1990’da, 1994 Dünya Kupası’nın ABD’de düzenleneceği kesinleştikten sonra dönemin FIFA Başkanı Joao Havelange, maçların iki 45 dakikalık devre yerine dört 25 dakikalık bölüm halinde oynanmasını önerdi. Gerekçe de çok açıktı: Televizyona, özellikle Amerikan yayın düzenine daha fazla reklam alanı açmak. Los Angeles Times, 26 Şubat 1990 tarihli haberinde Havelange’ın bu fikri “daha fazla reklam için” gündeme getirdiğini yazdı.
O dönem Amerikan televizyonları, futbolun kesintisiz akışından şikayetçiydi. Havelange’ın 4x25 önerisi, daha fazla reklam ve FIFA’ya daha fazla yayın geliri amacı taşıyordu.

MARADONA'NIN İTİRAZI
Diego Armando Maradona da yıllar sonra 2026 Dünya Kupası’nın ABD-Kanada-Meksika’ya verilmesini eleştirirken bu eski tartışmayı hatırlattı ve “Amerikalılar reklam için 25 dakikalık dört periyot istiyordu” dedi.
Bugünkü 2026 “su molası” tartışması bundan dolayı yeni bir gündem değil. O dönem açıkça yapılamayan, şimdi “oyuncu sağlığı” etiketiyle daha yumuşak biçimde geliyor: Maç yine iki devre görünüyor ama 22. ve 67. dakikalardaki üç dakikalık molalarla fiilen dört parçaya bölünüyor. O arada da yayın reklama gidiyor.
Bu yüzden 2026 Dünya Kupası daha ilk haftasından futbolun geleceğine dair eski bir tartışmayı yeniden alevlendirdi: Oyun kimin için oynanıyor; futbolcular ve taraftarlar için mi yoksa yayıncılar ve sponsorlar için mi?

KAĞIT ÜZERİNDE ADI “HİDRASYON MOLASI”, GEREKÇESİ DE OYUNCU SAĞLIĞI
Elbette sıcak hava, yoğun maç takvimi ve oyuncu sağlığı hafife alınacak konular değil. Hele ABD, Meksika ve Kanada’da yaz aylarında oynanan bir turnuvada futbolcuların korunması gerekiyor. Fakat mesele şu: FIFA bu molayı hava sıcaklığına, nem oranına ya da stadyum koşullarına bağlamıyor. Çatı kapalı olsa da, stat serin olsa da, hava futbol için elverişli olsa da mola var ve molalar da çok uzun. Normalde bir dakikayı geçmeyen ve maç yayınından çıkmayan su molaları, bu Dünya Kupası'nda üç dakikayı buluyor. Yani karar tıbbi bir zorunluluktan çok, turnuvanın yeni formatına eklenmiş sabit bir yayın penceresine benziyor.
Hiç şüphesiz futbolun ruhu, oyunun akışında gizli. Bir takım baskıyı kurar, tempo yükselir, tribün ayağa kalkar, rakip savunma çözülmeye başlar. Tam o anda düdük çalar: Düt! Su molası. Dolayısıyla bu olay, seyirciyi maçtan uzaklaştırıyor.
Zaten uygulama da Avrupa futbolunun alışık olduğu ritimden çok Amerikan spor kültürünü hatırlatıyor. NBA’de mola, NFL’de mola, beyzbolda ara… Şimdi futbol da devre arası dışında parçalanan, bölümlere ayrılan, reklam bloklarına uygun hale getirilen bir ürüne dönüştürülüyor. 45 dakikalık kesintisiz oyun fikri, yerini “iki yarı, dört bölüm” mantığına bırakıyor.

JÜRGEN KLOPP'UN İTİRAZI
Eski Liverpool Teknik Direktörü Jürgen Klopp’un, “Futbol, klimalı ofislerde oturan yöneticiler tarafından rehin tutuluyor” sözü bu yüzden kıymetli. Klopp’un itirazı sadece üç dakikalık molaya değil; futbolun karar merkezinin sahadan kopmasına. Zira günün sonunda kazanan oyunun kendisi değil, oyunun etrafına kurulan ticari düzen...
Özetle, 2026 Dünya Kupası'ndan kim zaferle ayrılır bilinmez ama kapitalist Amerika'nın kazandığı kesin.
Oğuz Ok
Odatv.com