Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasının “süresiz olarak” bağlanabilmesine ilişkin hükmü iptal etmesinin ardından nafaka yeniden kamuoyunun en hararetli tartışma başlıklarından biri haline geldi. Tartışmalarda çoğunlukla nafaka ödeyen erkeklerin ‘mağduriyet’ iddiaları öne çıkarılırken, nafaka alan kadınların ve çocukların yaşadıkları ise çoğu zaman görünmez kalıyor.
Oysa kadınların anlattıkları bambaşka bir tabloya işaret ediyor. Şiddet nedeniyle boşanmak zorunda kalan, çocuklarını tek başına büyüten, yıllarca ödenmeyen iştirak nafakasını tahsil edebilmek için icra ve dava süreçleriyle mücadele eden kadınlar; nafakanın bir "zenginleşme aracı" değil, çoğu zaman çocukların temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik sınırlı bir destek olduğunu söylüyor.
İrem Afşin ve Şule Şepin İçli de bu kadınlardan ikisi. Biri otizmli oğlunu yıllarca tek başına büyütürken 21 yıl boyunca artırılmayan 500 liralık iştirak nafakası için hukuk mücadelesi verdi. Diğeri ise mahkemenin hükmettiği nafakayı alabilmek için yıllarca icra kapılarında dolaştı, çocuklarının geçimini sağlamak için emekliliğinin ardından birden fazla işte çalışmak zorunda kaldı.
Kadınların anlatıları, nafaka tartışmalarında sıkça kurulan "mağdur erkek-zenginleşen kadın" ikiliğinin ötesinde, çocuk bakımının ve ekonomik yükün büyük ölçüde kadınların omuzlarında kaldığı bir gerçeği gözler önüne seriyor.
ŞİDDET YÜZÜNDEN BOŞANDIM
Gazeteci ve otizm hak savunucusu İrem Afşin, yıllar geçse de boşanma sürecinde ve sonrasında yaşadıklarının, gündemdeki nafaka tartışmalarında görünmeyen kadın ve çocuk deneyimlerini ortaya koyduğunu söylüyor. Afşin, boşanma nedeninin mecbur bırakıldığı anlaşmalı protokolde yer aldığı gibi “şiddetli geçimsizlik” değil, şiddet ve alkolizm olduğunu belirtiyor.
Evliliğinin son döneminde yaklaşık 1,5 yıl boyunca yoğun fiziksel şiddete maruz kaldığını anlatan Afşin, bu süreçte oğlu Nâzım Özgün'ün de olumsuz etkilendiğini ifade ediyor. O dönem oğlunun 2-2,5 yaşlarında olduğunu ve otizm tanısı almaya çalıştığını söyleyen Afşin, yaşadığı şiddetten kurtulmak için anlaşmalı boşanmayı "susarak" kabul etmek zorunda kaldığını dile getiriyor.
.
SADECE OĞLUM İÇİN NAFAKA TALEP ETTİM
Birgün
Afşin, kendisi çalıştığı için boşanma protokolünde yalnızca çocuk için iştirak nafakası belirlendiğini anlatarak şunları söylüyor:
“Ne olursa olsun bu adamdan ve şiddetinden kurtulmak zorundayım diye düşündüm. Kazara ölmeyen kadınlardan biriyim, şiddet sonucu ciddi yaralanmalar atlattım, bu nedenle bir an önce boşanmak için nafaka talep etmedim. Biyolojik babası sadece oğlumun bakıcısının maaşını karşılayacağını söyledi. 21 yıl önce aylık 500 lira olarak belirlenen nafaka hep aynı kaldı, hâlâ 500 lira.”
Boşanmadan yaklaşık üç ay sonra oğlu Nâzım Özgün'e otizm tanısı konulduğunu belirten Afşin, ortak çocuğun bakım ve destek sürecinin hayatları boyunca neredeyse tamamen kendi omuzlarında kaldığını, ailesinden ve arkadaşlarından destek aldığını belirtiyor. Afşin, biyolojik babanın otizm tanısını hiç kabul etmediğini, otizmle ilgili tedavi süreçlerini desteklemek bir yana, çoğu zaman aksattığını; özel diyet, terapi ve ilaç süreçlerinde sorumluluk almadığını söylüyor.
İştirak nafakasının düzenli ödenmediğini anlatan Afşin, yıllar içinde birkaç kez hukuki yola başvurmayı düşündüğünü, ancak yeniden şiddete maruz kalma korkusuyla geri durduğunu belirtiyor: "Nasılsa çalışıyorum hallederim, yeniden saldırmasın diye düşündüm" diyen Afşin, eski eşinin ayrılık sonrasında da dönem dönem sarhoş halde eve geldiğini, tehdit edip kapıyı kırdığını ve sokakta birkaç kez yolunu kestiğini anlatıyor.
Afşin’in aktardığına göre, biyolojik babası Nâzım Özgün'ü aldığı bir haftasonunda bir gece Nâzım Özgün'ü geç saatte Beyoğlu’nda bir mekânda unutup gitti. O dönem 8 yaşında olan çocuğunu tanıdık mekandan haber vermeleri sayesinde gece kendisinin gidip aldığını söyleyen Afşin, bu olayın ardından babayla oğlunun görüşmelerin bir süre sosyal hizmet görevlisi eşliğinde yapıldığını belirtiyor. Ancak eski eşinin buna da kızıp tepki gösterdiğini ve bir gece sarhoş halde öfkeyle gelip evin kapısını baltayla kırdığını anlatıyor: "Darp raporu olmayınca uzaklaştırma alamadım, alsam da zaten bizi kim koruyacak diye düşünerek uzlaşma ve sessiz kalmayı seçtim, insan çocuğu için, sadece yaşamak için mecbur kalıyor."
