Mardin Tarım İl Müdürlüğü resmi kayıtlarına göre il genelinde sekiz bin sulama kuyusu aktif. Bunların büyük kısmı sadece tarımsal üretimin merkezi değil, mülteci ailelerin de “gettosu.” Buralar kent merkezlerindeki yüksek ev kiralarından, ödenemeyen faturalardan ve işsizlikten kaçan mülteciler için bir “sığınak.” Fakat, madalyonun diğer yüzü de var…
Yüzde 80'i Suriyeli
Tarlaların arasına kurulmuş bu küçük evlerde aileler faturasız ve kirasız yaşam vaadiyle tutuluyor. Bölgedeki sulama işçiliği yani kuyubaşları evlerinin yüzde 80’i Suriyeli mültecilerden oluşuyor. Peki bu aileler kuyubaşlarında neyin karşılığında kalıyor?
Kızıltepe’nin bu yüzlerce dönümlük arazilerinde yılda iki ürün almak üzere üretim yapılıyor: Altı ay buğday, altı ay da mısır.
Buraya yerleştirilen mülteci aileler bu üretim alanlarının sulamasından yıl boyu sorumlu tutuluyor. Kuyubaşlarında bir ailenin günlük mesaisi sabah 5’te başlıyor. Su borularının birbirine bağlanması ve kilometreler boyu uzanan hatlardaki suların açılması saatleri buluyor. Aileler gün içinde farklı vakitlerde en az beş kere bu borularla sulama yapıyor ve bu ağır döngüde bir ailede bir ya da iki kişinin çalışması yeterli olmuyor. Çocukların da bu ağır işçiliğe ortak olması kuyubaşlarında hayatta kalmanın koşullarından birine dönüşüyor.
Aileler bağlı oldukları köy merkezlerine yalnızca 2-3 kilometre uzaklıkta olmalarına rağmen toplumsal hayatın tamamen dışında yaşıyor.
Altyapıdan yoksun ve tarımsal sulama nedeniyle sürekli çamurlu olan bu alanlara, insani yardım mekanizmaları ve kamu kurumları da erişemiyor.
Lider Kadın Derneği Koruma Sorumlusu Gülsüm Kaya, “bütün kamu hizmetlerinin devre dışı kaldığını” söylüyor ve ekliyor: “Bu, alandaki insanları ve sorunlarını görünmez hale getiriyor.”
“Köye yakın olsak bile dünyadan kopuğuz”
Kuyubaşı yerleşimlerinden birinde yaşayan yetişkin hane sakinlerinden S.A. günlük hayatta baş etmek durumunda kaldıkları en büyük sorunun altyapı eksikliği ve ulaşım olduğunu dile getiriyor:
“Belki köy merkezine biraz yakın gibi gözüküyoruz ama dünyadan tamamen kopuk bir durumdayız. Yollarımız çamurlu ve bozuk. Servisler buraya giremiyor. Çocukların okula gitmesi gerekiyor ama servisler yol olmadığı için alana giremiyor. Çocuklarımızın da kilometrelerce yolu yürüyebilmesi imkansız. Sorun sadece okul da değil. Hastalandığımız zaman doktora gitmek bile bizim için bir çile haline geliyor. Şehir merkezinde iş bulamadığımız ve kira ödeyemediğimiz için buraya mecbur kaldık ama burada da dışardaki dünyadan tamamen kopmuş gibiyiz.”
S.A.’nın dile getirdiği bu sorunlar bazı aileler için hayatta kalma mücadelesinin kendisi haline geliyor. Suriye’den gelen ve ailesi ile birlikte kuyubaşlarında tek odalı bir kulübede yaşamak zorunda kalan S.A’nın yaşadıkları bu izolasyonun ve alt yapısızlığın ağır boyutlarını gözler önüne seriyor. Şeker hastalığı nedeniyle bir bacağı kesilen ve yüzde 80 görme bozukluğu olan 42 yaşındaki S.A. için en temel hakkı olan sağlık hizmetlerine erişmek, aşılması imkansızlaşmış bir bariyere dönmüş durumda. S.A. yaşadıklarını şu sözlerle dile getiriyor:
“Buraya savaştan kaçıp geldik ama şimdi burada bu çamurun içinde tamamen sıkışıp kalmış hissediyorum. Gözlerim çok az görebiliyor ve bir bacağım şeker hastalığı nedeniyle kesildi. Doktora gitmem gerekiyor ama yollar o kadar bozuk ki buradan tekerlekli sandalyeyle çıkabilmem çok zor. Yollar olmadığı için arabalar da gelmiyor. Sağlığımdan tamamen koparılmış gibi hissediyorum.”
Bu uzaklık, kuyubaşlarında yaşayan mülteci aileleri, yalnızda coğrafi olarak değil insani haklara ve onurlu bir yaşama erişim konusunda da yalnız bırakıyor.
Arabaların geçebileceği bir yolun olmayışı ya da yeterli kontenjanın olmaması gibi nedenlerle çocukların servis olanaklarından faydalanamayıp eğitim dışı kalmaları onlar için bir bakıma zincirleme bir hak ihlalini doğuruyor.
Mardin’de 5-17 yaş aralığındaki mülteci nüfus 24 bin 475. Ancak okula kayıtlı çocuk sayısının 11 bin 80. İl genelindeki çocukların eğitime erişim oranı yüzde 45’i geçemiyor. Kuyubaşlarının Kızıltepe kadar olmasa da yoğun olduğu Derik’te bu oran yüzde 20, Nusaybinde ise yüzde 19.
