Ana içeriğe geç

CHP’li Taşcıer: 'Kadın cinayetleri siyasi tercihtir, yaşamı gerici pazarlıklara teslim etmeyeceğiz'

Kadın cinayetlerinin kader değil siyasi tercihlerin sonucu olduğunu söyleyen CHP'li Gamze Taşcıer, İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılmasının şiddeti artırdığını belirterek, "Kadınların yaşam hakkını gerici pazarlıklara teslim etmeyeceğiz." dedi.

CHP’li Taşcıer: 'Kadın cinayetleri siyasi tercihtir, yaşamı gerici pazarlıklara teslim etmeyeceğiz'
Halk TV
16

CHP Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, kadına yönelik şiddet olaylarının temelinde yatan nedenlere ve hükümetin politikalarına dikkat çekti.

Kadın cinayetlerinin kader değil, siyasi tercihlerin sonucu olduğunu ifade ederek, Türkiye’nin tek bir imzayla İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesi kararının üzerinden geçen 5 yılda kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddetin arttığını, geçen 5 yıl kadınların yaşam hakkı açısından ağır bir bilanço ortaya çıkardığını ve bunun siyasi tercihlerin sonucu olduğunu söyledi.

"HER GÜN YENİ BİR KADIN CİNAYETLERİNE UYANIYORUZ"

CHP'li Taşcıer, "Her gün şüpheli kadın ölümlerinin üzerindeki sis perdesinin kalınlaştığını görüyor, korunmak isteyen kadınların defalarca başvurmasına rağmen yaşamdan koparıldığına tanıklık ediyoruz." dedi.

"ÖZGÜRLÜK PAZARLIK KONUSU DEĞİLDİR"

Sözleşmeden çekilmenin kadınları güvensiz bıraktığını ve bu kararla hakların geriye götürüldüğünü belirten Taşcıer, şiddetle mücadelenin kapsamlı bir yaklaşım gerektirdiğini hatırlattı.

Taşcıer ayrıca Türkiye'nin yeniden İstanbul Sözleşmesi'ne taraf olması için mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğini ifade ederek, "özgürlük pazarlık konusu değildir. Kadınların yaşam hakkını gerici pazarlıklara teslim etmeyeceğiz." dedi.

"İSTANBUL SÖZLEŞMESİ TARİHSEL BİR ÖNEME SAHİPTİ"

"Bu tablo tesadüf değildir" diyerek sözlerine devam eden Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, İstanbul Sözleşmesi’nin feshinin yıl dönümü ve kadın hakları mücadelesine dair yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

"Kadına yönelik erkek şiddeti bireysel öfke patlamalarının, aile içi anlaşmazlıkların ya da münferit olayların toplamı değildir. Kadın cinayetleri, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin, cezasızlık kültürünün ve siyasal tercihlerin sonucunda büyüyen yapısal bir insan hakları sorunudur. İstanbul Sözleşmesi tam da bu gerçeği kabul ettiği için tarihsel öneme sahipti. Çünkü sözleşme, devlete şiddeti önleme, kadınları koruma, failleri etkin biçimde soruşturma ve kadınların eşit yurttaşlar olarak yaşayabileceği politikalar üretme sorumluluğu yüklüyordu."

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının kadınların kazanılmış haklarına yönelik en ağır siyasi müdahalelerden biri olduğunu söyleyen Taşcıer, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararının, kadınların kazanılmış haklarına yönelmiş en ağır siyasal müdahalelerden biri olduğunu söyleyen Taşcıer, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

"Bu karar, kadınlara ‘artık eskisi kadar güvende değilsiniz’, faillere ise ‘devlet bu mücadelede geri adım atıyor’ mesajı veren son derece yanlış bir siyasi tercihe dönüştü. Bugün gelinen noktada kadın cinayetlerinin, şüpheli kadın ölümlerinin ve şiddetin ulaştığı boyutlar, bu yanlış tercihin toplumsal sonuçlarını bütün açıklığıyla göstermektedir. Yıllardır dile getirdiğimiz uyarılar, bugün karşı karşıya olduğumuz kırım tablosu karşısında haklı olduğumuzu ortaya çıkarmıştır. Çünkü sözleşmeden çıkışla birlikte kadınların yaşam hakkını önceleyen siyasal irade zayıflamış; cezasızlık algısı derinleşmiş, koruma mekanizmaları etkisizleşmiş, şiddeti önleyici kamu politikaları geri plana itilmiştir.

