım. 3 çocuklu bir işçi ailesinden gelerek alın teriyle okuyup kamu hizmetine girmiş bir kişi olarak tüm meslek hayatımı topluma hizmet ederek geçirdim. Ancak bu isnadın tüm ağırlığına rağmen dosya içeriğinde herhangi bir somut karşılığı bulunmamaktadır. Nitekim benden önce yapılan tüm savunmalarda da belirtildiği üzere, dosya içeriğinde bu suçlamayı destekleyecek tek bir maddi olgu yoktur. Öyle ki iddianame incelendiğinde, suç örgütü olarak gösterilen yapının İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kurumsal yapısından ibaret olduğu görülüyor.
Örgüt yapısı içerisinde görev yapan kamu görevlilerinin kanun ve mevzuat çerçevesinde yürüttükleri görev ilişkilerinin örgüt yapısı olarak nitelendirilmesi, kamu görevinin ifasının örgüt adına faaliyet yürütmek, idari hiyerarşi içinde verilen talimatların ise örgütsel emir komuta ilişkisi olarak yorumlanması hukuki değil, tamamen zorlayıcı ve kabul edilemez bir yorumdur. Bu yaklaşım kamu yönetiminin işleyişini kökten bozar, tamir edilemez hasarlar bırakır. Üniversite yıllarımda bir seçmeli dersin ismi dikkatimi çekmiş, merak edip kaydolmuştum. Amfi hıncahınç doluydu. Hoca gelip kendisini tanıttıktan sonra şöyle söyledi: "Dersin ismine bakarak seçen arkadaşların hayal kırıklığına uğrayacağını görüyorum. Süresi geçmeden dersi bırakmak isteyenler olabilir. Bu dersin siyasi ve ideolojik yapılarla ilgisi yok. Biz burada şirketlerin organizasyon yapılarını inceleyeceğiz" dedi. Dersin adı Örgüt Kültürüydü. Ertesi hafta dersin mevcudu %90 azaldı. Bugün burada da örgüt olarak çizilen tabloya baktığımızda, aslında karşımızda ülkenin en köklü, en büyük yerel yönetimi olan İstanbul Büyükşehir Belediyesinin kurumsal yapısı bulunuyor. Kamu idaresi içindeki görev, yetki ve hiyerarşi ilişkilerinin örgüt kavramı üzerinden suç isnadına dönüştürülmesi, kavramların içeriğinin bilinçli şekilde çarpıtılması anlamına geliyor. Bu yaklaşım kabul edildiği takdirde, kamu görevinin ifası ile suç örgütü faaliyeti arasında sınır ortadan kalkacak, bu da hukuk devleti ilkesine ağır bir darbe vuracaktır.
Benim örgüt üyeliğim iddiasının dayanağı olarak gösterilen hususlar; 5 yıl İmar Müdürü, 1 yıl İmar ve Şehircilik Daire Başkanı olarak yürüttüğüm görevlerin gereği olan iş ve işlemlerden ibarettir. Yani iddia edilen hususlar, görevim kapsamında yürüttüğüm idari faaliyetler ve kamu görevimin doğal sonucu olan mesleki temaslardan başka bir şey değildir. İddianamede örgüt üyeliğine dayanak olarak gösterilen tek delil ise HTS kayıtlarıdır. Oysa bu kayıtların tek başına herhangi bir suç isnadına dayanak oluşturması mümkün değil. Kaldı ki iletişim kurduğum ileri sürülen kişiler; uzun zamandır mesleki ve sosyal ilişkiler içinde bulunduğum, birlikte çalıştığım daire başkanları, müdürler, genel sekreter yardımcıları, başkan yardımcıları gibi kamu görevlileridir. Birlikte görev yaptığımız kişilerle kamu hizmetlerinin aksamaması için iletişim kurmamızdan daha doğal bir şey yok. Örneğin; bu HTS kayıtları arasında tarafıma soru olarak yöneltilen görüşmelerden biri de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu ile yaptığım görüşmedir. Bu görüşmenin içeriğini özellikle hatırlamamın sebebi, benim için son derece özel bir tarihe denk gelmesidir. Daha önce de ifade ettiğim üzere; 30 Mayıs 2023 tarihinde Üsküdar sahilindeki kaçak yapıların yıkımı sırasında saldırıya uğramıştım. Olay sonrasında hastaneye giderken Sayın Başkan beni arayarak geçmiş olsun dileklerini iletmiş ve bir ihtiyacım olup olmadığını sormuştur. Dolayısıyla delil olarak ileri sürülen HTS kayıtları, içerik itibarıyla kamu görevinin olağan akışı içinde yapılan bu tür görüşmelerden ibarettir.
