Küresel finans piyasalarının gözü tamamen ABD'den gelecek olan mayıs ayı Yeni Konut Satışları ile Fed'in en kritik enflasyon göstergesi kabul ettiği Çekirdek Kişisel Tüketim Harcamaları (Core PCE) Fiyat Endeksi verilerine çevrildi. ABD ekonomisinde kalıcı hale gelen yüksek enflasyon ve dirençli iş gücü piyasası, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz indirimi takvimini bozuyor. Bu durumun en sert faturası ise doğrudan konut sektörüne kesiliyor. Amerika'da ev alıcıları için ana gösterge olan 30 yıllık sabit mortgage faizleri %6,36 seviyesine kadar tırmandı. Bu yükseliş, piyasada kredi iştahını ve likiditeyi ciddi şekilde sınırlıyor.
Uzun vadeli enflasyon kaygıları ve sermaye maliyetlerindeki katılık
Borçlanma maliyetlerini yükselten tek etken sadece Fed’in kararları değil. Yatırımcıların uzun vadeli enflasyon endişeleri piyasayı asıl zorlayan unsur olarak öne çıkıyor. Jeopolitik gerilimler nedeniyle artan enerji maliyetleri ve küresel ticaretteki korumacı gümrük vergileri risk primini tırmandırıyor. Bu güvensizlik ortamı, 10 yıllık ABD Hazine tahvili getirilerini yukarı çekiyor. Tahville paralel hareket eden konut kredisi faizleri de yüksek seviyede kemikleşiyor. Sermaye maliyetlerindeki bu katılık, küresel fonların risksiz varlıklara kaçmasına yol açıyor ve borsalar üzerinde ciddi bir satış baskısı yaratıyor.
Konut piyasasında tıkanma ve küresel sistemik risk
Konut kredisi faizlerinin yükselmesi, hanehalkının bütçesini doğrudan vuruyor. Yüksek maliyetler yüzünden potansiyel alıcılar daha kredi onay sürecinde eleniyor. Bu tablo, birincil konut piyasasındaki satış hacmini tamamen baskılıyor. Öte yandan geçmişte düşük faizle borçlanmış olan tüketiciler, mevcut oranlar yüzünden borç yapılandırma yani refinansman taleplerini tamamen rafa kaldırdı. ABD konut sektörü küresel finansal sistemin en büyük motorlarından biridir. Buradaki tıkanma, inşaat sanayisinden bankaların kar marjlarına kadar zincirleme bir yavaşlama riski barındırıyor. Finans dünyasının bu konuyu manşete taşımasının nedeni, durumun yerel bir durgunluğun ötesine geçerek küresel büyümeyi tehdit eden sistemik bir riske dönüşmesidir.