Artı Gerçek- Batman'da 4 Eylül 1993'tekatledilen Demokrasi Partisi (DEP) Mêrdîn Milletvekili Mehmet Sincar’ın da olduğu 183 kişinin katledilmesinden sorumlu tutulan Hizbullah lideri Edip Gümüş ile askeri kanat sorumlusu Cemal Tutar’ın “Anayasal düzeni zorla değiştirmeye kalkışmak” suçlamasıyla Diyarbakır 6’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davada, 14 Temmuz’da karar verildi.Her iki sanık hakkında, 'örgüt üyeliği' suçundan 7 yıl 5 ay hapis cezası veren mahkeme, 15 yıldır firarda olan sanıklar hakkında 'iyi hal' indirimi uygulayarak, cezayı 6 yıl 3 aya düşürdü.
SİNCAR DOSYASININ AVUKATLARI YARGITAY'A İTİRAZ ETTİ
Mehmet Sincar dosyası avukatları Mehdi Özdemir ile Şaneşin Aydın, Gümüş ile Tutar hakkında verilen kararın bozulması istemiyle Yargıtay’a başvurdu. Sanıklara isnat edilen onlarca öldürme eylemlerinin hiçbirinin ayrı ayrı tartışılmaksızın, "katıldıklarına dair kesin ve maddi delil bulunmadığı" şeklindeki tek bir cümleyle topluca sübut dışı bırakıldığına dikkat çekilen başvuruda, kararın haksız, hukuka aykırı ve yaşam hakkını ihlal edici nitelikte olduğu vurgulandı. Başvuruda, 4 Eylül 1993’te katledilen Sincar ile Özdemir cinayeti ve ilk soruşturma dönemine ilişkin açıklamalar, yine devletin kendi belgelerinde Sincar cinayetine ilişkin yer alan açıklamaları ve yargılama süreci hatırlatılarak, sanıklar Gümüş ile Tutar’ın Hizbullah içindeki konumu ve talimat zincirleri sıralandı.
'SANIKLAR HER ÖLÜMDEN AYRI AYRI CEZALANDIRILMALIYDI'
Sanıklara verilen cezada, onlarca ölüm olayının, ayrı ayrı ele alınmaksızın topluca sübut dışı bırakıldığına dikkat çekilen başvuruda, "Bu kabul, kaldırılan hükmün kendi içeriğiyle açıkça çelişmektedir. 2009 tarihli ana karar, sanık Cemal Tutar ve Edip Gümüş’ün birçok öldürme eyleminde talimatlar verdiği sonucuna varmış, sorumlulukları tespit edilerek mahkumiyet kararında yer verilmiştir. CMK m. 230/1, hükümde delillerin tartışılmasını ve hangi delilin hangi nedenle kabul veya reddedildiğinin gösterilmesini zorunlu kılar; birden çok eylemin söz konusu olduğu dosyalarda bu yükümlülük her eylem yönünden ayrı ayrı doğar. Nitekim ortadan kaldırılan 2009 tarihli ana karar, tam da bu yöntemi izlemişti: sanık Edip Gümüş yönünden Ramazan Meral, Naif Keleş, Tevfik Basutcu, Akyıldız ailesi mensupları ve Fuat Sincar'a ilişkin eylemlerin her biri tek tek ele alınmış, sübut kabul ya da reddi eylem bazında gerekçelendirilmişti" denildi.
'FAİLLERİ AKLAYICI YARGILAMA SÜRECİ YÜRÜTÜLDÜ'
Mehmet Sincar'ın öldürülmesi eyleminin de ana dosyada sübuta erdirildiğini; eylemin örgütün Batman yapılanması içinde verilen bir talimat üzerine icra edildiği, sorumluluğunu Sinan Yakut'un üstlendiği, eylemin Rıfat Demir ve Cihan Yıldız tarafından gerçekleştirildiği ve Mehmet Ali Geçer'in gözcülük yaptığının tespit edildiğinin belirtildiği başvuruda, "Yenilenen yargılamada aynı mahkeme, kendi kesinleşmiş bu tespitlerine hiç değinmeden, tek bir cümleyle 'delil yok' sonucuna varmış; Mehmet Sincar'ın ölümünü ise eylem listesine dahi almamıştır. Bu durum, failleri aklayıcı bir şekilde yargılama sürecinin yürütüldüğünü, keyfi ve gerekçesiz kararlar verildiğini göstermektedir" denildi.
