İsviçre’deki ABD-İran müzakerelerinin tamamlanmasının üzerinden birkaç saat geçmeden, İran liderliği, imzalanan çerçeve anlaşmanın – ya da en azından Tahran’ın buna yönelik yorumunun – sınırları içinde temkinli biçimde hareket ederken Washington’la pek çok başlıkta çelişen açıklamalar yaptı; bu da Salı günü ABD Başkanı Donald Trump’ı kızdırdı.
ABD Başkanı, iki taraf arasında uzun vadeli bir anlaşmanın ön koşulu olan ve hâlâ çözülememiş kilit konulara ilişkin Tahran’ın “yanlış açıklamalarını” reddetti. Bu konular arasında nükleer denetim kurumu incelemeleri, dondurulmuş fonların çözülmesi ve yaptırımların kaldırılması ile İsrail’in Lübnan’daki Hizbullah’a yönelik saldırısı yer alıyor.
Trump, Salı günü sahibi olduğu Truth Social’da yayımladığı mesajda, “Onların itirazlarına ve aksini iddia eden yanlış açıklamalarına, ayrıca ABD’nin zaferini mümkün olduğunca küçük ve önemsiz göstermeye çalışan sahte haberlerin sürekli bombardımanına rağmen, İran geleceğe, yani sonsuzluğa kadar (!) en üst düzey nükleer denetimlere tamamen ve eksiksiz biçimde razı oldu” diye yazdı.
Trump, “Bu, ‘nükleer dürüstlüğü’ garanti altına alacak” ifadelerini kullandı ve “Buna razı olmasalardı, başka müzakere olmazdı” diye ekledi.
ABD Başkanı, bunun ve “İran’ın yaptığı diğer büyük tavizlerin” ardından, “Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasına ve başka deniz ablukası uygulanmamasına izin vermeyi kabul ettiğini” söyledi.
Trump, “Ancak, ablukayı yeniden uygulamamız gerekirse diye tüm gemiler yerlerinde beklemeye devam ediyor; ki şu aşamada bu ihtimal son derece düşük görünüyor” dedi.
İranlı yetkililer, kendi hızlı diplomatik hamlelerine de hız verdi. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arabulucu Pakistan’a giderken, İran’ın baş müzakerecileri – Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi – Hürmüz Boğazı’nın “ortak yönetimi” olarak tanımladıkları konuyu görüşmek üzere Umman’a gitti.
Tahran’dan ayrılmadan önce Pezeşkiyan, ilerlemenin tüm tarafların üstlendiği taahhütlerin “tam ve doğru uygulanmasına” bağlı olduğunu söyledi ve üzerinde mutabık kalınan metnin ötesine geçen yorumlara karşı uyardı.
İran ile ABD, İran savaşına son verecek kalıcı bir anlaşmaya ulaşmayı hedefleyen 60 günlük diplomatik sürecin başlangıcını simgeleyen ve kısa süre önce üzerinde uzlaşılan mutabakat zaptını uygulamaya koydu. Taraflar, ciddi görüş ayrılıkları su yüzüne çıkmış olsa da ortak bir denetim mekanizması ve dört uzman çalışma grubu oluşturdu.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Baghaei, Salı günü ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in sözlerini boşa çıkararak, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) denetçilerinin geçen haziranda ABD tarafından bombalanan İran nükleer tesislerini incelemek için yapacağı bir ziyaretin planlanmadığını söyledi.
ABD’nin, Tahran’ı silah seviyesine kadar arıtmaya çalışmakla suçladığı İran’ın nükleer malzeme stokunun bir kısmı o tarihten bu yana enkaz altına gömülü durumda. İran, nükleer silah üretme planı olduğu iddialarını reddediyor; radyoaktif madde stokunu muhafaza etme hakkına sahip olduğunu savunuyor.
Baghaei, “İran’ın, savaş sırasında zarar gören nükleer tesislere UAEK denetçilerinin girişine izin verme planı yok” dedi ve Washington’un uzun vadeli kilit taleplerinden biri olan nükleer malzemeler konusunda İran’ın "yeni hiçbir taahhüt vermediğini" belirtti.
Vance, Pazartesi günü İsviçre’deki müzakerelerin sonunda, görüşmelerin UAEK’ye söz konusu sahaları denetleme imkânı tanıyan bir uzlaşmayla sonuçlandığını söylemişti. Ancak Tahran, Salı günü yaptığı açıklamada “nükleer konuyla” ilgili görüşmelerin, diğer tüm maddeler müzakere edildikten sonra başlayacağını duyurdu.