Öte yandan, iddia edilen örgüt hiyerarşisi içinde bağlı olduğum ileri sürülen Fatih Keleş ile aramda tek bir iletişim kaydına dahi yer verilmemiş. Birçok görüşme örgütsel ilişki kurma amacıyla delil gibi sunulurken, hiyerarşik olarak bağlı olduğum iddia edilen kişiyle hiçbir iletişim kaydının bulunmaması isnadın çelişkisini ortaya koyuyor. Belediyedeki görevlerimin suçmuş gibi sunulması; mahkeme heyetine "insanları yargılıyorlar", duruşma savcısına "insanlara soru soruyorlar" demek kadar anlamsızdır. Bu nedenle dosyada ileri sürülen örgüt iddiası da bu örgüte üye olduğum yönündeki isnat da hukuki ve maddi temelden tamamen yoksundur. Varsayımlara dayalı olarak suçlamaları kabul etmiyor, örgüt üyeliği iddiasını reddediyorum.
Son olarak ifade etmek isterim ki; detaylı açıkladığım üzere bu dosyada hakkımda ileri sürülen iddiaların hiçbirinin beni işaret eden somut bir delile dayanmadığı artık bütün açıklığıyla ortadadır. Hakkımda anlatılan olayların hiçbirinde doğrudan tarafı olduğum bir eylem ortaya konulmamıştır. İsnatlar yalnızca görev unvanım ve yürüttüğüm idari süreçler üzerinden kurulmaya çalışılmıştır. Bir kamu görevlisinin sadece yaptığı görev ve taşıdığı unvan üzerinden suçla ilişkilendirilmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Hemingway'in Yaşlı Adam ve Deniz'inde Santiago, içindeki umutla okyanusun azgın sularına karşı mücadele eder. Günler süren çabanın ardından yakaladığı dev balığı teknesine bağlayıp limana doğru yola çıkar. Ancak yol boyunca köpek balıkları saldırır, balıktan parçalar koparır, emeğini yok etmeye çalışır. Santiago pes etmez ve limana ulaşır. Limanda insanlar parçalanmış ve geriye büyük ölçüde iskeleti kalmış balığı hayranlıkla seyreder. Çünkü herkes bilir ki o, köyün gördüğü en büyük ve en güzel balıktır.
Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Belediyeciliğin yalnızca beton, kaldırım ve asfalttan ibaret sayıldığı bir dönemde; kreşlerle, kent lokantalarıyla, engelli kamplarıyla, halk süt, askıda fatura uygulamalarıyla, meydanlarla ve yaşam vadileriyle dayanışmayı, eşitliği ve adaleti büyüten bir anlayış ortaya konulmuştur. Bu anlayış ulusal ve uluslararası ölçekte de yerel yönetimlere örnek olmuştur. Nasıl ki Santiago'nun balığından yol boyunca parçalar koparılmışsa, bugün de bu büyük emeğin bütününden iftiralarla ve suçlamalarla parçalar koparılmaya çalışılmaktadır. Ancak dosya kapsamındaki hususlar bütün olarak değerlendirildiğinde, ortaya konulan emeğin ve hizmetlerin değeri varlığını korumaktadır. Ben gecemi gündüzüme katarak bu kentin daha yaşanabilir olması, insanların daha iyi koşullarda yaşaması için çalıştım. Bizi yetiştiren Cumhuriyet'e, vergileriyle maaşımızı ödeyen halkımıza ve beni bugünlere getiren aileme karşı sorumluluğumu yerine getirmeye gayret ettim. Hiçbir zaman kişisel menfaat gözetmedim. Hakkımda yapılan incelemeler de bunu açıkça ortaya koymaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesindeki 6 yıllık görevim ve toplamda 17 yıllık kamu hizmetim boyunca edindiğim mal varlığım ortadadır.
30 Nisan 2025 tarihinden bu yana tutukluyum. Tutuklandığımda eşim 6 aylık hamileydi ve riskli bir gebelik süreci yaşıyordu. Doğum anında yanında bulunabilmek, ona destek olabilmek ve dünyaya gelecek çocuğumla ilk bağı kurabilmek için defalarca dilekçe verdim. Mevzuatta buna ilişkin açık bir yasaklama bulunmamasına rağmen, hukukun temel ilkelerinden olan "yasak olmayan yerde özgürlük vardır" anlayışı çerçevesinde yaptığım başvurular cevapsız bırakıldı. Dilekçelerim adeta dosya havuzunda kayboldu. Avukatımın verdiği bir dilekçenin köşesine yalnızca "mevzuat gereği talep ret" notu düşüldüğünü gördük. Ancak hangi mevzuat gereği reddedildiği ve hangi hukuki düzenlemeye dayanıldığı hiçbir zaman açıklanmadı. Bu süreçte yalnızca bir baba değil, bir eş olarak da en temel sorumluluklarımı yerine getirmem engellendi. Eşim riskli bir gebeliğin bütün yükünü tek başına taşıdı. Doğum kaygısını, belirsizliğini ve sorumluluğunu tek başına yaşadı. Oysa bir eşin, hayat arkadaşının en zor anında yanında olması bir ayrıcalık değil, insani bir gerekliliktir. Ancak zorluklar doğumla da bitmedi. Eşim lohusalığın fiziksel ve duygusal yorgunluğuna rağmen yeni doğan bebeğimizle birlikte her hafta cezaevine gelmek zorunda kaldı. Bir yandan hukuksuz gecelerle mücadele etmeye çalışırken, diğer yandan bebeğimizi kucağına alıp uzun görüş yollarını tek başına kat etti. Bir çocuk dünyaya gelirken yalnızca bir bebek doğmaz; aynı zamanda bir anne, bir baba ve yeni bir aile doğar. Bizden ise o en kıymetli anları birlikte yaşayabilme imkanı esirgendi.
Cezaevinde insan ayakta kalabilmek için rutinler oluşturur. Çünkü rutinler hayatı biraz olsun katlanabilir hale getirir. Ancak bazen beklenmedik bir saatte gelen "Avukatınız var" çağrısı insan yüreğini ağzına getirir. Ben de kızımın dünyaya geldiğini, doğumdan tam 10 saat sonra, avukat görüş kabininde öğrendim. Sonraki hafta, şansımıza, açık görüş haftasıydı. Henüz 1 haftalık olan kızımla 1 saatliğine tanışabildik. Biberonunun içeri alınabilmesi için bile mücadele etmek zorunda kaldık. Bugün kızımız Maya, 11 aylık. Bir sürü ilkini kaçırdım, saymakla bitmez. İlk kez "baba" dediğini ise mahkeme salonunda eşimin aktarımıyla öğrendim. Önümüzdeki pazar, ilk Babalar Günümüz. Sırada ilk yaşı, ilk adımları ve daha nice ilkleri var. Bugün bu mahrumiyetin içinde elimden gelen tek şey, kızıma 2 masal kitabı hediye etmek oldu. Hücremin avlusunda gelişini izlediğim yavru kuşlardan ilham alarak, Kapalı Kapılar Ülkesi'nden yola çıkan cesur bir müjde kuşunun, kızımın dünyaya gelişini müjdelemek için yaptığı yolculuğu ilk masal kitabımda anlattım. Kızımın, Sık Ağaçlar Ülkesi'nden Kapalı Kapılar Ülkesi'ne yaptığı ilk buluşma yolculuğunu ise ikinci masal kitabımda anlattım. Aslında bu iki kitap; bir babanın özlemi, bir annenin fedakarlığı ve bir ailenin birbirine tutunma çabasıdır. Her zorluğun üstesinden gelen eşim de bu masal kitaplarını resmetti. Biz, birlikte yaşayamadığımız anıları unutulmasın diye masallara dönüştürmek zorunda kaldık.