MAHKEMENİN 'SAYGIN TUTUN' İNDİRİMİNE TEPKİ
"Dosyada yer alan eylemler münferit fiiller olarak değil, talimatla işleyen bir örgütsel yapı içinde gerçekleştirilmiştir" denilen başvuruda, "Mehmet Sincar’ın öldürülmesi de dâhil olmak üzere, sanıkların askerî kanat sorumluluğunu yürüttükleri dönemde ve sorumluluk alanlarında örgütün silahlı birimlerince talimatla gerçekleştirilen öldürme eylemlerinden doğan cezai sorumluluklarının, her bir eylem yönünden ve yönetici sıfatı ile talimat zinciri gözetilerek ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekirdi. Yerel mahkeme ise yöneticilik konumunu hiçbir delil tartışmasına girmeksizin reddetmek suretiyle talimat düzeyindeki sorumluluklarını hukuken yok saymıştır. Mahkeme alt sınırdan ceza tayin ederken eylemin işleniş biçimini, kastın yoğunluğunu, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığını dikkate aldığını belirtmiştir. Bu ölçütlerin tamamı alt sınırdan uzaklaşmayı gerektiren ölçütlerdir; gerekçe ile sonuç arasında mantıksal bağ yoktur. Takdiri indirim ise 'sanıkların duruşmadaki saygın tutumu' gerekçesine dayandırılmıştır. TCK m. 62/2, failin geçmişini, sosyal ilişkilerini, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışlarını birlikte değerlendirmeyi emreder. Kararın kendi anlatımına göre sanıklar kesinleşmiş cezalarının infazından yıllarca kaçınmıştır" ifadelerine yer verildi.
'İYİ HAL İNDİRİMİ HUKUKA AYKIRI'
Bu hatanın dosyada ikinci kez yapıldığına dikkat çekilen başvuruda, “İlkinde Yargıtay tarafından tespit edilmiştir. Yargıtay 2011 tarihli ilamında aynı sanıklar hakkında soyut biçimde takdiri indirim uygulanmasını hatalı bulmuş, ancak o tarihte aleyhe temyiz bulunmadığı için bozma nedeni saymamıştır. Yerel mahkeme tarafından Yargıtay ilamı ile 1990’lı yıllarda Hizbullah tarafından işlenen insanlık dışı suçları göz ardı ederek, iyi hal indirimi uygulamak suretiyle hüküm kurulması açıkça hukuka aykırıdır" denildi.
'YAŞAM HAKKI İHLALİ' VURGUSU
1992-1994 dönemi fiilleri yönünden, sanıklara isnat edilen fiillerin sivil kişilere yönelik planlı ve süreklilik arz eden bir emir-komuta zinciri içerisinde askeri kanat sorumluları olarak cezalandırılmaları gerekirken, yargılama süreci ve aklanmalarına yönelik karar ile yaşam hakkı ihlal edilmiştir" denilen başvurunun devamında, şu ifadelere yer verildi:
“Mehmet SİNCAR cinayeti bakımından bugüne kadar çok sayıda dosya açılmış, çeşitli mahkûmiyet hükümleri kurulmuş, kimi dosyalarda yeniden yargılama süreçleri işletilmiştir; ancak bunların hiçbiri cinayetin bütününü konu edinmemiştir. Bu durum, faillerin cezasız kalmasına ve yaşam hakkının usul ve esas yönünden ihlal edilmesine sebebiyet vermektedir. 33 yıl içinde yargılamalar yapılmış; bir kısım failler cezalandırılmış ise de yeniden yargılama süreçleri ile failleri aklayıcı karar alınmakta Mehmet Sincar’ın öldürülmesine ilişkin bütüncül bir yaklaşım ile sorumluların tespiti yerine failsiz bırakılan bir yargısal süreç işletilmektedir. Bu durum gereğince, 33 yıllık yargı sürecindeki adli pasiflik ve failleri aklayıcı yaklaşım nedeniyle, etkili bir yargılama yapılmadığı açık olup yaşam hakkı ihlal edilmiştir.”
