Ankara'daki tarihi NATO Zirvesi'nde Türkiye'nin hava savunma kalkanı sürecine yeşil ışık yakan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, askeri üste gerçekleştirdiği zirvenin ardından yeni nesil füze üretimi için harekete geçti.
Fransa ve Almanya, nükleer eşiğin altındaki tırmanma senaryolarını kontrol altına almak amacıyla "Entegre Hava ve Füze Savunması" (IAMD) kapsamında Avrupa'nın bağımsız balistik füze savunma yeteneklerini güçlendirme kararı aldı. İki ülkenin Nörvenich Hava Üssü’nde gerçekleştirdiği Alman-Fransız Savunma ve Güvenlik Konseyi (DFVSR) toplantısının ardından konuşan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Berlin yönetimine doğrudan stratejik bir teklif sundu.
Avrupa'nın egemenliğinin hava savunmasından geçtiğini ileri süren Macron, şu ifadeleri kullandı:
"Hava savunması konusunda Avrupa’nın egemenliğini savunuyoruz. Yeni nesil SAMP/T konusunda ilerleme kaydetmek istiyoruz. Fransa olarak, projeye katılan Almanya ve İtalyan ortaklarımızla birlikte ortak üretim yoluyla net bir çözüm sunma konusunda açık bir iradeye sahibiz."
EUROSAM KONSORSİYUMU GENİŞLİYOR
Macron'u çıkışı, Almanya'nın Amerikan yapımı PAC-3 MSE füzelerine sahip Patriot sistemlerine olan bağımlılığını azaltmayı hedefliyor. Alman Hava Kuvvetleri şu ana kadar Patriot kullansa da, ABD ve Japonya'daki sınırlı üretim kapasitesi nedeniyle teslimat sürelerinin aşırı uzaması Berlin'i alternatif arayışlarına itiyor.
MBDA Fransa, MBDA İtalya, Thales ve Leonardo tarafından kurulan Eurosam konsorsiyumu tarafından üretilen SAMP/T NG, yeni Aster 30 B1 NT füzesiyle balistik tehditlere karşı Avrupa'nın elindeki tek bağımsız koz olarak öne çıkıyor. Almanya'nın sistemi satın alması durumunda, MBDA Almanya'nın da füze üretimine dahil edilerek üretimin tamamen Avrupa merkezli hale getirilmesi planlanıyor. Ayrıca Paris ve Berlin, İngiltere'yi de dahil ederek 2.500 kilometre menzilli "Derin Hassas Vuruş" (Deep Precision Strike) balistik füze projesi için ArianeGroup’un yeteneklerini inceleme kararı aldı.
ANKARA ZİRVESİ'NDE TÜRKİYE DETAYI
Macron, Ankara'da düzenlenen tarihi NATO Zirvesi sırasında Türkiye'nin SAMP/T hava savunma sistemi tedarik sürecine ilişkin de olumlu mesajlar verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştüklerini ve teknik çalışmaların sürdüğünü belirten Macron, Fransa'nın geçmişteki mesafeli tutumunun İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile yapılan zirvenin ardından esnediğini doğruladı. İtalya'ya ait bir adet SAMP/T sistemi, NATO Daimi Savunma Planı kapsamında hâlihazırda Konya'daki 3'üncü Ana Jet Üs Komutanlığı bünyesinde görev yapıyor.
Ankara'daki NATO Zirvesi'nin ardından Washington DC'de düzenlenen Atlantik Konseyi panelinde konuşan Dışişleri Bakan Yardımcısı Levent Gümrükçü, Türkiye'nin S-400 alım sürecinin arkasındaki tarihsel gerçekleri ve F-35/CAATSA müzakerelerindeki son durumu ilk ağızdan aktardı.
Türkiye'nin savunma bütçesini 2030'a kadar GSYİH'nin %3,5'ine çıkaracağını ve önümüzdeki 3 yılda hava savunması (Çelik Kubbe) dahil 60 milyar dolar ek harcama yapacağını belirten Gümrükçü, geçmişteki Patriot müzakerelerini eleştirdi.
Hava savunma sistemi edinme sürecinin 2010 yılında başladığını hatırlatan Bakan Yardımcısı Gümrükçü, ABD'nin süreçteki yaklaşımını şöyle açıktı:
"İlk 7 yılda 3-4 ihale açtık, her seferinde ABD'nin Patriot teklifi en pahalısı oldu. Bunun ötesinde teknoloji paylaşımı ve ortak üretim gibi konularda en az iş birliğine yanaşan taraftılar. Daha da önemlisi, en güvensiz teklifti; çünkü ne zaman teslimat garantisi istesek bize Kongre denetimini gerekçe göstererek süre veremeyeceklerini söylediler. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Suriye sınırı alev alırken, NATO kapsamında ülkemizde bulunan 3-4 Patriot sisteminden İspanya hariç hepsi (ABD ve Almanya dahil) geri çekildi. Kendimizi acil bir ihtiyacın ortasında bulduk ve S-400'leri bu acil açığı kapatmak için tek seferlik bir alım olarak gerçekleştirdik."
S-400'lerin bir Körfez ülkesine devredileceği yönündeki iddialara ilişkin diplomatik çalışma grubunun ABD ve Rusya dahil tüm paydaşlarla birkaç farklı seçenek üzerinde çalıştığını belirten Gümrükçü, Trump yönetiminin "Müttefikler arasında yaptırıma yer yoktur" çıkışının ardından F-35 ve CAATSA krizinin çözümüne hiç olmadığı kadar yakın hissettiklerini söyledi:
"Şu an bu sorunu çözüp geride bırakabileceğimizi hissediyoruz. Son 10-15 yıldır ilk kez, bir anlaşmaya vardığımızda kendi payına düşeni yerine getireceğine tam güven duyduğumuz bir ABD yönetimi var. Mesele sadece F-35 satışı ya da programa geri dönmek değil, iki ülkenin karşılaştırmalı avantajlarını birleştiren stratejik bir ortaklıktır."
Panelde söz alan Hudson Enstitüsü Misafir Kıdemli Araştırmacısı Kasapoğlu modern savaş alanındaki paradigmanın artık yazılım ve hız üzerine kurulduğunu vurguladı. Rus ordusunun Ukrayna'da 721.000 askerle Avrupa ordularının toplamından büyük bir güç konuşlandırdığını belirten Kasapoğlu, Türkiye'nin hava savunma mimarisindeki eksiklikleri kapatması açısından F-35 ve anti-balistik füze yeteneği yüksek olan Patriot PAC-3 MSE varyantının önemine değindi:
"Türkiye sadece bir alıcı değil, Eskişehir'deki bakım tesisiyle F-35'in üreticisiydi. Türkiye 100 adetlik pakete dönmese bile, 6 adetlik küçük bir F-35 filosu bile stratejik bir zorunluluktur. Çünkü F-35, sensörleri ve elektronik harp yetenekleriyle uçan bir bilgi üstünlüğü varlığıdır; yerli uçak KAAN'a, Eurofighter'lara ve F-16 filosuna doktrinsel bir liderlik sağlayacaktır. Türk envanterinin bu sistemlerle entegrasyonu, savunma sanayisinin küresel rekabet gücünü belirleyecektir."