Türkiye’de havayolu çalışanı Onur Tamburacı’nın Kadir Gecesi’nde arkadaşlarıyla birlikte çektirdiği ve sosyal medyada paylaşılan bir fotoğraf sonrası başlayan süreç, işten çıkarılmadan yargılamaya ve ülkeden ayrılışa uzanan çarpıcı bir hikâyeye dönüştü.
Tamburacı, arkadaş grubuyla bir rakı sofrasında bulunduğu sırada çekilen fotoğrafın “Kadir Gecesi özel, Rabbim kabul etsin” notuyla sosyal medyada paylaşılması sonrası büyük bir linç ve şikâyet kampanyasının hedefi olmuş; paylaşımın ardından hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla soruşturma başlatılmıştı.
BİNLERCE ŞİKAYET ALDI

Süreç hızla büyürken, Tamburacı’nın çalıştığı havayolu şirketi de devreye girmiş ve genç çalışan işten çıkarılmıştı. İşten çıkarılmasının ardından Tamburacı’nın hem sosyal medya üzerinden hem de çeşitli mecralarda yoğun baskı ve tehditlere maruz kaldığı, bu süreçte hayatının tamamen değiştiği ifade edildi.
Hakkında açılan soruşturma kapsamında gözaltı süreci de yaşayan Tamburacı, ifadesinde olayın büyümesinde binlerce şikâyetin etkili olduğunu anlattı. Sürecin ardından hakkında mahkûmiyet kararı verildiği, bunun üzerine mesleki geleceğinin ciddi şekilde darbe aldığı aktarıldı.
ÜLKEYİ TERK ETMEK ZORUNDA KALDI
İşten çıkarılmasının ardından sektörde yeniden iş bulmakta zorlanan Tamburacı, kariyerine devam etme imkânını kaybetti. Uzun süre işsiz kalan ve dışlanan Tamburacı, Türkiye’de yeniden çalışma zemini bulamadı.
Yaşanan baskıların ardından ülkeyi terk eden Tamburacı, daha sonra ABD’ye gittiğini ve burada yeni bir hayat kurmaya çalıştığını açıkladı. Son olarak Vietnam'a yerleşen ve “Uçuş eğitmeni olacaktım, evlilik düşünüyordum. Bu nasıl bir tahammülsüzlük? Kimseye zarar vermedim" açıklamasını yapan Tamburacı yalnızca bir sosyal medya paylaşımı nedeniyle tüm hayatının altüst olduğunu ifade etti.
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ÜZERİNDEKİ BASKII ARTIYOR MU?
Tamburacı’nın hikâyesi, sosyal medya paylaşımları üzerinden başlayan tartışmaların nasıl geniş çaplı hukuki ve toplumsal sonuçlar doğurabildiğine dair en çok konuşulan örneklerden biri haline gelirken Türkiye’de son yıllarda ifade özgürlüğü, kültürel üretim ve kamusal tartışma alanı üzerinde artan bir baskı olduğu yönündeki değerlendirmeleri yeniden gündeme taşıdı.
Sosyal medya paylaşımlarından sahne performanslarına çok geniş bir yelpazede açılan soruşturmalar, toplumda “oto-sansür” eğilimini güçlendirdiği ve insanların paylaşımlarını daha temkinli hale getirmek zorunda kaldığı yorumlarına neden oldu. Kamuoyuna göre ise bu tablo, yalnızca bireysel davalarla sınırlı kalmıyor; aynı zamanda Türkiye’de kamusal alanın sınırlarının yeniden çizildiği ve farklı seslerin giderek daha dar bir alana sıkıştığı bir döneme işaret ediyor.