Ana içeriğe geç

Orta Doğu'dan Afrika'ya uzanan girişim... İki millet tek devlet: İsrail-BAE Planı

İsrail ile BAE arasındaki ilişkiler, gizli temaslar, ortak operasyonlar ve savunma alanındaki iş birlikleriyle yeni bir boyut kazandı. Orta Doğu'dan Afrika'ya uzanan güç mücadelesinde şekillenen bu yakınlaşma, bölgedeki ittifak dengelerini yeniden tanımlıyor.

Orta Doğu'dan Afrika'ya uzanan girişim... İki millet tek devlet: İsrail-BAE Planı
Odatv
16

M5 Strateji ve Savunma Dergisi son sayısında "İki Millet Tek Devlet: İsrail – BAE" başlığıyla iki ülke ilişkilerine büyüteç tuttu.

Dergi, dosya haberine Bloomberg’in bir haberini hatırlatarak başlıyor: Birleşik Arap Emirlikleri, Körfez ülkelerini İran’a karşı koordineli bir saldırıya ikna için çalıştı ancak başarılı olamadı.

BAE'DEN İRAN'A KARŞI BİRLİK ÇAĞRISI

Haber sitesine göre BAE Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayed, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman da dâhil olmak üzere bölgedeki diğer liderlerle telefon görüşmeleri yaparak ortak bir çalışma yürütülmesi gerektiğini savundu. Ancak muhatapları bu çağrıyı reddetti.

Bloomberg, konuyla ilgili bilgi sahibi kişilere atıfta bulunarak Suudi Arabistan’ın mart ayında İran’a saldırdığını, ancak kısa süre sonra Pakistan öncülüğündeki arabuluculuk çabalarını desteklemeye yöneldiğini bildiriyor.

ABD DESTEKLEDİ

Birleşik Arap Emirlikleri’nin bu süreçte daha fazla rol almaya davet edilmemesinden rahatsızlık duyduğu da aktarıldı. Rapora göre ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, BAE’nin ortak askerî müdahale kurma çabalarının farkındaydı ve Suudi Arabistan ile Katar’ın da bu sürece katılmasını istiyordu.

İSRAİL'LE GİZLİ GÖRÜŞTÜ

Habere göre, İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Abu Dabi’ye gizli bir ziyaret yaptı. İsrail kamu yayın kuruluşu Kan’a göre Zamir’e diğer askerî yetkililer de eşlik etti.

Kan’ın haberine göre Zamir, ziyaret sırasında Muhammed bin Zayed de dâhil olmak üzere BAE’li yetkililerle görüştü.

Aslında bu bilgiler, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinin beklenmedik bir zamanlamayla yaptığı “Başbakan Netanyahu, İran savaşı sırasında Birleşik Arap Emirlikleri’ne gizli bir ziyaret yapmış ve ülke yönetimiyle önemli uzlaşmalar sağlamıştır” açıklamasından hemen sonra geliyordu.

BAE'YE KUMPAS

Açıklama tam anlamıyla bir “melez savaş” operasyonuydu. BAE’yi varılan uzlaşmalardan dönmemeye ve bu uzlaşmalara sahip çıkmaya zorlayan önemli bir kumpas hamlesi niteliği taşıyordu. Nitekim BAE’nin bu açıklamayı yalanlamasına dünyada kimse inanmadı. Savaş sırasında Shin Bet ve Mossad başkanlarının da Körfez ülkesini ziyaret ettiği bildirildi.

İKİ ORDUNUN HAVA KUVVETLERİ BİRLİKTE SALDIRDI

Bu arada bir başka ABD merkezli medya kuruluşu olan Wall Street Journal’ın haberine göre, BAE savaş sırasında ve İsrail ile yapılan ateşkes sırasında da dâhil olmak üzere İran’a onlarca kez saldırdı.

