Ana içeriğe geç

DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları’ndan çerçeve yasa çağrısı: 'Kalıcı çözümün teminatı hukuk olmalı'

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, PKK'nin silah yakmasının üzerinden bir yıl geçtiğini belirterek, kalıcı çözüm için çerçeve yasa çıkarılması çağrısı yaptı. Hatimoğulları, "Kalıcı çözümün zemini hukuk, teminatı yasa olmalı" dedi.

Evrensel
16

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, PKK'nin silah yakmasının üzerinden bir yıl geçtiğini belirterek sürecin hukuki güvenceye kavuşturulması çağrısı yaptı. Hatimoğulları, "Kalıcı çözümün zemini hukuk olmalı, teminatı da yasa olmalı. Bu yüzden kamuoyunun beklediği çerçeve yasa artık çıkarılmalı" dedi.

Konuşmada iktidarın tarım politikalarını eleştiren Hatimoğulları, çiftçilerin artan maliyetler nedeniyle üretimden çekildiğini söyleyerek, mera alanlarının sanayiye açılmasına da tepki gösterdi. Hatimoğulları, "Çiftçinin kuyudan su alımını engellemek için, inanmayacaksınız ama elektrik direklerini söküyor. Toprağını sulayamayan çiftçi toprağından kopuyor" dedi.

Urfa'da Suruç ve Harran'da geniş tarım arazilerinin ekilmediğini belirten Hatimoğulları, "Pamukta dönüm başına 2 bin lira, buğdayda 3 bin 150 lira, mısırda 900 lira zarar ediyor çiftçi. Nasıl eksin? İnsan bile bile zarar edeceğini bile bile niye eksin?" ifadelerini kullandı.

Çiftçilerin borçlu olduğunu ve icralık hale geldiğini söyleyen Hatimoğulları, Cumhurbaşkanlığı'nın 7680 sayılı kararıyla mera olarak kullanılan yaklaşık 2 bin 945 dönümlük alanın sanayi alanı ilan edildiğini belirterek, "Köylüler tarım ve mera arazilerinin ellerinden alındığını, geçim kaynaklarının yok edildiğini ifade etti. Toprağın değil, üretimin, hayvancılığın, köy yaşamının geleceğini talan ediyor, yok ediyor" dedi.

"Tarımı bitiren politikalardan derhal vazgeçin"

Türkiye'nin geçmişte tarım ihracatında önde gelen ülkeler arasında yer aldığını belirten Hatimoğulları, "Şimdi hububata bağımlı bir ülke pozisyonuna geldik. Savaş halindeki Ukrayna'dan buğday, arpa ithal eder bir pozisyona geldik. Saman ithal ediyoruz. Böyle bir ülkeye dönüştük" diye konuştu.

Pandemi döneminin tarımın önemini ortaya koyduğunu söyleyen Hatimoğulları, "Tarım politikasını doğru işleten, toprağı ve suyu verimli olan bir ülkenin tarım politikalarını desteklemek o ülkenin aç kalmasının önüne geçer. O yüzden AKP iktidarına bir kez daha sesleniyoruz; tarımı tüketen, bitiren ve bizi dışa bağımlı hale getiren bu politikalardan derhal vazgeçin. Bu zulmü derhal bitmeli, çiftçi desteklenmeli, gübre, tohum, elektrik, sulama desteği sağlanmalı. Borçları, kredi borçları belli oranlarda silinmeli” dedi.

"NATO Zirvesi barıştan değil, silahtan yana cevap verdi"

Hatimoğulları, konuşmasında Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi'ni de değerlendirdi. Zirvenin, Ukrayna'daki savaşın sürdüğü, Gazze'ye yönelik saldırıların devam ettiği ve İran ile İsrail-ABD arasındaki gerilimin yeniden tırmandığı bir dönemde yapıldığını belirten Hatimoğulları, sonuç bildirgesini eleştirdi. "NATO Zirvesi'nin sonuç bildirgesine dönüp baktığımızda barışa, eşitliğe, demokrasiye, adalete dair hiçbir şey yok. Bütün dünya açlıkla karşı karşıya, yoksullukla karşı karşıya; onlar nasıl daha fazla silah satın alırızın derdine düşmüş durumdalar. Bu zirvenin ana fikri savunma sanayi, silah tedariki ve savaşa hazırlıkların büyütülmesidir. Yapay zeka destekli silah sistemleri, siber savaş altyapıları, uzay teknolojileri ve 50 milyar doları aşan silah anlaşmaları öncelik olarak ilan edildi" diyen Hatimoğulları, NATO üyesi ülkelerin milli gelirlerinin yüzde 5'ini savunma harcamalarına ayırma kararını da eleştirdi.

Silahlanmaya ayrılan kaynakların emekçilerden kesildiğini söyleyen Hatimoğulları, "Silaha akan her kuruş, silaha para akıtan her ülke işçinin, emekçinin, yoksulun hakkını gasbediyor. Boğazımıza giren lokmaya el koyuyorlar. Eğitim ve sağlık dünya ölçeğinde iyice gerilemiş durumda. Batı'da kazanılmış sosyal haklar da tek tek insanların elinden alınıyor ve böylece silaha kaynak sağlıyorlar. Dünya diyalog yerine caydırıcılığa, hukuk yerine güce yatırım yapıyor" ifadelerini kullandı.

