Bursa — Evrensel Gazetesi, kuruluşunun 31. yılını Bursa’da okur buluşması ve piknik etkinliğiyle kutladı. Etkinliğe Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hakkı Özdal’ın yanı sıra KESK’e bağlı sendikaların yöneticileri, farklı sektörlerde çalışan işçiler katıldı.
Kestel Yeşil Vadi Piknik Alanı’nda gerçekleşecek etkinlikte 15-16 Haziran işçi direnişi ışığında sendikalar ve işçi hareketinin durumu söyleşisi gerçekleştirildi. Söyleşinin moderatörlüğünü Birleşik Metal İş Bursa Şube Başkanı Gökhan Aydın üstlenirken konuşmacı olarak Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Genel Başkanı Mehmet Türkmen ve Doç. Dr. Mustafa Berkay Aydın konuşmacı olarak katıldı.
“Bugün Türkiye iki ana kolon üzerinde bir gerilim hattının içinde” diyen Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hakkı Özdal, “Bunlardan bir tanesi iktisadi meseleler. Biliyorum ki buradaki tek tek herkesin gündelik yaşamına yansıyan pahalılık en temel ihtiyaç ürünlerinin bile giderek erişilmez hale geldiği bir yüksek enflasyonla pahalı onun yanı sıra ücretlerin hem enflasyonla hem de uygulanan Şimşek programıyla sürekli baskılanması ve enflasyonun karşısında öncelikle ve sadece ücretlerin ezilmesi ikinci ise Türkiye'nin demokratik alanının giderek daha fazla daraltılması. Demokrasiyle ilgili kazanımların, mücadeleyle elde edilmiş kazanımların birer birer yok edilmesi” dedi.
Bursa’nın bir işçi kenti ve Evrensel’in en önemli alanlarından bir tanesi olduğunu söyleyen Özdal, “Kocaeli, Bursa, Kayseri, İzmir bu işçi kentleri bizim için önemli kentler. Bu memleketin daha iyi olmasını isteyen herkesin Evrensel ile dayanışması gerekiyor” çağrısı yaptı.
“Bir ücret mücadelesi değildi 15-16 Haziran”
Türkiye’deki işçi mücadelesinin değişen seyrinden bahseden Doç. Dr. Mustafa Berkay Aydın, “1970 Haziran'ına gelene kadar işçilerin örgütlenmesi önünde çok büyük engeller vardı. 15-16 Haziran'ı biz bugün konuşuyorsak sadece o zaman DİSK yöneticilerinin, iş yeri temsilcilerinin konuşmasıyla ortaya çıkmış bir şey olmadı. Beklenenden de fazlaydı. Farklı kaynaklarda DİSK yetkililerinin o dönem tahmin ettiklerinden çok daha fazla bir kitleye, sayıya ve etkiye ulaştığı bir süre. Üç milyonluk kentte özellikle ikinci gün yüz elli bin işçiden bahsedilir. Bugün yüz elli bin sayısını yirmi milyonluk İstanbul için düşünmek. Üç milyonluk İstanbul'da düşünmek lazım bu sayı. 15-16 Haziran'ı bugün konuşuyorsak hangi kesimin, hangi işçi kesiminin, hangi sektörün sahaya çıktığı da önemliydi. O zamanlar DİSK'in toplam üye sayısı bölgede kırk elli bin kişiden yüz elli bin kişilik bir işçiyi sokağa dökme gibi bir durum söz konusu olmuştu ki Türk İş’e bağlı işçilerin de örgütsüz işçilerin de çıktığı biliniyordu. Aslında işçilerin kendi gördüğü süreç şu bizim haklarımız gidecek. DİSK’in imajı o dönem güçlü. Bu güçlü imaj ortadan kalkarsa, işçi sınıfı için, kendi geliri için, kendi yaşamı için ciddi bir değer ortadan kalkacak veya bu risk var. Bir ücret mücadelesi değildi 15-16 Haziran. İlk defa bir yasal düzenleme için, bir kurumsal düzenleme için yapılan bir hareket. Bu hareket aslında işçi sınıfının olgunlaştığını gösterdi. Bu olgunluk daha sonra Siyasal tezlere de yansıyacak” dedi.