Daha önceki haberlerde BAE’nin savaş sırasında İran’a yönelik saldırılar düzenlediği belirtilmişti. Ancak Wall Street Journal’ın haberi, BAE’nin daha önce açıklanandan çok daha büyük bir rol üstlendiğini gösteriyor. Konuyla ilgili bilgi sahibi kişilerin gazeteye aktardığına göre İsrail ve ABD, Hürmüz Boğazı’ndaki Keşm ve Ebu Musa adaları, Bandar Abbas liman kenti, Lavan Adası’ndaki petrol rafinerisi ve Asaluyeh petrokimya kompleksini hedef alan saldırılar için istihbarat sağladı. İsrail ayrıca Asaluyeh’e de saldırdı.

Bu durum, uluslararası tepkilerin artmasına yol açtı. İran enerji tesislerine yönelik saldırılar, Tahran’ın BAE tesislerine yönelik saldırılarına misilleme olarak yapıldı.

GERİLİMİ DAHA DA ARTIRDI

Gazetenin aktardığı kaynaklara göre Birleşik Arap Emirlikleri’nin verdiği tepkinin boyutu, Körfez ülkeleri arasındaki gerilimi daha da artırdı. Suudi Arabistan, bölgesel petrol sahalarına yönelik saldırılar ve bunun doğurabileceği küresel ekonomik sonuçlar konusunda endişeli olduğu için ABD’ye, BAE’nin saldırıları durdurması ve bunun yerine diplomatik çabalara katılması yönünde baskı yaptı.

Bunun ardından ABD, İsrail’den enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurmasını istedi. İran’la yaşanan çatışma, özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere Körfez ülkeleri arasındaki gerilimleri artırırken, Birleşik Arap Emirlikleri ile İsrail arasındaki bağların da derinleşmesine yol açtı.

BAE'YE DEMİR KUBBE

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, İsrail’in İran ile yaşanan savaş sırasında BAE'ye Demir Kubbe hava savunma sistemleri ve bu sistemleri kullanacak personel gönderdiğini bildirdi. Huckabee, Tel Aviv Üniversitesi’nde düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada, BAE’nin İsrail ile ilişkilerine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

“Birleşik Arap Emirlikleri’ne derin takdir ve hayranlığımı ifade etmek istiyorum. İbrahim Anlaşmaları’nın ilk üyelerinden biri oldular ve bunun faydalarını görüyoruz. İsrail kısa süre önce onlara Demir Kubbe bataryaları ve bunları işletmeye yardımcı olacak personel gönderdi. Neden? Çünkü BAE ile İsrail arasında İbrahim Anlaşmaları temelinde olağanüstü bir ilişki var.”

TARİHTE İLK

İsrail ordusu, bu gelişmeler çerçevesinde tarihte ilk kez bir Arap ülkesinin toprağına anlaşma kapsamında yerleşmiş oldu.

Bu Tel Aviv ile Körfez ülkeleri arasındaki savunma iş birliğinin ulaştığı seviyeyi göstermesi açısından dikkat çekici bulunuyor. Demir Kubbe sistemi, kısa menzilli roketler, topçu mühimmatı ve insansız hava araçlarına karşı geliştirilmiş, çok katmanlı hava savunma mimarisinin önemli unsurlarından biri olarak kabul ediliyor. İsrail’in yalnızca sistem göndermekle kalmayıp operasyonel personel desteği de sağlaması, iki ülke arasındaki askeri koordinasyonun derinleştiğine işaret ediyor.

SAVUNMA SANAYİİNDE BÜYÜK ORTAKLIK

Bu arada Orta Doğu’ya yönelik güvenilir haberciliğiyle tanınan Londra merkezli Middle East Eye (MEE), İran Savaşı sürecinde bütünleşen İsrail ve BAE ordularının kısa zamanda tam entegrasyonu için dev bir savunma fonu kurduğunu bildirdi.

