Ana içeriğe geç

Dershanelerden 15 Temmuz'a: Eğitimde vesayetin kırılması

15 Temmuz'u yalnızca o gece yaşanan askerî kalkışma üzerinden okumak, FETÖ'nün kırk yılı aşan örgütlenme stratejisini anlamaya yetmez. Çünkü bu yapı, tanklardan ve silahlardan önce insan kaynağına yatırım yaptı. Devletin kılcal damarlarına yerleşebilmek için eğitimi, sınavlar...

Dershanelerden 15 Temmuz'a: Eğitimde vesayetin kırılması
Star Gazetesi
16

15 Temmuz'u yalnızca o gece yaşanan askerî kalkışma üzerinden okumak, FETÖ'nün kırk yılı aşan örgütlenme stratejisini anlamaya yetmez. Çünkü bu yapı, tanklardan ve silahlardan önce insan kaynağına yatırım yaptı. Devletin kılcal damarlarına yerleşebilmek için eğitimi, sınavları, dershaneleri, öğrenci yurtlarını ve yayıncılık faaliyetlerini kullandı.

Bu nedenle FETÖ ile siyasi irade arasındaki ilk büyük kırılmanın dershaneler meselesinde ortaya çıkması tesadüf değildi. Dershaneler örgüt açısından sıradan ticari kuruluşlar veya öğrencilere sınav desteği sağlayan eğitim merkezleri değildi. Bunlar, yetenekli çocukların erken yaşta tespit edildiği, ailelerle ilişki kurulduğu, burs ve barınma imkânları üzerinden bağımlılık üretildiği ve devletin kritik kurumlarına yönlendirilecek insan kaynağının devşirildiği stratejik merkezlerdi.

Siyasi irade dershanelerin dönüştürülmesi yönünde adım attığında, aslında örgütün ekonomik faaliyetlerinden yalnızca birine değil, insan kaynağı üreten ana damarına dokunmuş oldu.

İlk büyük sınama dershanelerdi

Türkiye'de dershaneler uzun yıllar eğitim sistemindeki fırsat eşitsizliğinin ve sınav odaklı yapının sonucu olarak büyüdü. Ancak FETÖ bu ihtiyacı yalnızca ekonomik bir fırsata çevirmedi. Dershane ağını örgütsel kadrolaşmanın merkezine yerleştirdi.

2013'te dershanelerin dönüştürülmesine ilişkin düzenleme hazırlanırken örgütün özel okul sektöründeki payının yaklaşık yüzde 10, dershanecilikteki etkisinin yüzde 50, yayıncılıkla birlikte toplam etki alanının ise yüzde 70 düzeyine ulaştığı görülmektedir. Bu rakamlar, neden dershane düzenlemesine karşı böylesine büyük bir direnç gösterildiğini de açıklamaktadır.

Örgüt iki ayrı kanaldan ilerliyordu. Kendi okulları aracılığıyla belirli ailelere doğrudan ulaşıyor; dershaneler üzerinden ise çocuklarını örgüte ait okullara göndermeyen çok daha geniş bir toplumsal kesimi etkisi altına alıyordu. Yayıncılık sektörü, deneme sınavları ve sınava hazırlık materyalleri de bu ağın tamamlayıcı unsurlarıydı.

Böylece öğrencinin akademik başarısı, örgütün kadro planlamasının hammaddesine dönüştürülüyordu. Zeki ve başarılı çocuklar tespit ediliyor, burs ve barınma imkânlarıyla çevreleniyor, zamanla ailelerinden daha güçlü bir örgütsel bağlılık içerisine çekiliyordu. Sonraki aşamada bu öğrenciler askerî okullara, emniyete, yargıya, mülki idareye ve devletin diğer stratejik kurumlarına yönlendiriliyordu.

Dolayısıyla dershanelerin dönüştürülmesi kararı, yalnızca eğitim sistemine ilişkin teknik bir reform değildi. Devletin kendi insan kaynağını kapalı bir örgütün kontrolünden kurtarma iradesiydi.