“15-16 Haziran bir pik noktası değil, bir kilometre taşı”
“14 Haziran gecesinde işçiler bir anda aydınlanmış değil” diyen Aydın, konuşasına şöyle devam etti; “Bunun arka planına bak. 1960'dan itibaren hatta 1950'lerden itibaren bu ilginç değişim süreçlerine TİP’in kuruluşundan tutun da farklı siyasal tartışmalara değinmek lazım. Bir başka nokta. Burada farklı tartışmalar vardı ama, işin açığı, 15-16 Haziran 1970'in ana gövdesi işçi sınıfıydı. Öğrenci gençliğin kısmı etkileri var fakat o gündeki etkisine bakmamak lazım. İşçi sınıfı aynı zamanda göç ettiği yeni kentte hayata tutunurken bir taraftan mücadeleyi sokağı da görüyor. 4-8 Ocak 1991'de çoğumuz hatırlıyoruz Zonguldak'ta karlı Ocak'ta yürüyüş. Bir kent yürümeye başladı. Ama onu yapana kadar Zonguldak'ta ne oldu?
Kırılma sağlanan noktalar nelerdi? 87 referandumu mesela. 87 referandumu sadece önemsizlik sistem referandumu olarak atılamaz bana sorarsanız. Siyaset ve genel ülke gündemi kritik. Haziran işçi sınıfını Türkiye gündemini aydınların gündemine girmesine farklı bir şekilde soktu. Artık çözüm, toplumsal değişim çözümü farklı kanallarla değil, işçi sınıfında. Daha güvenen ve yapabilir denilen bir güçle tartışılmaya başlandı. O anlamda 15-16 Haziran bir pik noktası değil, bir kilometre taşı. 15-16 Haziran'ın tartışılmasında şu noktayı bence atlamamamız gerekiyor. Altyapısını, göç ilişkilerini, farklı sektörlerin gelişimini, günümüz işçi sınıfının yapısına odaklanmak gerekiyor. Bu 15-16 Haziran benzeri bir şey aynı şekilde gerçekleşmesi veya gerçekleşmemesi durumu değil. Günümüzde kendi şartlarında sömürü düzeni ister istemez alternatiflerini yaratacak. Belki bunları düşünmek lazım.”
“İşçi hareketinin ve sendikal hareketin yaşadığı krizin sebebini de tartışmak gerekiyor”
“15-16 Haziran işçi hareketi bakımından ülkenin politik dengelerini bile sarsacak, etkileyecek şekilde ayağa kalktığı, ortaya çıktığı ve ‘ben de bir özneyim, politik bir özneyim’ dediği en büyük hareket” diyen Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Genel Başkanı Mehmet Türkmen, “O günden sonra da çok önemli işçi hareketleri oldu. En önemli şey diğer bütün hareketlere bakın 89'da, 91'de ya ücrettir ya da elinden alınmak istenen özelleştirme ve benzeri saldırılarla elinden alınmak istenen bir hakkı korumak için verilmiş mücadeleler. 16-16 Haziran’ın önemi işçi sınıfının sadece doğrudan bir ekonomik sosyal talepten öte bütün o talepleri elde etmesini, kazanmasını, korumasını sağlayacak en temel şeye sahip çıkıyor. Türkiye'de uzun yıllardır işçi hareketinin ve sendikal hareketin yaşadığı krizin sebebini de tartışmak gerekiyor. Bugün maden işçileri aylardır alamadıkları maaşı için direniyor. Şık makas işçileri sekiz yıldır zaten alması gereken tazminatları için direniyor. Ondan önce de içerideki maaşları için aylarca direndiler” dedi.