Baghaei, ABD’nin İran’ın nükleer taahhütlerine ilişkin iddialarının “son derece yıkıcı” olduğunu belirtti ve İran’ın “Amerika’nın ayak askerleri” olarak nitelediği UAEK denetçilerinin ülkeye gelmesi halinde mutabakat zaptını ihlal etmiş olacaklarını savundu.
Tahran ayrıca, “müzakereler sırasında füze kapasiteleri hakkında hiçbir görüşme yapılmadığını ve bu konuyu gelecekte kimseyle konuşmayacaklarını” belirtti.
İran’ın baş müzakerecisi sıfatını da taşıyan Galibaf, Pazartesi günü “İran’a hiçbir para aktarılmayacağını” öne süren Vance’le çelişen açıklamalar yaptı.
Galibaf, Salı günü yaptığı açıklamada, Katar’ın arabuluculuğu sayesinde Tahran’ın iki ayrı 6 milyar dolarlık dilim halinde toplam 12 milyar dolar tutarındaki dondurulmuş İran varlığının derhal serbest bırakılmasını sağladığını belirtti.
İran, Salı günü yaptığı bir başka açıklamada da çözülen fonların nasıl kullanılacağına “harcama alanlarına ilişkin hiçbir kısıtlama olmaksızın” kendisinin karar vereceğini vurguladı.
Trump ise Salı günü Truth Social’da paylaştığı mesajda, “ABD Hazine Bakanlığı’nın serbest bıraktığı para ve/veya yaptırımlar bir emanet hesabına aktarılıyor, ABD’nin kontrolünde tutuluyor ve yalnızca Amerika Birleşik Devletleri’nden gıda ve tıbbi malzeme almak için kullanılacak; buna büyük Amerikalı çiftçilerimizin ürettiği mısır, buğday ve soya fasulyesi de dahil” diyerek bu açıklamayla çelişir göründü.
Trump, “Bunlar İran’ın umutsuzca ihtiyaç duyduğu şeyler. Bu insani bir kriz ve çok geç olmadan, şimdi yardım etmenin gerekli olduğuna inanıyorum. Görüşmeler iyi gidiyor” sözleriyle mesajını noktaladı.
Hürmüz eski hâline dönmeyecek
ABD’nin, müzakerecilerin Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasını garanti altına alacak “mekanizmaları” görüştüğünü açıklamasının ardından, İran’ın baş müzakerecisi Galibaf Salı günü yaptığı açıklamada, “Herkes bilmeli ki Hürmüz Boğazı’nın yönetimi asla savaş öncesindeki hâline dönmeyecek” dedi.
Bu arada İran’ın Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Ali Bahreyni, “Hürmüz Boğazı’na ilişkin ana görüşmelerin önce İran ile Umman arasında yapılacağını, ardından mutabakat zaptının taraflarıyla paralel görüşmeler yürütüleceğini” söyledi.
Galibaf ve Arakçi, Salı günü Umman’ın başkenti Muskat’ta Sultan Heysem bin Tarık ile bir araya gelerek Hürmüz Boğazı’nın “ortak yönetimini” görüştü. Görüşmenin ardından Galibaf, Tahran ile Maskat’ın stratejik suyolunu yönetmek üzere bir komite kurduğunu açıkladı.
Umman ve İran, Hürmüz Boğazı’na ilişkin düzenlemelerin iki ülkenin egemenliğine saygı göstermesi gerektiğini vurguladı ve Umman Haber Ajansı’na göre suyolunun uluslararası deniz taşımacılığına açık tutulmasına yönelik taahhütlerini yineledi.
Hürmüz Boğazı, en dar noktasında yaklaşık 38 kilometre genişliğinde; bu da hem İran’ın hem de Umman’ın hâlihazırda dünyadaki petrol ve LNG sevkiyatının beşte birini ve diğer yükleri taşıyan bu suyolunu birlikte işlettiği anlamına geliyor.
Maskat yönetimi daha önce, Tahran’ın Boğaz’dan geçen gemilere geçiş ücreti uygulayacağı yönündeki iddialarını ve İran’ın Umman’la birlikte transit ücretleri toplayacağı imasını reddetmiş, Hürmüz Boğazı’nın doğal bir geçit olması nedeniyle hukuken hiçbir ücret talep edilemeyeceğini belirtmişti.