Gelişmeyi yakından izleyen ABD kaynakları, bu fonun gerek savunma sanayiinde ortak ürünlerin geliştirilmesi gerekse dış alımlarda ortak strateji izlenmesi amacıyla yapıldığını duyurdu. ABD'li bir yetkilinin belirttiğine göre anlaşma, Netanyahu’nun ABD-İsrail İran Savaşı sırasında BAE’yi ziyaret etmesiyle pekişti.

ABD’li yetkili, BAE ve İsrail’in insansız hava araçlarına karşı savunma sistemleri (C-UAS) ile diğer hava savunma sistemlerini ortaklaşa edinmeyi ve geliştirmeyi hedeflediklerini de sözlerine ekledi.

'EN YAKIN İŞ BİRLİĞİ'

Tel Aviv merkezli bir düşünce kuruluşu olan Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nde Körfez konusunda uzmanlaşmış kıdemli araştırmacı Yoel Guzansky, “BAE-İsrail ilişkisi hiç olmadığı kadar iyi. Bu, İsrail’in bir Arap ülkesiyle şimdiye kadar kurduğu en yakın iş birliği” dedi. Guzansky, silah sistemleri geliştirmek için ortak bir fon oluşturmanın iki ülke açısından mantıklı bir sonraki adım olduğunu söyledi:

"İsrail’in BAE parasına ihtiyacı olacak. Teknolojimiz var ama kaynaklarımız eksik. BAE’nin kaynakları var ama teknolojisi eksik”

KÖRFEZ’DEKİ TEK SAVAŞÇI KİMLİK: BAE

Abu Dabi, savaşın Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nda cesaretlenmesiyle sonuçlanacak olmasından özellikle endişe duyuyor. Eurasia Group’un Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan sorumlu Genel Müdürü Firas Maksad, “Körfez ülkeleri, Trump yönetiminin İran’la yapacağı ve nükleer dosya ile Hürmüz Boğazı’na odaklanan herhangi bir anlaşmada zararın kendilerine kalacağına inanıyor. Körfez ülkelerinin İran’ın vekil güçleri, balistik füzeleri ve insansız hava araçlarıyla mücadele etmesi gerekiyor” dedi. BAE’nin İsrail’e yakınlaşması, komşularıyla uyumsuz bir tablo ortaya koyuyor.

Örneğin Suudi Arabistan, Washington’ın güvenlik şemsiyesinin sürdürülebilirliğine ilişkin endişelere Pakistan, Türkiye ve Mısır ile bağlarını derinleştirerek yanıt verdi. Reuters, pazartesi günü Pakistan’ın krallığa 8 bin asker, bir savaş uçağı filosu ve Çin yapımı bir hava savunma sistemi konuşlandırdığını bildirdi.

Birleşik Arap Emirlikleri bu yapının bir parçası olmayacak” diyen Maksad, “İranlılarla olan pazarlık güçleri, İsrail ile kurdukları ilişkidir. İran ile ilişkiler ne kadar düşmanca olursa, BAE İsrail’le o kadar yakınlaşacak ve güvenlik bağlarını geliştirecektir” ifadelerini kullandı.

AL NAHYAN NETANYAHU İLE GÖRÜŞTÜ

BAE resmi haber ajansı WAM, Mayıs ayında ülkeye yönelik İran’ın sorumlu tutulduğu saldırıların ardından Al Nahyan’ın, aralarında Netanyahu’nun da bulunduğu bir dizi ülkenin liderleriyle telefonda görüştüğü belirtildi. Görüşmelerde liderlerin BAE ile dayanışma mesajı verdiği, ülkenin güvenliği ve istikrarının korunmasına yönelik adımlara desteklerini ifade ettiği aktarıldı.

