Ana içeriğe geç

Şeker gerçekten 'zehirli' mi? Bilim son noktayı koydu!

Uzmanların son araştırmaları, sosyal medyada sıkça dile getirilen 'şeker zehirdir' iddiasının bilimsel bir temeli olmadığını gösteriyor. Araştırmalara göre, şekerin vücuda olan etkisi sanıldığı kadar tehlikeli olmayabilir ve meyveden uzak durmak sağlıklı beslenme açısından ciddi bir hata sayılıyor.

Şeker gerçekten 'zehirli' mi? Bilim son noktayı koydu!
12 Punto
16

Sosyal medya platformlarında hızla yayılan ve popüler hale gelen diyet trendleri, beslenme konusundaki bilgi kirliliğini de beraberinde getiriyor. Fenomenlerin sıkça iddia ettiği “şeker vücut için zehirli” söylemi, uzmanlar tarafından yeniden ele alındı. Londra King's College'da çalışan Klinik Diyetisyen ve Beslenme Uzmanı Dr. Emily Leeming, şekerin tek başına ölümcül bir madde olduğunu öne süren iddiaların gerçeği yansıtmadığını vurguladı.

Laboratuvar ortamlarında yürütülen kontrollü çalışmalar, şekerli besinlerin diyetlerden çıkarılmasının etkilerini irdeledi. Bu çalışmalarda, kalori miktarının sabit tutulduğu kişiler arasında, şeker oranı yüksek diyetlerin kilo alımı ya da metabolizma üzerinde doğrudan olumsuz bir etki oluşturmadığı tespit edildi. Diyetin şekerden arındırılmasıyla oluşan zindelik halinin, çoğunlukla paketli, ultra işlenmiş gıdaların bırakılmasıyla alakalı olduğu belirtildi. Bu tür abur cuburlar yerine lif açısından zengin doğal gıdalar tüketildiğinde, genel beslenme kalitesinin yükseldiği gözlemlendi.

Uzmanalar, sebze, meyve ve tam tahılların tüketilmediği durumlarda besinsel açıdan eksikliklerin yaşanabileceğini, fakat şekerin başlı başına kronik hastalıkların ana nedeni olarak gösterilmesinin bilimsel olarak yanlış olduğunu ekliyor.

Şekerin sağlık üzerindeki olumsuz algısının önemli bir kaynağı, aşırı işlenmiş gıdalardaki yüksek kalori oranları. Günlük enerji ihtiyacının üzerinde alınan kaloriler, vücutta iltihaplanma ve kronik hastalıklara zemin hazırlıyor. Kronik olarak fazla şeker tüketimi, kan şekerinin uzun süre yüksek kalmasına ve bu durumun damarlarda olumsuz değişikliklere yol açmasına neden olabiliyor. Bilimsel analizler, kan dolaşımında kalıcı yüksek glikoz seviyelerinin, vücutta AGEs (İleri Glikasyon Son Ürünleri) denen zararlı toksinlerin oluşmasına ve birikimine yol açtığını ortaya koyuyor. Bu toksinler erken yaşlanma, damar tıkanıklığı ve organ hasarıyla doğrudan ilişkili. Ancak, asıl tehdit kısa süreli şeker tüketiminden ziyade, sürekli yüksek kan şekeriyle ortaya çıkıyor.

Bir diğer yaygın yanılgı da, taze meyvelerde bulunan şekerin zararlı olduğu düşüncesi. Oysa Harvard gibi prestijli üniversitelerin benimsediği rehberlere göre, meyveden gelen doğal şeker, paketli ürünlerde bulunan “serbest” şekerlerle aynı kategoride değil. Sağlık otoriteleri, gün içinde işlenmiş gıdalardan alınan eklenmiş şekerleri 30 gramla sınırlandırırken, doğal meyvelerin bu sınırlamaya tabi olmadığını belirtiyor. Hazır meyve suları ise liften arındırıldığı için kısıtlama kapsamında yer alıyor.

Dr. Emily Leeming, taze meyvelerdeki doğal şekerin lifli yapı sayesinde sindirim sırasında yavaşça kana geçtiğini açıklıyor. “Sosyal medyada insanların 'şeker oranı yüksek, meyve yemeyin' şeklinde tavsiyeler verdiğini görmek tıp bilimi adına endişe verici. Bu kesinlikle yanlış ve tehlikeli bir yönlendirmedir. Meyveler lif, vitamin, mineral ve antioksidan depolarıyla birlikte gelir; buradaki lifler şekerin kana karışma hızını yavaşlatarak insülin direncini engeller,” şeklinde konuşuyor.

Uzmanlar, topluma yönelik doğru beslenme önerilerinin altını çiziyor: Sebze, meyve, tam tahıllar ve lifli besinleri içeren dengeli bir diyet benimsemek kalp ve damar sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Şeker, abartıya kaçılmadan, doğal kaynaklardan alındığında vücudun baş düşmanı olarak görülmüyor.

Haber Kaynağı : 12punto

Kaynağa Git

İlgili Haberler