Peş peşe NATO’ya ilişkin toplantıların yapıldığı bugünlerde okunacak en önemli araştırma, bence gazeteci Hasan Bögün tarafından kaleme alınan "1939: Zoka-1952: NATO" kitabı…
Bu değerli çalışma Harp Sanat Yayınları tarafından mayıs ayında basılmış. NATO’ya ilişkin aklınıza takılan hemen her soruya, ikna edici yanıtlar var kitapta… Yazar da sorularına yanıt ararken bu çalışmaya başlamış.
Sorular neler mi? Örneğin NATO bir savunma örgütü mü? Hasan Bögün’e kulak veriyoruz:
“Bize NATO'nun savunma örgütü olduğunu söyleyip durdular.
Oysa NATO, siyasi hayatımızdan ekonomimize, sanayileşmemizden tarıma, ulaşım sistemimizden eğitime, planlamamızdan kamu kurumlarımıza, sağlık sistemimizden kültür ve sanata, beslenme alışkanlıklarımızdan kiminle dost olup kime hasım olacağımıza, yurdumuzu nasıl savunacağımıza, ordumuzun, iç güvenlik örgütümüzün ve istihbaratımızın yapılanmasına ve eğitimine kadar, halk deyimiyle iğneden ipliğe her şeyimizi yeniden ‘dizayn’ etti. Bir savunma örgütünün bütün bunları yapması olanaksız. Bu da NATO'nun savunma örgütü olmanın ötesinde, ABD'nin ideolojik ve siyasi hegemonya aracı olduğunu gösteriyor. Türkiye'yi NATO'ya üye yapanlar bütün bunları biliyordu ve ülkemizi, evrensellik kazanmış milli bağımsızlıkçı ideolojisinden kopararak üye yaptılar.”
Kitap resmi belgelere, özellikle süresi dolduğu için gizliliği kaldırılan belgelere ve çok çeşitli kaynaklara dayanarak işte bu süreci anlatmayı amaçlıyor. Özetle bu dosya, 1939-1952 sürecini tüm boyutlarıyla anlamamızı sağlıyor.
NATO’ya üyeliği “kısmi egemenlik devri” olarak değerlendiren Hasan Bögün’e göre, bu sonuca gelinmesi, “Cumhuriyetin kuruluşta benimsediği ideolojik çizginin reddedilmesinin” sonucuydu. Bu reddi belgeleyen ideolojik çizginin en önemli ilk adımı neydi? Farklı bir anlatımla Zoka tabiriyle ne kastediliyor?
Hasan Bögün’ün cevabı şöyle: “Türkiye’nin NATO üyeliği, Cumhuriyet’in dış siyasetinde 1939’da İngiltere ve Fransa ile yapılan ittifak anlaşmasıyla yaşanan kırılmanın ya da “makas değişikliğinin” sonucudur.
On üç yıl Atatürk’ün dış politikasının hem uygulayıcısı hem de mimarlarından biri olan Tevfik Rüştü Aras da Bögün’e benzer bir tezi savunuyor. Tevfik Rüştü Aras Dışişleri Bakanı olduğu sürece böyle bir ittifak yapılamazdı. Ne acı ki Aras, Atatürk’ün ölümüyle ilk tasfiye edilen yöneticiler arasında yer alıyor.
ATATÜRKÇÜ DIŞ POLİTİKA ANLAYIŞI NEYDİ
Tevfik Rüştü Aras Atatürk’ün dış politikadaki ana ilkesini şöyle ifade ediyor:
“Büyük Liderimiz her işi çok önceden düşünür ve tasarlardı. Dışişleri Bakanı kaldığım müddetçe, yani Büyük Liderimizi kaybettiğimiz güne kadar dışişleri konusunda yaptığımız işbirliğinde Atatürk yalnız İngiltere değil, hiçbir büyük devletle ittifakın taraflısı olmamıştır. Böyle ittifakların sakıncalarının faydalarından daha çok olduğu kanaati her ikimizde de vardı. Daha önce Milletler Cemiyeti, şimdi Birleşmiş Milletler hedefine varmayı kolaylaştıracağı için her iki teşkilatça da makbul görülmüş olan bölge nizamını tercih ettik. Büyük bir zaruret bizi zorlamadıkça büyük Batı devletlerinden biriyle işbirliğini, -dostça ilişkileri arzu etmekle, korumakla beraber- başa baş ittifak etmeyi asla düşünmedik.” (Tevfik Rüştü Aras, Atatürk’ün Dış Politikası, Kaynak Yayınları, İstanbul, Ocak 2024.)
