Türk parasının reel değerine ilişkin tartışma bitmez. Bu köşede dün de yazdım; istediğiniz kadar resmi verilerden yola çıkın, istediğiniz kadar bu verilerin enflasyon cephesinden sorunlu olabileceği kaydını düşerek değerlendirme yapın, bazı kesimlerdeki önyargıyı yıkmak mümkün olmuyor.
Bir kesim var ki görüşleri hiç mi hiç değişmiyor. Onlara göre TL çok ama çok değerli. Peki bu değerliliğin ölçüsü ne, neye göre hesap yapılıyor, belli değil.
Tutarlı eleştirilerde temel argüman hesaplamada kullanılan TÜİK’in enflasyon verilerinin gerçeği yansıtmadığı. Dünkü yazımda bunu ben de vurguladım. Bu konuda kuşku hep var. Kaldı ki enflasyonla ilgili kaygılar yalnızca reel kur hesabına değil ki, her türlü hesaplamaya kuşkuyla bakılmasına yol açıyor.
Genellikle TÜİK verisi yerine İTO oranlarının kullanılması gerektiği dile getirilir. Bu da pek olabilir değil. Çünkü İTO’nun verisini kullanmak, bu veri tüm Türkiye’yi kapsamadığı için doğru olmaz. Kaldı ki İTO 1995 bazlı ücretliler geçinme endeksini yenileyip 2023 bazlı İstanbul tüketici fiyat endeksine geçerken bizzat İTO Başkanı Şekib Avdagiç eski endeksin kullanımı artık çok sınırlı hale gelmiş ürünleri de kapsadığını, bu yüzden gerçek tüketim kalıbını yansıtmaktan uzak kaldığını dile getirmişti. Yani İTO endeksi bir kurtarıcı değil. Aslında İTO'nun enflasyonu ile TÜİK'in enflasyonu arasında öyle reel kur hesaplamasını değiştirecek bir fark da yok. 2023'ün haziranından bu yılın mayısına kadar olan üç yıllık dönemdeki enflasyon TÜİK'e göre yüzde 215, İTO'nun tüketici fiyat endeksine göre ise yüzde 252 oldu. Üç yılın toplamında bu kadar fark oluşması da normal. Çünkü İTO, fiyat artışlarının yüksek seyrettiği İstanbul'daki hareketi ölçüyor.
Biraz önce belirttim; olabilecek en makul eleştiri hesaplamada kullanılan enflasyonun doğru olmadığını dile getirmek.
Ama elde de bu enflasyon serisi var. Bana yıllarca geriye uzanan ve her aya ilişkin detayı bulunan bir enflasyon serisi verin, hesaplamayı ona göre yapayım.
Çözüm çok kolay!
Türk parasının çok değerli olduğu görüşünü desteklemek amacıyla genellikle Türkiye’deki fiyatlarla yurt dışındaki fiyatlar aynı para cinsinden, döviz cinsinden karşılaştırılır. Bu karşılaştırmadan da bazı çıkarımlar yapılır:
“Şu, şu, şu ürünler Türkiye’de Avrupa’dan, Ortadoğu’dan şu kadar pahalı. Demek ki Türk parası çok değerli.”
Peki, Türkiye’yi bir anda döviz bazında çevremizdeki ülkelerin, örneğin Avrupa’nın en ucuz ülkesi haline dönüştürelim mi? Ama dikkat, bu ucuzlama döviz bazında, yani fiyatları döviz cinsinden ifade ederken olacak. Yoksa TL olarak bir ucuzlama yok, hatta bu işin sonunda çok yüklü bir enflasyon var, buna razı mıyız?
TL’nin değerli olduğunu dile getirmek için verilen çok klasik bir örnek var:
“Avrupa’da 1 euro olan kahve Türkiye’de 2 euro, demek ki Türkiye çok pahalı.”
Bu bir dengesizlik tabii ki, tartışılmaz bile. Hadi gelin bu dengesizliği giderip Türkiye’yi “döviz bazında” Avrupa’dan daha ucuz bir ülke haline getirelim. Nasıl mı, buyurun…
-Euro, diyelim 50 lira; hesabı basitleştirmek için öyle kabul edelim. Türkiye’de kahve 100 lira, yani 2 euro, tamam mı?