“Sendikal bürokrasi hiç olmadığı kadar güçlü”
“İşçi sınıfının bir kolektif hafızası vardır ama bu kolektif hafızayı işçi sınıfı için mücadelesinde ona yön gösterecek bir araca dönüştürecek şey de aslında onun örgütlü bir güce sahip olmasıdır” vurgusu yapan Türkmen, şunları söyledi;
“O hafızayı nasıl taşır işçiler? Bir sendikası varsa, devam eden istikrarlı bir örgütlülüğü varsa bunun ötesinde politik bir örgütlülüğü devreden yeni işçi kuşaklarına o hafızayı aktaran ve sürekli canlı tutan, devam eden bir örgütlülüğünüz varsa olur. Yoksa işçiler şu tarihte şu grevi yaşadı, on yıl sonra oradan başlayarak devam etmiyor. Eğer böyle devam ettiren o birikimi sürekli kolektif bir ve diri bir hafızaya dönüştürecek örgütlü araçlara sahip değilse bir sene sonra bile bir greve bakıyorsun sıfırdan başlıyor yani. Sendikal bürokrasi hiç olmadığı kadar güçlü. Sendikal harekete hakim. Devletle sermaye ilişkisi hiç olmadığı kadar kaynaşmış durumda. Neredeyse bazı konularda tamamen aynı refleksle hareket edecek şekilde. En kötü sendika, sendikasızlıktan iyidir, siz gidin Antep'te, Urfa'da bu sendikaların örgütlü olduğu ya da zamanında örgütlü olup da artık işçi sınıfının bunları bir şekilde kurtulmak zorunda kaldığı yerlerde söylerseniz sizi döverler. Karşılığı yok. Birkaç örnek mesela Özak direnişi aslında sendikadan kurtulma direnişiydi. Öz İplik İş’in örgütlü kaldığı iki iş yerinde son beş yılda üç kere işçiler sendikayı def etmek için ayaklandı. Yani öyle bir durum düşünün ki işçiler biz sendika istemiyoruz. Bizim adımızla bir toplu sözleşme daha yapma kardeşim. Biz bunlara aylık vermek istemiyoruz, biz neyse kendi aramızda anlaşalım diyor. Bizim yaptığımız eylemlerde korkan koca koca markalar masaya oturtuyor. Patron kabul ediyor. Öz İplik İş’in başkanı gelip patronlara bunu kabul ederseniz daha önce attığımız dört bin işçiye ne diyeceğiz? Onlar da ister o zaman diyor. Sendikacı kaygılanıyor bundan. Çünkü daha önceki dört bin işçiyi kendi üyesini kandırmış.”
“İşçinin örgütlü gücüne dayanmadan olmuyor”
“İşçi sınıfının tarihinde yasal mücadeleyle imza kampanyasıyla ya da iktidarlara sesini duyurarak tırnak içinde tamamen demokratik yollarla kazanılmış bir hak yok diyen” Türkmen, “Bugünkü yasal mevzuatın tanıdığı sınırlar içinde bir sendikacılık yapma imkanı olduğunu hala düşünen varsa bence çok kısa sürede yanılacak. Birleşik Metal iki yıl önce Cumhurbaşkanlığı kararıyla devam eden grevleri yasaklandı. İki bin işçi tanımadı bu yasağı. Sendikası da arkasında durdu ve öyle kazandı. Mesela bizi küçümsüyorlar, diyorlar ki ya sizin kaç üyeniz var, yetkiniz yok, barajın altındasınız, küçük sendikasınız. Dört buçuk yıl oldu BİRTEKSEN kurulalı. Dört buçuk yılda tekstil iş kolunda yüz tane fiili, resmi grev yaşanmışsa 90-95’ini biz ya örgütlemişiz ya öncülük etmişiz. Artık yetkili olmak toplu sözleşme hakkına sahip olmak yeterli değil bunları küçümsemiyorum. Bunlar hala bizim için de önemli. Ama asıl işçinin fiili meşru örgütlü gücüne dayanmadan onu esas almadan olmuyor” dedi.