Sahada koruma çalışmaları yapmış olan Gülsüm Kaya tam da bu noktaya dikkat çekerek çocukların koruma sistemlerinden tamamen mahrum edildiğini vurguluyor. Kaya, görüştüğü ailelerde bazı çocukların okula henüz hiç kayıt yapmadıklarını ve bu durumun onları çocuk işçiliğine ve diğer çocuk koruma risklerine ittiğini belirtiyor.
“Mülk sahibine bağımlıyız”
Kuyubaşı sakinlerinden 31 yaşındaki F.H. ise yaşadıkları çaresizliği, izolasyonun yarattığı tahribatı ve ekonomik bağımlılık ilişkilerini şöyle dile getiriyor:
“Biz buraya fatura ve kira ödemeden otururuz diye geldik ama hem toprağa hem de mülk sahibine tamamen bağımlı haldeyiz. Dükkanlara gitmek ve merkeze ulaşmak o kadar zor ki yakın bulabildiğimiz yerlerden borçla alışveriş yapıyoruz. Kazandığımız para da elimize geçmeden borçlarımıza gidiyor. Kuyu motorlarının hiç durmayan seslerinin altında gece gündüz çalışıyoruz. Çocuklarımız da bizimle birlikte hem bu iş yükünü hem de yalnızlığı çekiyor.”
Mardinli yüzde 15, Suriyeli yüzde 8
Büyüklüğü 80 ile 1000 dönüm arasında değişen bu devasa tarlaların sulama yükünü üstlenmiş aileler adaletsiz bir ücret sistemi ile de karşı karşıya. Aileler normalde yerel halkın kuyubaşlarında yaptıkları işin kârından yıllık yüzde 15 pay aldıklarını söylerken Suriyeli mültecilere %8 kâr payı verildiğini dile getiriyor.
Sahada yapılan görüşmeler akran etkileşiminden, uyaran eksikliğinden ve oyun alanlarından tamamen uzak olan bu çocuklardaki tahribatı da gösteriyor. Gülsüm Kaya, sahadaki izolasyonun çocukların güvenliği üzerinde bir duvar ördüğünü belirtiyor ve ‘Buradaki fiziki erişilemezlik, hak ihlalleri durumunda çocuğun sesini dışarıya duyurmasını imkansızlaştırıyor’ diye uyarıyor.
“Bir nevi sığınak”
Alanda uzun yıllar koruma çalışmaları yürütmüş sosyal hizmet uzmanı Betal Turunç, mülteci ailelerin şehir merkezlerinde barınamayacak duruma gelmeleri nedeniyle bu izole alanlarda sıkışıp kaldıklarını dile getiriyor. Gözlemlerini aktaran Turunç, ailelerin içine itildiği bu çaresizliği şu sözlerle anlatıyor:
"Kentsel alanlarda kiraları karşılayamayan, faturaları ödeyemeyen ve iş bulamayan aileler buraları bir açıdan sığınak gibi görüyor."
Kırsalın sunduğu "ücretsiz ve faturasız barınma" imkanının aslında aileleri toprağa ve mülk sahibine bağlayan bir bağımlılık ilişkisi ürettiğini belirten Turunç, bu ağır yaşam koşullarına rağmen ailelerin çocuklarının geleceğinden tamamen vazgeçmediklerinin altını çiziyor.
Toplumun varsaydığı durumun aksine mülteci ailelerin eğitimi çok önemsediğini belirten Betal Turunç, durumun sistemsel boyutunu şöyle anlatıyor:
“Ailelerin çocuklarını okutma isteği ve eğitime verdikleri değer toplumsal önyargıların aksine çok yüksek. Fakat buradaki temel problem, ailelerin çocuklarını okula göndermek istememesi değil; altyapı yetersizliği, ulaşım sorunları ve kamu olanaklarının bu çocuklara erişememesi.”
Mülteci ailelerin mülk sahipleri tarafından maruz bırakıldığı emek sömürüsü ve ailece çalıştırılma sistemi hanedeki kırılgan grupların haklarını savunmasını ve koruma mekanizmasının sahada aktif bir şekilde işlemesini zorlaştırıyor. Sivil toplum kuruluşlarının donörlere sunmak için hazırladığı yayınlanmamış izleme raporlarında ve yayınlanmış blog yazılarında maruz kalınan hak ihlalleri, açıkça anlatılıyor. Özellikle mekansal izolasyon çocuk koruma mekanizmalarını tamamen tıkıyor ve eğitime erişimlerinin önündeki en büyük engel taşımalı eğitim ağının bu alanlara ulaşamaması oluyor.
Betal Turunç kurumsal işbirliklerinin önemli bir ön koşul olduğunu belirtiyor ve son noktayı koyuyor:
“Alandaki insanları korumanın tek yolu kamunun ve sivil toplumun bu alanda işbirliği içinde koruma çalışmaları gerçekleştirmesi ve izleme ekiplerinin tarlaların içine kadar girmesidir.”
Kamu kurumlarının bu alandaki insanlara ulaşması, alt yapı sorunlarının çözülmesi ve gerekirse mobil hizmetlerin sağlanması gerekiyor.
Mardin kuyubaşlarında artezyen seslerinin bastırdığı bu sessizlik her geçen gün derinleşiyor. Acil ve işbirliğine dayalı kamusal bir izleme sistemi başlatılmadığı sürece burada insanların geleceği ve insanca yaşama umudu bitmeye devam edecek.