'MESCİD-İ AKSA BASKINLARI KABUL EDİLEMEZ'

Öte yandan haziran ayı başında, Türkiye, BAE, Endonezya, Katar, Mısır, Pakistan, Suudi Arabistan ve Ürdün Dışişleri Bakanları, yayımladıkları ortak bildiriyle aşırılık yanlısı İsrailli yerleşimcilerin, İsrail güçlerinin koruması altında Mescid-i Aksa’ya yönelik devam eden baskınlarını ve Mescid-i Aksa avlusunda İsrail bayrağı açılmasını en güçlü şekilde kınadı. Bakanlar, söz konusu provokatif eylemlerin uluslararası hukukun, ilgili Birleşmiş Milletler (BM) kararlarının ve işgal altındaki Doğu Kudüs’te bulunan kutsal mekanların tarihî ve hukuki statüsünün açık bir ihlâli olduğunu vurguladı.

İsrail’in “işgalci güç” olarak tanımlandığı açıklamada, Doğu Kudüs’ün tarihî, hukuki ve demografik yapısını değiştirmeyi amaçlayan sistematik ihlaller kategorik olarak reddedildi. Ayrıca, Kudüs’teki Müslüman ve Hristiyan kutsal mekanlarının statüsünün korunmasında Ürdün’ün tarihî Haşimi vesayetinin özel rolüne dikkat çekildi.

Orta Doğu'dan Afrika'ya uzanan girişim... İki millet tek devlet: İsrail-BAE Planı - Resim : 6

ETİYOPYA MESELESİ

Konuyla ilgili gerilim hatlarından biri de Etiyopya

Etiyopya, 140 milyon nüfusu ve kişi başına bin 100 dolar geliri olan bir ülke. Kalkınma çabasını yoğun projelerle sürdürmeye çalışıyor. Buna karşılık 503 bin personelli ordusuyla Afrika’nın 5’inci, küresel ordular sıralamasında ise 47’nci ordusunu barındırıyor. 338 tankı, 7.256 zırhlı aracı, 103 savaş uçağı ve 33 helikopteriyle Afrika ölçeğinde “dev” olarak nitelenebilecek, teknolojisini düzenli olarak yenileyen bir ordudan söz ediyoruz.

Çok etnik gruplu ve çok dilli federal bir yapıya sahip Etiyopya, özellikle Eritre ile barış anlaşması imzaladığı için “Nobel Barış Ödülü” alan Başbakan Abiy Ahmed’in son dönemdeki tercihleri nedeniyle son derece riskli bir rotaya girmiş durumda. Son bir yıla kadar Addis Ababa yönetiminin ana sorunlarının başında Mısır ile yaşadığı gerginlik geliyordu. Mısır, Etiyopya’nın Mavi Nil üzerine inşa ettiği Büyük Etiyopya Rönesans Barajı’nın su güvenliği açısından ciddi tehdit oluşturduğunu ve Nil Nehri’nden su akışının aksaması halinde sonuçları müdahaleye kadar varabilecek bir dizi gelişmenin yaşanabileceğini resmen açıklamış durumda. Bu durum küresel sistem açısından “kontrol edilebilir” bir kriz olarak değerlendirilirken, yeni sıcak noktalar da kendini göstermeye başladı.

SOMALİLAND-SUDAN MİLİSLERİ

Etiyopya’nın 1 Ocak 2024’te Somali’nin ayrılıkçı bölgesi Somaliland ile imzaladığı anlaşma, bugüne kadar uzanan gelişmelerin başlangıcı oldu. Bu anlaşmaya göre Somaliland, Akabe Körfezi’nde 20 kilometrelik bir şeridi 50 yıllığına Etiyopya’ya kiralayacak; bunun karşılığında Addis Ababa ise Somaliland’in bağımsızlığını tanıyan ilk devlet olacak. Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bölgeye yönelik hassasiyeti yüksek devletlerin sert tepkisiyle tanınma süreci durmuş olsa da Etiyopya’nın Somaliland üzerinden BAE ve İsrail bağlantısı devam etti. Etiyopya, bu bölgedeki Berbera Limanı üzerinden Kızıldeniz’e çıkıyor. Şimdilik karayolu kullanılıyor ancak BAE, 3 milyar dolarlık yatırımla bu limanı Etiyopya’ya demiryolu üzerinden bağlama projesini sürdürüyor.