Maskat’tan Arakçi, Pezeşkian’a katılmak üzere İslamabad’a uçarken, İran Dışişleri Bakanlığı’na göre Galibaf’ın da anlaşmanın uygulanmasını bölgesel ve uluslararası ortaklarla koordine etmek amacıyla yakın zamanda Çin’i ziyaret etmesi bekleniyor.
Bakanlık ayrıca Arakçi’nin Çarşamba günü Bağdat’a gitmeyi planladığını bildirdi.
Keskin çelişkilere rağmen Baghaei, İran, ABD ve arabulucu ülkeler Pakistan ile Katar’dan temsilcilerin yer alacağı “Mutabakat Zaptının Uygulanmasının Takibi Yüksek Komitesi”nin kurulduğunu doğruladı.
Baghaei’ye göre çalışma grupları faaliyetlerine çoktan başladı ve uygulama çabaları ilerledikçe önümüzdeki günlerde toplanmaya devam edecek.
Bu arada Salı günü, küresel deniz taşımacılığı veri şirketi Kpler’in seyrüsefer verileri, Pazartesi günü Hürmüz Boğazı’ndan 39 geminin geçtiğini ve savaşın başlangıcından bu yana en yüksek seviyeye ulaşıldığını, ancak hacmin hâlâ savaş öncesi dönemin oldukça altında seyrettiğini gösterdi.
Geçiş yapan 39 gemiden 12’den fazlasının, imzalanan çerçeve anlaşmasının parçası olarak ABD yaptırımlarının ve ABD askeri ablukasının kaldırılmasının ardından İran ham petrolünü Asya’ya taşıyan İran tankerleri olduğu bildirildi.
ABD Hazine Bakanlığı, kısa süre önce İran ham petrolü, petrol ürünleri ve petrokimyasallarının 21 Ağustos’a kadar üretilmesine, taşınmasına ve satışına izin veren genel bir lisans yayımladı.
Lübnan’daki savaş hâlâ engel
Tahran Salı günü, “İsrail mutabakat zaptını herhangi bir biçimde ihlal ederse, buna Lübnan’a ve Lübnan’daki Hizbullah’a saldırı da dahil, İran karşılık verir” yönündeki temel tutumunu da yineledi.
İlk görüşmelerde İran ve ABD, İsrail ile İran destekli Hizbullah militan grubu arasındaki Lübnan’daki çatışmaları ele almak üzere bir “çatışmasızlık birimi” kurulması konusunda anlaşmıştı.
Bu arada Salı günü Lübnan’ın güneyinde şiddet yeniden tırmanarak kırılgan ateşkesi tehdit etti. AP’nin haberine göre İsrail askerleri açtıkları ateşle iki kişiyi öldürdü.
İran, Lübnan’da tam kapsamlı bir ateşkesin herhangi bir kapsamlı anlaşmanın parçası olmasını talep ediyor.
ABD tarafının açıklamalarıyla çelişse de son İran mesajları, Tahran’ın Washington’a yönelik önceki öfkeli çıkışlarında görülen sert tonu barındırmıyor. Bu durum, ABD Başkanı Donald Trump’ın Pazartesi akşamı yaptığı “Bize saygı duydukları sürece sorun yaşamayacağız” değerlendirmesiyle de örtüşüyor.
İsrail’in eski askeri istihbarat araştırma birimi başkanı ve Atlantik Konseyi’nde yerleşik olmayan kıdemli uzman Danny Citrinowicz, İran liderliğinin rejimin varlığının tehlikede olduğu durumlarda Ayetullah Mücteba Hamaney döneminde de tıpkı babasının yönetiminde olduğu gibi aynı pragmatizmi sergilediğini söyledi.
Citrinowicz, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Bazı Batılı çevrelerde yaygın olan algının aksine, İran’ın liderliği sadece ideolojiyle hareket eden irrasyonel ya da izole bir grup değil. Aksine, İslam Cumhuriyeti’nin uzun vadeli hayatta kalmasını garanti altına almak gerektiğinde ideolojik uyum gösterme kapasitesini defalarca ortaya koydu” dedi.
“Rejimin liderleri, devrimi koruma ve devamlılığını sağlama yönündeki daha geniş amacı desteklediği sürece taktiklerini, politikalarını ve hatta söylemlerinin bazı unsurlarını değiştirmeye hazır.”
“Bu anlamda tanık olduğumuz şey ideolojik bir yumuşama değil, stratejik pragmatizm: Esaslı gördükleri ilkeleri korurken sistemi değişen koşullara uyarlayarak muhafaza etmeye çalışan bir liderlik” diyerek sözlerini tamamladı.