Doğum, kurtuluş ve zafer; acıyı, sabrı ve mücadeleyi içinde barındıracak zahmetli kavramlardır. Bu süreçte acıyı, bekleyişi ve mücadeleyi sevgili eşim omuzladı; kızımıza hayat verdi. Bu topraklarda bir millet büyük acılar ve mücadelelerle ayağa kalktı. Kurtuluşa yürüdü, Cumhuriyeti kurdu. Bugün bizler de sabırla adaletin tecellisini bekliyoruz. Ancak şunu biliyorum ki, gerçekler bütün yönleriyle ortaya çıktığında hakikat ile iddia arasındaki fark da açıkça görülecektir. İnsan, zor zamanlarda çareyi yine insanda bulur. Biz de birbirimize dayanarak bu süreci aşacağız. Kamuya, kamusal alanlara ve kentlerimize karşı sorumluluğumuzu her şart altında sürdürmeye, korumaya, geliştirmeye ve muhafızlığını yapmaya devam edeceğiz. Sonuç olarak hakkımda yöneltilen suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Tahliyeme ve beraatime karar verilmesini saygılarımla talep ederim.
HAKAN KARANİS, RAMAZAN GÜLTEN’E SORUYOR
Hakan Karanis: Ramazan Bey, sorumu sormadan önce kısa bir bilgilendirme yapmak istiyorum neden sorduğumla alakalı. Biliyorsunuz Ekrem Bey ile çocukluk arkadaşıyım. Daha ziyade lise arkadaşı. Bundan dolayı da başıma gelenleri açıkça ifade etmek isterim. Ben tutuklandığımda haber kanallarında birçok kez haberler duydum. Mesela 1993 yılında Ekrem Bey'in Kıbrıs'a gittiği, daha sonrasında Kıbrıs'tan Amerika'ya gittiği, Amerika'da özel eğitimler aldığı hakkında Hakan Karanis olarak birçok iddialar var. Tabii ki, evet, Ekrem Bey'in Hakan olarak bir arkadaşı daha vardı. Yanılmıyorsam o arkadaşı, Bağdat Caddesi'nde. Ben Hakan'ın soyadını bilmiyorum. Kıbrıs'ta da birlikte olduğunu biliyorum. Yani Hakanları karıştırmışlardı, benim pasaportumda ya şey olmamasına rağmen, Kıbrıs'a göndermişlerdi, Amerika'ya göndermişlerdi.
Dolayısıyla, sizin biraz önceki açıklamalarınıza, istinaden hassasiyet duyduğum için bu soruyu size sormak durumundayım. Ramazan Bey, ben soru cevap bölümünde, savunmada bulunmuyorum. Ekrem Başkan'ın sorusu üzerine kendinizi, kendisinin lise arkadaşı, çocukluk arkadaşı, asker arkadaşı diye nitelendiren kişilerin, sizden taleplerde bulunduğunu ve siz de usul, usulünce reddettiğinizi söylemiştiniz. Şimdi ben ve Ekrem İmamoğlu da eski arkadaşız. Sadece lise arkadaşı değil, asker arkadaşıyız da. Çünkü Kütahya Hava Eğitim Tugayı'nda, 28 gün kısa dönem askerliği birlikte yaptık. Dolayısıyla bu soruyu size sormak durumundayım. Siz beni tanıyor musunuz ve hiç gördünüz mü? Ben sizi de tanımıyorum çünkü. Hiç yan yana da gelmedim. Burada kimi kastediyorsunuz? Bu arkadaş, arkadaşlardan varsa isimlerini, kim olduğunu bizzat isimlerini, tam isimleri? Kimdir nedir?
Ramazan Gülten: Şöyle açıklayayım, ben sizi tanımıyorum. Başkan'ın arkadaşı olduğunuzu da burada öğrendim. Başkan'ın arkadaşı olduğu için burada olduğunuzu da burada öğrendim. Dolayısıyla bana gelen insanlar, bir Hakan değil. Hakan Karanis değil. Ya da Hakan olan insanlar yok. Zaten gelen insanların, Başkan tarafından gönderilmediği, Başkan'la bir ilişkisinin olmadığını, biz görüşünce anlıyoruz.