Türkiye destekli Somali ordusu ise ülkenin Kuzeydoğu Eyaleti’ndeki varlığını güçlendirerek, bölgedeki Somaliland ve Puntland unsurlarına uygun koşullarda müdahale edebilecek bir planlamaya sahip olduğunu gösteriyor.

Etiyopya yönetiminin yine BAE’den gelen talepler doğrultusunda topraklarını, Sudan’daki meşru yönetime karşı savaşan milis örgütlere açması; askerî destek sağlaması ve özellikle Beyaz Nil eyaletindeki unsurlara verdiği destekle bu grupların ilerleyişini kolaylaştırması dikkat çekiciydi.

DENİZE AÇILMA STRATEJİSİ VE ERİTRE SAVAŞI RİSKİ

Etiyopya’nın Eritre ile başlayabilecek bir savaş için fırsat kolladığı biliniyor. Bu beklentinin ana nedeni, sınırdan yaklaşık 40 kilometre mesafede, Kızıldeniz kıyısında bulunan Assab Limanı...

Somaliland yapılanmasından giderek umudunu kesen Etiyopya, bu limanı Eritre’nin elinden almakta kararlı görünüyor.

Etiyopya ile komşusu Eritre ve ülkenin en kuzeyindeki Tigray bölgesi arasında yeni bir savaş riski, son ölümcül çatışmanın üzerinden yalnızca üç yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ hissedilir durumda. Söz konusu savaş, Tigraylıların Etiyopya, Eritre ve yerel güçlerden oluşan bir koalisyon tarafından yenilgiye uğratılmasıyla sona ermişti. Ancak bu ittifak, Kasım 2022’de imzalanan barış anlaşmasından kısa süre sonra dağılmıştı.

ETİYOPYA DÜŞMANLARI BİRLEŞTİRDİ

İlişkiler, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in, karayla çevrili ülkesi için egemen deniz erişimi sağlama niyetini açıklamasıyla daha da kötüleşti. Eritre ise bunun işgal yoluyla yapılmaya çalışılacağından endişe ediyor. Etiyopya ve Eritre’nin karşı karşıya gelmesiyle birlikte Addis Ababa, son savaşta düşmanı olan Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) liderlerini Eritre ile gizli bir ittifak kurmakla suçluyor.

Komşu Sudan’daki iç savaş da bu gerilimleri daha da körükledi. Abiy yönetimi, Sudan’daki uzun süren çatışmada paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ni (RSF) destekleyen BAE’ye yakın duruyor. Eritre ise Sudan ordusu ve ona bağlı hükümetin yanında yer aldı.

ERİTRE-MISIR İTTİFAKI

Eritre ayrıca, Sudan ordusunun bir diğer destekçisi olan Mısır ile de ilişki kurdu. Mısır, Nil Nehri suları üzerindeki sürtüşmeler nedeniyle şu anda Addis Ababa’nın en büyük rakiplerinden biri konumunda. TPLF de Sudan’da ordunun tarafına geçmiş durumda.

Bu arada ülkenin Amhara ve Oromia bölgelerindeki silahlı ayaklanmalar, Etiyopya açısından “iç cephenin çöktüğünü” işaret ediyor. Etiyopya ordusu, özellikle Amhara bölgesinde süren çatışmalarda oldukça zayıf bir görüntü vermiş durumda. Ayrıca binlerce Etiyopya askerinin milis gruplara esir düştüğü belirtiliyor.

“Dev” olarak adlandırılan Etiyopya ordusunun, sınırlarının dışında üç, ülke içinde de üç olmak üzere toplam altı cephede aynı anda sonuç alıcı bir savaşı göze almasının imkânsız olduğu değerlendiriliyor.

Odatv.com

Kaynağa Git

İlgili Haberler