-Tamam.
-Şimdi euroyu bir anda 100 lira yapsak, kahve fiyatı da sabit kalsa Türkiye’de kahve kaç euro olur?
-Çok basit; kahve 100 lira, euro 100 lira, demek ki kahve artık 1 euro.
-Elbette öyle; şimdi kahve fiyatında Türkiye Avrupa ile eşitlendi mi?
-Evet, eşitlendi.
-Peki Türkiye’yi Avrupa’dan daha ucuz bir ülke haline getirelim mi?
-O nasıl olacak?
-Çok kolay! Euroyu 100 liradan 200 liraya çıkaralım. Kahve 100 lira olduğuna göre demek ki artık yalnızca yarım euro ya da 50 sent. Avrupa’da 1 euro, yani 100 sent olan kahve artık Türkiye’de 50 sent, yani yarı fiyatında. Şimdi Türkiye kahve fiyatında Avrupa’dan ucuz hale geldi mi?
-Evet.
-Emin misin?
-Tabii ki, kahve Avrupa’da 1 euro, Türkiye’de yarım euro.
-Ama bir ayrıntıyı gözden kaçırıyorsun. Biz kahveye hâlâ 100 lira ödüyoruz, bir ucuzlama yok ki. Euroyu 50 liradan 200 liraya çıkardığımız için 100 liranın euro karşılığı değişti, o kadar. Şöyle devam edeyim; diyelim ayda 100 bin lira kazanıyorsun, her gün de iş çıkışı bir kahve içme alışkanlığın var. Ayda 3 bin lira, yani maaşının yüzde 3’ünü kahveye ödüyorsun. Şimdi kahve 2 eurodan yarım euroya düştü diye senin kahveye ayırdığın para azaldı mı?
-Hayır!
-Tabii ki azalmadı, çünkü senin maaşın yine 100 bin lira. Ayrıca euro 50 liradan 200 liraya çıkınca, dolar başta olmak üzere diğer dövizler de aynı şekilde arttığı için kahve 100 lirada kalır mı? Bırak kurun yüzde 300 artmasını, bugünün 46 liralık dolar kurundan varili 100 dolar olan petrole 4.600 lira ödüyorken, bir çırpıda yaşanacak örneğin yüzde 50’lik artışla dolar 69 liraya çıktığında aynı petrolü 6.900 liradan alacağız. Bunun tüm girdilerde yaratacağı etkiyi düşün. Hadi o etkiyi boş ver, Türkiye bu içtiğin kahveyi ithal ediyor, o maliyet ne olacak?
-Galiba kuru artırarak bu dengesizlik giderilemez, öyle görünüyor.
-Tabii ki giderilemez, başka örnekler verenler de var. Diyorlar ki Türkiye’de etin kilosu 20-25 dolar, oysa komşu ülkelerde bunun yarısı. Türkiye’de eti “döviz cinsinden” ucuzlatmak da çok kolay, doları 100 lira yaptık mı, et fiyatı yarı yarıya düşer. Ama dolar bazında düşer, TL olarak ucuzlamaz, değil mi?
-Doğru, ucuzlamaz.
-Bizim sorunumuz başka. Temel sorun TL’nin değerli olması değil, Türkiye’nin çok pahalı olması. Türk parasının değerini düşürünce yurt içinde fiyatlar düşmeyecek ki, birileri öyle olacak zannediyor. Türkiye’de fiyatların döviz karşılığı düşecek. Bunun vatandaşa faydası ne! TL değer kaybederse, hele hele yüklü oranda değer kaybederse ilk anda döviz birikimi olanlar, döviz kazananlar ve yabancı turistler bundan çok kârlı çıkar. Ama o kur artışı anında çok yüklü bir enflasyon tsunamisi yaratır. Dolayısıyla vatandaş bu kur artışından fayda görmek şöyle dursun, o artışın altında daha da ezilir. Hani deminki örnekte olduğu gibi Türkiye’deki kahve fiyatını bir anda 2 eurodan yarım euroya düşürdük ya, kahve bir hafta on gün içinde yine eski düzeyine çıkar.