İngiltere ile yapılan ittifak anlaşması, kendine güvenen onurlu gururlu tam bağımsız Türkiye olma ilkesinin yani Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimci mirasının terk edilmesi doğrultusunda atılmış önemli bir adımdır. Yazarımızın da vurguladığı gibi Mustafa Kemal Atatürk’ün “büyük güçlerle asla ittifak yapılmamalı” vasiyetinin dikkate alınmaması ve Sovyetler Birliği ile birlikte inşa edilen “ortaklaşa güvenlik” seçeneğinin İngiltere tarafından çökertilmesine içeriden destek verilmesidir.
ABD’NİN NATO AMACI
Hasan Bögün’ün, 1939: Zoka-1952: NATO kitabındaki diğer bir önemli saptaması şu: “Dışardan askeri bir savunma paktı gibi görünen NATO, altında bambaşka bir şeyi, ABD’nin Avrupa ülkelerindeki gizli iktidar aygıtını (stay behind) saklıyor. Türkiye’de; ‘Kontrgerilla’, ‘Gladyo’, ‘SüperNATO’ diye adlandırılan operasyonel gizli aygıt, ABD’nin ‘Soğuk Savaş’ politikasının üç bacağından biridir. Öbür ikisi savaşa hazırlık ve nükleer caydırıcılıktır.”
Yine Hasan Bögün’ün aktardığına göre Soğuk Savaş politikasının Amerikalı önemli savunucuları “Sovyetler Birliği ile askeri çatışma yerine Sovyetler’i çevrelemeyi ve Avrupa ülkelerinde gizli operasyonlarla komünizmi yok etmeyi” savunuyorlar.
Özetle ABD NATO’yu, İngiliz Sömürge İmparatorluğu’nun yerine kendi “yeni sömürgeci imparatorluğunu” geçirme örgütü olarak kuruyor: “NATO bulunduğu ülkelerdeki siyasi nizamı ABD lehine düzene koymak için kurulmuştu.”
Hasan Bögün yukarda ifade ettiğim “NATO bulunduğu ülkelerdeki siyasi nizamı ABD lehine düzene koymak için kurulmuştu” tezini ABD, CIA, NATO belgelerine, Avrupalı siyasetçilerin kendi aralarında ve ABD’li siyasetçilerle yaptıkları görüşme tutanaklarına dayanarak ve birçok kaynağı inceleyerek ortaya koyuyor/kanıtlıyor.
NATO’DAN NEDEN ÇIKMALIYIZ
Kitap okununca, Türkiye’nin neden NATO’dan çıkması gerektiği çok daha iyi anlaşılıyor. Çünkü NATO’dan ayrılmak, bir ittifak üyeliğinden çıkmaktan öte, bir zincirden kurtulmak anlamına geliyor.
ABD’nin NATO üyesi ülkeleri istediği siyasi hat üzerinde tutmak için askeri, siyasi, ekonomik, kültürel başta hemen her alanda çok kapsamlı operasyonlar (ülkemizdeki 12 Mart 1971 Darbesi, 12 Eylül 1980 Darbesi, 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi vb.) yaptığı gerçeği, Türkiye’nin bu zincirden hızla kurtulmasının yaşamsal önemini ortaya koyuyor.
NATO, kuruluşundan bu yana aynı zamanda ABD’nin, Atlantik Sistemi içindeki hegemonyasını kurma ve pekiştirmesinin bir aracıdır. Son yıllarda iyiden iyiye güçlenen çok merkezli/ya da kutuplu dünya bu hegemonyanın da zayıflamasına yol açıyor. NATO içinde merkezkaç kuvvetlerinin güçlenmesini sağlıyor.
NATO’yu iyiden iyiye zayıflatıyor.
NATO gibi mazisi çok karanlık bir organizasyonun olmadığı bir ülke ve dünya umuduyla…
1939: Zoka-1952: NATO, Harp Sanat Yayınları, 1. Basım, Mayıs 2026, 480 sayfa.
Feyziye Özberk
Odatv.com