"NATO Zirvesi barıştan değil, silahtan yana cevap verdi" diyen Hatimoğulları, "Gazze'deki insani soykırıma karşı ateşkes ve uluslararası hukuk için güçlü bir irade ortaya konmadı. Filistin için timsah gözyaşı dökenler NATO görüşmelerinde sustu. AKP iktidarı da Filistin gündemini doğru düzgün dile getirmedi" dedi. Türkiye'nin zirvede savunma sanayisi, asker sayısı, enerji koridorları ve göç yönetimi bakımından kritik bir ülke olarak konumlandırıldığını söyleyen Hatimoğulları, "Türkiye ordusunun gerekirse AB'nin askeri savunma gücü olabileceği tartışılıyor. Bunun anlamı çok açık; Türkiye adım adım önceliği olmayan savaş ve çatışmaların tarafı haline getiriliyor. İktidar bunu bir başarı hikâyesi olarak sunuyor. Oysa bize ait olmayan savaşlara taraf olmaya hazırlanmak başarı değil, başarısızlıktır. NATO 3.0 denilen yeni dönem öncekiler gibi sefalet, açlık ve ölümden başka bir şey getirmedi, getirmeyecek. NATO'ya hayır, barışa evet; ölüme hayır, yaşama evet; silaha hayır, refaha evet diyoruz" diye konuştu.

"NATO Zirvesi baskı ve gözaltılarla anıldı"

Hatimoğulları, NATO Zirvesi sürecinde Ankara'da yaşanan gözaltılar ve güvenlik uygulamalarını da eleştirdi. Zirvenin yalnızca silahlanma politikalarıyla değil, baskılarla da gündeme geldiğini ifade eden Hatimoğulları, "NATO sadece bu yönüyle yansımadı. Bir de baskıyla, gözaltılarla ve şiddetle yansıdı. Ankara'da fiilen sokağa çıkma yasağı uygulandı. Protesto hakkını kullanan ya da kullanma ihtimali olan insanlar gözaltına alındı. Milletvekillerine ve çok sayıdaki arkadaşımıza polis şiddet uyguladı" dedi.

Basın mensuplarının da zirveyi takip etmekte zorlandığını söyleyen Hatimoğulları, "Türkiyeli gazeteciler NATO Zirvesi'ni izleyemedi. Yabancı gazetecilerin NATO Genel Sekreteri'ne Türkiye'deki gözaltıları ve baskıları sorduğu sırada TRT çeviriyi durdurdu, yayını kesti ve bilginin Türkiye toplumuna ulaşmasını engelledi" ifadelerini kullandı.

İktidarın zirve sürecinde "güçlü bir imaj" oluşturmaya çalıştığını dile getiren Hatimoğulları, "İnsanların evlerine gece yarısı kapılar kırılarak girildi, sokakta insanlar yaka paça gözaltına alındı. Gaz ve şok cihazı kullanıldı. NATO Zirvesi'nde baskı ve zulüm zirve yaptı. İktidar ülkeyi baskıyla ve zulümle yönetmeye adeta ant içmiş" diye konuştu. Hatimoğulları, komedyen Deniz Göktaş'ın gözaltına alınmasına ve tutuklanmasına da değinerek, "Deniz Göktaş toplumu güldürdüğü için gözaltına alındı. Mizahı hapse attılar, gülmeyi hapse attılar, düşünmeyi hapse atıyorlar" dedi.

Çankaya Belediyesi operasyonuna tepki

Çankaya Belediyesine yönelik operasyona da tepki gösteren Hatimoğulları, "Baskılarla yalnızca seçilmiş yöneticiler değil, onları seçen halkın iradesi de cezalandırılıyor. Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner ve çok sayıda çalışma arkadaşı gözaltına alındı. Muhalif belediyelere yönelik operasyonların ardı arkası kesilmiyor" dedi.

Hatimoğulları, "Buradan defaatle çağrı yaptık. Hüseyin Can Güner serbest bırakılmalı. Varsa yargılanması gereken bir durum, seçilmiş olarak tutuksuz yargılanmalı. Cezaevlerindeki bütün seçilmişler serbest bırakılmalı. Siyaset mahkeme koridorlarında mengeneden geçirilmemeli. Siyaset, halkın iradesine saygı temelinde eşit, adil ve demokratik şekilde yürütülmeli. Bütün toplum artık yeter diyor. Biz de artık yeter diyoruz" ifadelerini kullandı.

"Çerçeve yasa artık çıkarılmalı"

PKK'nin silah yakmasının üzerinden bir yıl geçtiğini hatırlatan Hatimoğulları, sürecin hukuki güvenceye kavuşturulması çağrısı yaptı.

Hatimoğulları, "PKK'nin silah yakmasının üzerinden bir yıl geçti. Şimdi sıra bu süreci hukuka, Meclis iradesine ve kalıcı barışın güvencesi olacak yasal zemine dönüştürmektir. Barış tek başına silahların susması değildir. Hukuk kurulduğunda barış gerçekten barış olur. 22 Ekim girişiminden ve 27 Şubat'taki tarihi çağrıdan bu yana söylenen temel söz değişmedi; hukuk" dedi.

Kalıcı çözüm için yasal düzenleme gerektiğini belirten Hatimoğulları, "Kalıcı çözümün zemini hukuk olmalı, teminatı da yasa olmalı. Bu yüzden kamuoyunun beklediği çerçeve yasa artık çıkarılmalı. Yüz yıllık bir meseleyi tek bir yasayla çözemeyeceğimizin hepimiz farkındayız. Ama ilk düğmeyi doğru iliklemek zorundayız. Çünkü yanlış iliklenen ilk düğme, geri kalan bütün düğmeleri yanlış getirir. Bu yaz mevsimini heba etmeyelim. Temmuz ayında çerçeve yasayı çıkaralım. 1 Ekim'de Meclis açıldığında da bu kök yasayı güçlendirecek, demokrasi ve özgürlüklerin önünü açacak düzenlemeleri birer birer hayata geçirelim" ifadelerini kullandı.

Kaynağa Git

İlgili Haberler