Bir kamu işçisi
Ankara
Sizlere ülke gündeminin başında yer alan “mutlak butlan” meselesinin bir kamu iş yerinde nasıl konuşulduğunu aktarmak istedim. Aslında “butlan” meselesinin sadece CHP’yi ilgilendirmediğini ifade eden kamu işçisi arkadaşların sayısı çoğunlukta. Bunun bir demokrasi meselesi olduğunu ifade eden genç kamu işçileri sayısı çoğunlukta. Mesele yalnızca hukuki bir kavram olarak değil, sosyal ve ekonomik boyutu ile alınıyor. Bugün Türkiye’de yüz binlerce kamu işçisi, emeğiyle geçimini sağlıyor. Ailesinin bütçesini yaptığı toplu iş sözleşmelerine, ücret artışlarına ve sosyal haklarına göre planlıyor. Bu nedenle hukuki tartışmaların merkezinde yer alan her konu, işçinin sofrasına kadar uzanıyor. Mutlak butlan tartışmaları gündeme geldiğinde birçok işçinin aklına aynı soru geliyor: “Acaba kazanılmış haklarımız tehlikeye girer mi?”
Genç bir kamu işçisi olan biteni “Ben 26 yaşındayım. Aslında AKP neslinin çocuğuyum. Ben bunlardan başkasını görmedim. 2 yıllık kamu işçisiyim. Bana göre bu ülkede zaten demokrasinin kırıntıları vardı. Çünkü 2018 sonrası tek adamlığa geçtik. 2018 seçimlerinde tek adamlığa ben de oy verdim. O dönem liseyi yeni bitirmişim. Çevremde herkes tarafından bundan iyisi yok, bundan milliyetçisi ve vatanını seven yok, kime vereceksin diye zorbalanmıştım. Bugün geldiğimiz noktada pişmanım. Çünkü her şeye tek adam karar veriyor. Bu ülke çeşitliliğiyle ve tüm renkleriyle güzel bir ülke. 2018 yılında vermeyecektik sarı öküzü” diye değerlendiriyor.
Genç kamu işçisinin ardından 30 yaşlarındaki diğer kamu işçisi söze giriyor: “Ülke her geçen gün karanlık bir tünele doğru gidiyor. Ömrümün törpüsü oldu bu iktidar. Bu ülkenin gençlerinin geleceğini yok etti. Ülkede ne demokrasi ne özgürlük kaldı. Ülkenin gerçek sahipleri arasında birlik ve beraberlik de yok oldu. Herkes gemisini kurtaran kaptan… Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın modunda. Bunun için içimde biraz değişime olan umudum da zamanla azaldı. Daha ne gelebilir ki bu genç yaşta başımıza. 5 yıllık kamu işçisiyim iki sözleşme gördüm. Sözleşme döneminde bile sendikamız istemiyor, iktidar veriyor. Bizi de zorunlu razı ediyorlar. Butlan meselesi de tüm söylediklerimin devamı aslında. Erdoğan iktidarının işi. Böylesi köklü bir cumhuriyet partisinde bunlar oluyorsa artık bizim başka şeyleri denememiz gerekiyor. Çözümün kendisi aslında biziz. Demokratik bir şekilde sokaklarda hakkımızı arayacağız.”
30 yaşında 8 yıllık kamu işçisi olan diğer bir işçi de “Zamanında verdik yetkiyi, görüyoruz etkisini. Bizim verdiğimiz yetkiyi nasıl geri alırız bilmiyorum. Butlan meselesinden sonra biraz daha zorlaştığını düşünüyorum. Çünkü Erdoğan çok uyanık bir siyasetçi. Ayağına dolanan değil yörüngesinde dolanan bir muhalefet yaratmak istiyor” diyor.
Bizim gözden kaçırmamamız gereken sendikal mücadelenin önemidir. Kamu işçilerinin bugün sahip olduğu birçok hak, yıllar süren örgütlü mücadelelerin sonucunda elde edilmiştir. Toplu iş sözleşmeleri sadece ücret artışlarını değil, aynı zamanda işçilerin tüm sosyal haklarını temsil eder. Bu nedenle hukuki süreçler yürütülürken çalışanların emeği ve beklentileri göz ardı edilmemelidir. Buradan şu çağrıyı yaparak bitirmek isterim. Benim de 18 yıldır üyesi olduğum Türk-İş Konfederasyonu ağzını açıp da bir tek kelime etmedi. Bir ülkede sendikaların söz söylemeyeceği mesele yoktur. Çünkü dönüp dolaşıp yüz binlerce üyesine dokunacaktır. Ama ne yazık ki Türk-İş ve Hak-İş sendikal bürokrasisi bize dokunmayan yılan bin yıl yaşasın modundadır. Ama şunu da bilesiniz ki ülkede gün geçtikçe faşizmin inşasını hızlandıran bir tek adam iktidarıyla yüz yüzeyiz. Eğer faşizmin inşası hızlanırsa bugünlerde oturduğunuz şatafatlı lüks odalarınızda, döner koltuklarınızda oturamazsınız. Çünkü tarihte birçok örneği vardır. Yani anlayacağınız bugünden yarına tüm kamu işçileri ve mücadeleci sendikalar “butlan, sultan, tek adam, sendikal bürokrasiye” karşı örgütlü mücadele etmekten başka çaremiz yoktur.