SEBAHATTİN AYAN İSTANBUL
Kendilerini bu ülkenin asli unsuru olarak gören elit tabaka, her dönem vatandaşı aşağılamayı alışkanlık haline getirerek her dönem ülkenin öz evlatlarına hakaret etti. Sözde sanatçı kisvesi altındaki bazı yandaşlar, oylarını halkın oylarından üstün görerek, halkı ve oy vermeyi bile layık görmezken; burjuvazisi de sürekli millete hakaret etti. Tek parti döneminde CHP Valisi Nevzat Tandoğan, “Ulan öküz Anadolu, siz askerlik ve verilen işi yapmakla yükümlüsünüz” derken, son olarak Rahmi Koç’un hastane açılışında Kürt kadınlarının iffetine yönelik rezil fıkrası, malum zihniyetin bu milletin öz evlatlarına üstenci bakışını bir kez daha tescilledi. Akit’e konuşan uzmanlar ise, Koç’un hakaretinin basit bir espri değil, bir zihniyetin yansıması olduğunu belirtti.
Hasoların Memoların...
Elitlerin dünyasını tahlil eden Araştırmacı Yazar Dr. Ramazan Topdemir, şunları anlattı: ‘Babası Vehbi Koç da 1950’de şunu söylüyor: ‘Menderes’in partisi, Hasoların Memoların partisidir.’ Bu çok önemli: ‘Hasoların Memoların partisidir.’ Yani köylülerin demek istiyor. Yine ‘Sizin Demokrat Parti’nin yani Adnan Menderes’in partisinin seçmenlerinin ağzı çorba kokuyor’ diyor. 1925 tarihinde Doğu ve Güneydoğu bölgesinde doktor yok. Sadece Siirt’te tek bir doktor var. Yani Rahmi Koç’un anlattığı, Kürt kadının doktora gittiği ve doktorun ‘soyun’ dediği fıkra… Rahmi Koç tarihi bilmiyor. Tarihi bilmediği için kadın Türkçe bilmiyor zaten. Türkçe bilmeyen bir kadın için öncesinde ‘soyun’ denemez. Dolayısıyla anlattığı bu fıkra uydurmadır, sırf Kürtleri ve kadınları, Kürt kadınlarını dışlamak için söylenmiş aşağılayıcı ve cinsiyet ayrımı içeren bir ifadedir. Onurlu, dindar, namazında niyazında Kürt kadınlarımıza, annelerimize böyle aşağılayıcı cinsiyet ayrımcılığı yapılması kabul edilir bir şey değildir. Kendini elit sananlar aslında tarihi, kültürü bilmiyor; vatandaşın duygularını sömürerek para kazanıyorlar. Burada sözde kadın dernekleri de sınıfta kalmıştır.”
DEJAVU YAŞATIYOR
Sosyolog Dr. İsmail Öz ise, şunları dile getirdi: “Böyle hadiseler yaşandığında insanlar ister istemez tarihsel bir dejavu hissi yaşıyor. Benzer söylemler zihinde yeniden canlanıyor. Müşterisi olan bir topluma yönelik bu tür ifadelerin açıklanması kolay değildir. Bazen yaşın getirdiği muhakeme zayıflığı ya da kontrolsüz dil kullanımı da etkili olabilir. Aslında bu durum, belirli bir zihniyetin tezahürü olarak ortaya çıkmaktadır. Bu anlayışa göre halk ile vatandaş arasında bir ayrım yapılmaktadır. Batılılardaki ‘beyaz adam’ gibi kendilerini medeni, diğer toplumları ise medenileştirilmesi gereken daha geri bir konumda görmesi buna örnek olarak verilebilir. Bu bakışa göre toplumun bir kesimi her zaman daha aşağıda, daha fazla terbiye edilmesi veya medenileştirilmesi gereken bir grup olarak değerlendirilmektedir. Hâlâ toplumda belirli kesimlerin yaşam tarzlarına, ekonomik durumlarına veya sosyal görünürlüklerine karşı tepkiyle yaklaşan bir anlayışın izleri görülebilmektedir.”