Siyasi iradenin politikaları içeriden sabote ediliyordu

15 Temmuz öncesinde devletin ve siyasi iradenin eğitim alanında ortaya koyduğu politikalar, her zaman sahada aynı karşılığı bulamıyordu. Çünkü devlet adına karar alan veya bu kararları uygulayan bürokrasinin bir bölümünde, bağlılığını kamu yararına değil örgütsel hiyerarşiye yöneltmiş kadrolar bulunuyordu.

Bu nedenle siyasi iradenin aldığı bazı kararlar bürokraside yavaşlatılıyor, içerikleri değiştiriliyor, uygulama aşamasında etkisizleştiriliyor veya toplumsal tepki üretecek şekilde sabote ediliyordu. Devletin resmî politikası ile uygulamadaki sonuç arasında ortaya çıkan mesafenin sebeplerinden biri buydu.

Dışarıdan bakıldığında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen bir politika gibi görünen bazı süreçlerin içinde, devlete paralel bir sadakat düzeni etkili olabiliyordu. Örgüt, devletin imkânlarını kullanıyor ancak devletin hedeflerine değil kendi uzun vadeli stratejisine hizmet ediyordu.

Bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Sorun, siyasi iradenin eğitim politikası geliştirmemesi değildi. Sorun, geliştirilen politikaların devlet mekanizması içinde örgütlü bir yapı tarafından dirençle karşılanması, yönünün değiştirilmesi veya işlevsizleştirilmesiydi.

Dershaneler meselesi bu gerçeği görünür hâle getiren ilk büyük sınama oldu.

Dershanelerin dönüştürülmesi sürecinde dönemin Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin'in üstlendiği rol ayrıca değerlendirilmelidir. Bu süreç yalnızca mevzuat hazırlamak veya dershanelerin tabelalarını değiştirmekten ibaret değildi. Eğitim, finans, bürokrasi, medya ve yargı alanlarında güçlü bağlantıları bulunan bir yapının direncini aşmayı gerektiriyordu.

Dershane düzenlemesine karşı yürütülen kampanyalar, meselenin eğitim özgürlüğü veya öğrencilerin sınavlara hazırlanması tartışmasının çok ötesine geçtiğini gösterdi. Kamuoyu oluşturma faaliyetlerinden bürokratik engellemelere, hukuki girişimlerden siyasi tahriklere kadar çok katmanlı bir direnç ortaya konuldu.

Buna rağmen siyasi irade geri adım atmadı. Bakanlık yönetimi, dershanelerin örgütün insan kaynağı üretimindeki rolünü görerek dönüşüm sürecini sürdürdü.

Bugünden bakıldığında bu mücadele, 15 Temmuz'a giden süreçte devletin FETÖ yapılanmasının eğitim ayağına karşı verdiği en önemli kurumsal mücadelelerden biri olarak görülmelidir. Çünkü devlet, ilk kez örgütün görünen kurumlarından birine değil, yeniden üretim mekanizmasına yönelmişti.

Örgütün verdiği sert tepki de bu nedenleydi. Dershaneler kaybedildiğinde yalnızca büyük bir ekonomik kaynak değil, başarılı öğrencilere ulaşma, onları yönlendirme ve uzun vadeli kadro planlaması yapma kapasitesi de kaybedilecekti.

15 Temmuz sonrasında ne değişti?

15 Temmuz sonrasında Milli Eğitim Bakanlığı politikalarının en önemli özelliği, siyasi iradenin eğitim vizyonunun kurumsal uygulamaya daha doğrudan yansımaya başlamasıdır.

Önceki dönemde politika ile uygulama arasına giren örgütsel direnç büyük ölçüde tasfiye edildi. Bakanlık, müfredattan öğretmen politikasına, mesleki eğitimden ölçme ve değerlendirmeye kadar temel alanlarda kendi kurumsal kapasitesini yeniden oluşturmaya başladı.

Ancak ortaya çıkan kademeli yükseliş, devletin eğitim alanındaki kurumsal kapasitesini güçlendirmesinin, ölçme ve değerlendirmeyi merkeze almasının ve politikalarını daha istikrarlı biçimde uygulamasının sonuç vermeye başladığını göstermektedir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler