ABD ile İran arasında sağlanan ateşkesin ardından Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişleri yeniden normale döndü. Ancak petrol piyasasında tansiyon bu kez başka bir cephede yükseliyor.
Çatışmalar sırasında tedarikin aksayacağı endişesiyle 118 doların üzerine çıkan Brent petrol, şimdi arz fazlası ve sert indirimlerle baskı altında. Körfez ülkeleri, kriz döneminde stoklarda bekleyen milyonlarca varillik petrolü hızlıca satmak için Asya’daki rafinerilerin kapısını çalıyor. Tablo açık: Piyasada artık fiyatı satıcılar değil, büyük ölçüde alıcılar belirliyor.
SUUDİ ARABİSTAN’DAN SERT İNDİRİM HAMLESİ
Bu rekabette en dikkat çeken adım Suudi Arabistan’dan geldi. Riyad yönetimi, Asya pazarındaki müşterileri için Arab Light tipi ham petrolün resmi satış fiyatında varil başına 11 dolarlık indirime gitti.
Bu, yakın dönemin en keskin indirimlerinden biri olarak görülüyor. Yine de piyasa oyuncularına göre bu hamle bile beklentileri tam olarak karşılamayabilir. Çünkü Körfez’de rekabet artık yalnızca fiyatla sınırlı değil; lojistik avantajlar ve stok baskısı da oyunun kaderini değiştiriyor.
BAE PETROLÜ LOJİSTİK AVANTAJLA ÖNE ÇIKIYOR
Birleşik Arap Emirlikleri’ne ait Upper Zakum ve Das türü petroller, bazı teslimatlarda Dubai referans fiyatının 6 ila 8 dolar altından alıcı buluyor. Stoklardaki petrolü bir an önce nakde çevirmek isteyen tedarikçiler arasında, açıkçası, adı konmamış bir fiyat yarışı yaşanıyor.
BAE’nin elini güçlendiren unsurlardan biri de lojistik tarafı. Umman’daki Sohar Limanı üzerinden yapılan gemiden gemiye yükleme işlemleri maliyetleri aşağı çekiyor. Bu da Emirlik petrolünü Suudi Arabistan ürünleri karşısında daha cazip hale getiriyor.
İran petrolünün uluslararası pazara geri dönmesi de rekabeti daha da sertleştiriyor. Özellikle Çin’in başını çektiği Asya pazarında talebin beklenenden zayıf kalması, satıcıların pazarlık gücünü azaltmış durumda.
ÖNCELİK ARTIK FİYAT DEĞİL, PAZAR PAYI
Körfez ülkeleri için şu aşamada ana hedef, varil fiyatını yüksek tutmaktan çok, kaybedilen müşterileri yeniden kazanmak. OPEC üyeliğinden ayrıldıktan sonra üretim kapasitesini artıran Birleşik Arap Emirlikleri, haziran ayında günlük 3,8 milyon varillik ihracatla tarihinin en yüksek dış satım seviyesine ulaştı.
Suudi Arabistan’ın ihracatının da kısa süre içinde savaş öncesi seviyelere yaklaşması bekleniyor. Irak ve Kuveyt de Hürmüz Boğazı hattını kullanan sevkiyatlarını artırıyor.
Bu arada Çin merkezli bağımsız rafinerilerin uygun fiyatlı Körfez petrolüne ilgisi yeniden canlanmış durumda. Yani sahada rekabetin ateşi biraz daha harlanıyor.
OPEC’İN İŞİ GİDEREK ZORLAŞIYOR
Körfez’de büyüyen fiyat rekabeti, OPEC üzerindeki baskıyı da artırıyor. BAE’nin örgütten kopmasıyla ortak üretim disiplininin zayıflaması, diğer üretici ülkelerin de gelir kaybını telafi etmek için daha fazla ihracata yönelme ihtimalini güçlendiriyor.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın, gelecek yıl küresel petrol arzının talebi yaklaşık 5 milyon varil aşabileceğine yönelik beklentisi de piyasadaki endişeyi artırıyor.
Eğer Körfez ülkeleri üretimi ve ihracatı artırmaya devam ederse, petrol fiyatlarındaki düşüş eğilimi daha uzun soluklu hale gelebilir. Bu durum enerji ithal eden ülkeler için avantaj anlamına gelirken, bütçesi büyük ölçüde petrol gelirlerine dayanan üretici ülkeler açısından daha zorlu bir döneme işaret ediyor.
FİYAT SAVAŞINI KÖRÜKLEYEN BEŞ GELİŞME
İran yeniden sahnede: Yaptırımların gevşetilmesiyle İran, milyonlarca varillik petrolünü yeniden küresel pazara soktu.
Depolar boşaltılıyor: Savaş boyunca bekletilen petrol stokları hızla satılarak nakde çevrilmeye çalışılıyor.
Asya’da talep zayıf: Başta Çin olmak üzere rafinerilerin beklenenden düşük talep göstermesi, satıcıları indirime zorluyor.
OPEC’in otoritesi tartışılıyor: BAE’nin örgütten ayrılmasıyla ortak üretim disiplini zayıflarken, ülkeler kendi çıkarlarına daha fazla odaklanıyor.
Hakimiyet alıcılara geçti: Arzın talebi aşmasıyla birlikte pazarlık gücü üreticilerden rafinerilere kaydı.