Ana içeriğe geç

Onunla da olur, onsuz da…

Avrupa'ya yönelik tehditleri ile 1949'daki kuruluşunu hızlandırdığı bilinen Stalin'in, Türkiye'ye yönelik talepleri sebebiyle girmeye mecbur kaldığımız NATO, Ankara'daki zirvede yeni yol haritasını belirleyecek. ABD, Kanada, İngiltere, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Danimarka, Norveç, Portekiz, İzlanda ve Lüksemburg'dan oluşan 12 kurucu ülkenin, 'üyelerden herhangi birisine yapılacak saldırıyı kendilerine yapılmış kabul edecekleri' taahhüdü ile 4 Nisan 1949 tarihinde Washington'da...

Onunla da olur, onsuz da…
A Haber
16

Avrupa'ya yönelik tehditleri ile 1949'daki kuruluşunu hızlandırdığı bilinen Stalin'in, Türkiye'ye yönelik talepleri sebebiyle girmeye mecbur kaldığımız NATO, Ankara'daki zirvede yeni yol haritasını belirleyecek.

ABD, Kanada, İngiltere, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Danimarka, Norveç, Portekiz, İzlanda ve Lüksemburg'dan oluşan 12 kurucu ülkenin, 'üyelerden herhangi birisine yapılacak saldırıyı kendilerine yapılmış kabul edecekleri' taahhüdü ile 4 Nisan 1949 tarihinde Washington'da imzaladıkları 'Kuzey Atlantik Antlaşması' ile kurulan NATO, artık 32 üyeye sahip.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında SSCB Lideri Stalin tarafından Avrupa'ya yöneltilen tehditlerin ne kadarının ciddi olduğu ve ne kadarının bazı ülkeleri ABD'nin kucağına atmak amacıyla yapıldığı, meçhul.

'Sıcak denizlere inme' emelleri taşıdığı bilinen Sovyetler Birliği'nin, Türkiye'ye verdiği bir nota ile 7 Kasım 1945'de süresi bitecek 1925 tarihli Türk-Sovyet Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşması'nı yenilemeyeceğini bildirmesi, konunun bizimle ilgili yönüydü.

Şimdilerde, bazı isimlerin Türkiye'nin apar topar NATO'ya müracaatını sağlayan Boğazlarda üs ile Kars ve Ardahan'ı da kapsayan toprak talepleri konusunda Stalin'in ve SSCB'nin çok ciddi olmadığını dile getirmeleri, dikkat çekici.

'Eğer NATO'ya girmeseydik ne olurdu?' sorusunun cevabını bilmiyoruz. Dolayısıyla, konulara Türkiye merkezinden bakmayan ve muhtemelen SSCB'ye romantik bakışları ağır basanların, 'Stalin Türkiye'ye yönelik taleplerinde çok ciddi değildi' iddiaları, anlamsız.

NATO'ya girebilmek için ödemek zorunda kaldığımız ilk bedel, Kore Savaşı'na katılmaktı. Tuğgeneral Tahsin Yazıcı emrindeki 1. Türk Tugayı'nın, 12 Ekim 1950'de Pusan Limanı'na varışından Temmuz 1953'teki ateşkese kadar toplam 14.936 Türk askerinin görev aldığı Kore'de, 721 askerimiz şehit olmuş, 175'i kaybolmuş, 234'ü esir düşmüş ve 2.147'si de yaralanmıştı.

Konunun en düşündürücü ve bundan sonrası için dikkat kesilmemiz gereken yanı ise İttifak üyesi olarak yakın zamana kadar maruz kaldığımız muameleler.

NATO öncesi de -dışarıdan ve içeriden- engellenmeye çalışılan başta savunma sanayimize yönelik engellemelerin, NATO'ya girdikten sonra adeta kurumsallaştığı, unutulmaması gerekenlerden. Güya 'müttefik' ülkelerin, ülkemizin başını ağrıtan teröre destek ve teşvikleri eder tavırları da…

'Maruz kalan ülke' konumundan çıkıp, artık 'belirleyici ülke' konumuna gelişimizde, müttefiklerimizin 'kötü komşu insanı ev sahibi yapar' sözünü hatırlatan katkılarını (!) unutmamak gerek.

Savunma sanayi sahasında özellikle de son 20 yılda attığımız adımlarla kavuştuğumuz 'özerk' yapı ile 'seninle de olur sensiz de' diyebilme rahatlığına kavuştuğumuz NATO ile bundan sonraki münasebetlerimizin daha rahat bir şekilde devam edebileceği, konunun özeti.

Kaynağa Git

İlgili Haberler