Hakan Karanis: Teşekkür ederim, ben bunu sormak durumundayım. Teşekkür ederim.
Ramazan Gülten: Rica ederim, sağ olun. Kusura bakmayın lütfen
HASAN İMAMOĞLU MÜDAFİ AVUKAT NUSRET YILMAZ, RAMAZAN GÜLTEN’E SORUYOR
Nusret Yılmaz: Ramazan Bey, öncelikle geçmiş olsun. Önce, hangi bağlamda soru sormak istediğimi ifade edeceğim, ondan sonra da sorumu soracağım size. Hasan İmamoğlu ve oğlu Ekrem İmamoğlu'nun bu dosya kapsamında üç nesildir devam ettirdikleri ticaretleri ile ilgili suçtan elde edilen gelirleri akladıkları vesaire iddialarla birlikte bütün mal varlıklarına el konmuş, şirketlerine kayyum atanmış ve dahi Hasan İmamoğlu'nun biraz önce Sayın Başkan'ın da ifade ettiği üzere emekli maaşına bile tedbir uygulanmıştır.
Şimdi bu bağlamda, yine Sayın Başkan biraz önce ifade etti, 2021 yılında şirket bünyesindeki bazı inşaatlarla ilgili olarak kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık, alt sınırı 4 yıldan başlayan, resmi evrakta sahtecilik, alt sınırı 2 yıldan başlayan ve çevre kirliliğine sebebiyet vermek suçlamasıyla, alt sınırı 1'den başlayan, 1 yıldan başlayan suçlamalarla soruşturma başlatılmış ve bu bağlamda 28 kişi hakkında gözaltı işlemi uygulanmıştır. Şu anda da bildiğim kadarıyla onlarla ilgili işlemler de devam etmektedir, ifadeler alınmaktadır. Dün yapmış olduğunuz savunmanızda, sunumlarınız sırasında iskanı alınmış bazı binalardan, yanında yeni binalar ihdas edildiğinden bahsetmiş ve bugünkü savunmanızda, bir tane örnek olarak söyleyeceğim, Eyüpsultan Belediyesi sınırları... sınırları içerisinde 2021 yılında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın rezerv yapı alanı ilan ettiği bir yerde inşai faaliyetler başlandığı, daha sonradan sizin buna dair iptal için idari yargıya müracaat ettiğiniz,a sonrasında bu işlemin iptaline dair yargı tarafından karar verildiğini, sonrasında 2023 yılı, yanlışsam lütfen düzeltin, ocak-şubat aylarında adı geçen belediyeye inşaatın durdurulması anlamında yazılar yazdığınızı, buna verilen cevabi yazılarda 2023 yılı şubat, mart ve nisan aylarındaki yazılarda da bu durumun ilgili inşaat şirketine bildirildiğine dair bir yazı yazılmakta yetinildiğini ama sizin, sonrasında da bu inşaai faaliyetlere devam edildiğini anladığınızı beyan ettiniz.
Şimdi ben bu bağlamda sormak istiyorum: Sizin yazılarınıza ve yargı kararlarına rağmen mevzuat hükümlerine ve genel işleyişe aykırı olarak bu faaliyetlerin devam edilmesine göz yuman, gerekli işlemleri yapmayan dönemin belediye... Eyüpsultan Belediyesi yetkilileri tarafından, onlara karşı herhangi bir soruşturma yapılıp yapılmadığı, dava açılıp açılmadığı hakkında bilginiz var mıdır ve bu doğrultuda, bu bağlamda açılmış bir dava varsa işin özüne yönelik olaraktan sizden herhangi bir merci tarafından, herhangi bir şekilde bilgi, belge vesaire istenmiş midir?
Ramazan Gülten: Hayır, istenmedi. Yani şöyle söyleyebilirim: Bizim imar mevzuatı açısından ilçe belediyelerini kontrol ettiğimiz, denetlediğimiz işlemlerde gördüğümüz usulsüzlüklere ya da cevap verilmemesine ilişkin 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun kapsamında da gerekli işlemlerin yapılması için bazı başvurularda bulunduk ama çoğunda işlem yapılmadı. Yani soruşturma izni verilmeyen, soruşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlar olan bir sürü karar var, evet.