EDİP GÜMÜŞ VE CEMAL TUTAR'IN YARGILANMA SÜRECİ
Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu’nun öldürüldüğü ve Hizbullah'ın arşivinin ele geçirildiği İstanbul Beykoz’da kaldığı villaya dönük 2000’de gerçekleşen operasyonda gözaltına alınan Edip Gümüş ile Cemal Tutar’a, 2009’da "Anayasal düzeni zorla değiştirmek" suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. 183 cinayetin işlendiği Hizbullah Ana Davası’nda müebbet hapis cezası verilen Gümüş ile Tutar, 2011’de uzun tutukluluğu sınırlayan CMK’nın 102’nci maddesi yürürlüğe girmesiyle tahliye edildi.
YAKALAMA KARARLARI KALDIRILDI, ARANANLAR LİSTESİNDEN ÇIKARILDILAR
Aynı gece firar eden iki isimin cezasının 2024’te Yargıtay’ca kesinleşmesinin ardından, aynı yıl tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarıldı. Gümüş ve Tutar’ın avukatları ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası kararını veren hakimlerin FETÖ’den ihraç edilmeleri üzerine yargılamanın yeniden yapılmasını talebiyle 27 Mart’ta başvuruda bulundu. Talep sonrası Diyarbakır 6’nci Ağır Ceza Mahkemesi, 2 Nisan’da Yargıtay’ın ağır müebbet hükmünü onadığı kararı yok sayıp; Gümüş ve Tutar hakkındaki yakalama kararını kaldırdı. İçişleri Bakanlığı’nın 20 milyon lira para ödüllü kırmızı kategorisinde yer alan Gümüş ile Tutar’ın ismi, “terörden arananlar” listesinden aynı yıl çıkarıldı.
15 YILDIR FİRARDA OLAN İKİ İSİM BİR ANDA ORTAYA ÇIKTI
İnfazın durdurulmasıyla beraber, Gümüş ile Tutar’ın yargılanmasına Diyarbakır 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı. 15 yıldır nerede oldukları bilinmeyen Gümüş ile Tutar’ın yeniden yargılanma kararıyla birlikte Batman'ın Kozluk ilçesinde olduğu ortaya çıktı. 14 Temmuz’daki duruşmaya Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlanan sanıklar, yazılı savunmadan bulundu. Her iki sanığın da sözlü ifadesinde -verilecek kararı biliyormuşçasına- “Yazılı savunmalarımızı avukatlarımız aracılığıyla sunduk. Avukatımızın sunmuş olduğu yazılı savunmalarımızı tekrar ediyorum, üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum, suçsuzum beraatımı talep ederim” demesi dikkat çekti.
'İYİ HAL İNDİRİMİ' UYGULANDI
Mahkeme daha önceki savunmalarında işlediği katliamları ve verdiği talimatları itiraf eden Tutar ile Hizbullah’ın lideri Gümüş hakkında, “iyi hal” indirimi uygulayarak, 6 yıl 3’er ay ceza verdi. Kararla birlikte, daha önce 9 yıl cezaevinde kalan Gümüş ve Tutar’ın yeniden cezaevine girmelerinin önü kapatılmış oldu.
KARARIN GEREKÇESİ: ÖLDÜRMEYE DAİR KESİN DELİL YOK
Hızla verilen kararın gerekçesi, aynı hızla hazırlandı. Kararın gerekçesinde, dosya içerisindeki onca delile rağmen, “(…) sanığa atılı öldürme eylemlerine katıldığına dair şüpheden uzak kesin ve maddi bir delil” bulunmadığını iddia eden mahkeme, bu nedenle sanık hakkında iddianamede atılı bulunan öldürme eylemlerini sabit görmedi.
MAHKEME SANIKLARIN TUTUMUNU 'SAYGIN' BULDU
Yıllardır firari olan sanıkların duruşmadaki tutumunu “saygın” bulan mahkeme, 7 yıl 5 ay verdiği cezada indirime giderek, 6 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Savcılığın karara karşı istinafa başvuracağı öğrenildi. (MEZOPOTAMYA AJANSI)