Bugün sorun yalnızca İstanbul Sözleşmesi'nin yürürlükte olmaması değildir. 6284 sayılı Kanun yürürlüktedir. Ancak bir hukuk devletinde kanunların varlığı tek başına hiçbir anlam taşımaz. Önemli olan uygulanmalarıdır. Koruma kararlarının zamanında verilmediği, verilen kararların etkin biçimde denetlenmediği, elektronik kelepçe uygulamalarının yetersiz kaldığı, risk analizlerinin bilimsel yöntemlerle yapılmadığı, kadın sığınma evlerinin ihtiyacı karşılamadığı, sosyal hizmet uzmanlarının, psikologların ve kolluk personelinin sayısının yetersiz olduğu bir düzende kadınları yalnızca yasa metinleri koruyamaz.

Kadınların defalarca başvuru yaptığı hâlde korunamadığı, uzaklaştırma kararlarının ihlal edildiği, kolluğun risk değerlendirmelerinin yetersiz kaldığı, yargı süreçlerinin geciktiği ve kimi zaman iyi hâl ya da haksız tahrik indirimleriyle adalet duygusunun zedelendiği bir ortamda devletin şiddetle mücadelede başarılı olduğunu söylemek mümkün değildir. Kadına yönelik şiddetle mücadele, yalnızca İçişleri Bakanlığı'nın ya da Adalet Bakanlığı'nın görevi değildir. Bu mücadele eğitim politikalarından sosyal politikalara, çalışma yaşamından yerel yönetimlere, bütçe tercihlerinden medya politikalarına kadar bütüncül bir kamu politikası gerektirir.

"KADINLARIN YAŞAM HAKKINI GERİCİ PAZARLIKLARA TESLİM ETMEYECEĞİZ"

Kadınların yaşam hakkının hiç bir ideolojik tartışmanın konusu yapılamayacağının altını çizen Taşcıer sözlerine şu ifadelerle devam etti:

Oysa toplumsal cinsiyet eşitliğini reddeden, kadınların kazanılmış haklarını sürekli tartışmaya açan, kadın örgütlerini hedef gösteren ve kadın hareketini itibarsızlaştırmaya çalışan iktidarın zehirli siyasi dili şiddeti besleyen zemini büyütmektedir. Kadınların yaşam hakkı hiçbir ideolojik tartışmanın konusu yapılamaz. Kadınların nasıl yaşayacağına, nasıl giyineceğine, nasıl çalışacağına, kaç çocuk doğuracağına ya da nasıl bir hayat kuracağına siyaset değil, kadınların kendisi karar verir.

Buradan açıkça söylüyoruz: Kadınların yaşam hakkını iktidarın ideolojik gündemine, eşitlik mücadelesini gerici pazarlıklara teslim etmeyeceğiz. 6284 sayılı Kanun'un tavizsiz uygulanması ve ülkemizin yeniden İstanbul Sözleşmesi'ne taraf olması için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.”

Kadına yönelik şiddet ve ayrımcılıktan kurtulmak için atılması gereken acil adımları tek tek maddeler halinde açıklayan Taşcıer, çözüm yollarını ortaya koydu.

"ÇÜNKÜ KADINLARIN YAŞAM HAKKI PAZARLIK KONUSU DEĞİLDİR"

Şiddet dalgasını dindirecek ve kadınların can güvenliğini garanti altına alacak o hayati çözüm önerilerini Taşcıer şu şekilde sıraladı:

“Kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri konusunda etkin, bağımsız ve şeffaf soruşturma mekanizmaları kurulmalıdır. Koruyucu ve önleyici tedbirler güçlendirilmeli; kadın sığınma evlerinin kapasitesi artırılmalı; elektronik kelepçe uygulaması yaygınlaştırılmalı; kolluk kuvvetleri ve yargı mensupları toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddet konusunda düzenli eğitimlerden geçirilmelidir.

Şiddetle mücadeleye ayrılan kamu kaynakları artırılmalı; kadın örgütleri, barolar, meslek örgütleri ve yerel yönetimler karar alma süreçlerinin asli paydaşı hâline getirilmelidir. Çünkü kadınların yaşam hakkı pazarlık konusu değildir. Eşitlik pazarlık konusu değildir. Özgürlük pazarlık konusu değildir. Yaşam hakkı siyasal hesapların üzerinde, devletin en temel yükümlülüğüdür. Kadınların korkmadan yaşayabildiği, şiddetin cezasız kalmadığı ve eşit yurttaşlığın güvence altına alındığı bir Türkiye mümkündür. Cumhuriyet Halk Partisi, kadınların yaşam hakkını savunan herkesle birlikte bu mücadeleyi büyütmeye kararlılıkla devam edecektir.” (ANKA)

Kaynağa Git

İlgili Haberler