HİÇ NAFAKA ÖDEMEDİ
Oğlu Nâzım Özgün 14 yaşındayken eski eşiyle hiç nafaka ödemediği, okul ücreti dahil hiçbir masrafa destek olmadığı için tartıştığını, bunun üzerine "Nafaka vermem, çocuğu senden alırım" diyen biyolojik babanın "sanki intikam alır gibi" gidip velayet davası açtığını anlatan Afşin, yaklaşık 2,5 yıl süren bu sürecin hem kendisi hem de oğlu için çok yıpratıcı olduğunu söylüyor. Afşin, dava sırasında eski eşinin akıl sağlığının yerinde olmadığını iddia ettiğini, bu nedenle adli tıptan yeterlilik raporu almak zorunda kaldığını belirtiyor. Dava sürecinde, oğlunun psikolojik destek alarak iki kez ifade vermek zorunda kaldığını, ayrıca kendisinin yıllarca oğluna yansıtmamaya çalıştığı şiddet geçmişinin de ortaya saçıldığını ifade ediyor.
Velayet davası sürerken, geriye dönük ödenmeyen nafakalar için de hukuki yola başvurduklarını söyleyen Afşin, nafaka alacaklarında 10 yıllık zaman aşımı bulunduğunu öğrendiklerini aktarıyor. Afşin, eski eşinin yalnızca birkaç nafaka ödemesini belgeleyebildiğini, sadece velayet davası devam ederken nafaka ödediğini, hatta mahkemeye oğluna aldığı hediyelerin faturalarını bile beyan ettiğini aktaran Afşin, nafaka davasını kazandığında yaklaşık 86 bin liralık birikmiş nafaka borcu ortaya çıktığını söylüyor.
BİRÇOK DAVAYLA UĞRAŞTIK
Ancak bu borcun tahsili de kolay olmadığını anlatan Afşin, avukatı Ceren Kalı'yla birlikte uzun sürecek başka bir mücadeleye, bir çeşit "iz sürme süreci"ne girdiklerini ifade ediyor. Eski eşinin birikmiş nafaka borcunu ödememek için üzerindeki mal varlığını ve banka hesaplarındaki tüm parayı kuzenine devrettiğini uzun araştırmalar sonucunda tespit ettiklerini anlatan Afşin, bu nedenle yalnızca nafaka davasıyla değil, mal kaçırma iddiasını kanıtlamak için açılan ek davalarla da uğraşmak zorunda kaldıklarını belirtiyor.
Afşin, bu süreci şöyle anlatıyor:
“500 liralık nafakayı alabilmek için açtığım davanın masrafı kaç tane 500 lira eder? Yıllarca ödemediği için birikmiş ciddi bir meblağ var ve bu para, zaten oğlu için ödemesi gereken bir borç. Nafakayı almak için icra takibi, ödenmediğinde yeniden dava, mal devredildiğinde bunun sahte olduğunu kanıtlamak için ayrı dava… Bunların hepsi çok ciddi para.”
Yaklaşık 5,5 yıl süren hukuki mücadelenin ardından, eski eşinin ailesinden kalan evi bir arkadaşına muvazaalı şekilde devrettiğinin mahkeme yoluyla kanıtlandığını söyleyen Afşin, ev icra yoluyla satışa çıkarılınca birikmiş nafaka borcunun ancak tahsil edilebildiğini anlatıyor.
OĞLUM BENİM SOYADIMI ALDI
Afşin’e göre bu süreç, oğlu açısından da ağır sonuçlar doğurdu. Nâzım Özgün Afşin’in velayet davasında verdiği ifadelerde annesiyle kalmak istediğini hep söylediğini, velayet davasını kendisi kazandıktan sonra babasından yaşadıkları nedeniyle bir özür beklediğini, birikmiş nafaka borcunu en azından okul masrafları için ödemesini istediğini, fakat babasının ters tepkileri yüzünden sonunda babasıyla görüşmemeye karar verdiğini belirten Afşin, o yıllarda en çok oğlunun "Neden bana babamın böyle biri olduğunu anlatmadın?" sorusu karşısında zorlandığını söylüyor. Otistik bireylerin duygusal algılarının daha yoğun olduğunu vurgulayan Afşin, Nâzım Özgün'ün bu zorlu süreç yüzünden "erken büyümek zorunda kaldığını" ifade ediyor. Nâzım Özgün'ün 18 yaşını doldurduktan sonra babasının soyadını değiştirmek için kendi isteğiyle dava açtığını ve annesinin soyadını aldığını anlatıyor. Soyadı değişikliğinin "psikolojik nedenlerle" olduğunun davada tespit edildiğini aktaran İrem Afşin, Nâzım Özgün'ün ortak soyadını aldıktan sonra psikolojik olarak daha rahatladığını, fakat tüm yaşananların neticesinde babasını hayatından tamamen çıkardığını söylüyor.
NAFAKAYI İCRAYLA ALIYORUM
Afşin, bugün hâlâ nafaka miktarının artırılmadığını belirterek, Nâzım Özgün 18 yaşına girince iştirak nafakasının destek nafakasına dönüştüğünü; eski eşinin buna da itiraz ettiğini aktarıyor. Sonunda ancak emekli maaşına icra konularak nafakanın tahsil edilebildiğini belirten Afşin, icra kesintileri nedeniyle oğlunun eline geçen tutarın 492 liraya düştüğünü söylüyor: "Başka bir şehirde yurtta kalarak üniversite okuyan bir gencin hayatını sürdürmek için ihtiyacı olan para düşünüldüğünde 492 lira gerçekten komik kalıyor, gülüyoruz ne yapalım?"
Nafaka tartışmalarında kadınların ve çocukların yaşadığı gerçek zorlukların görmezden gelindiğini vurgulayan Afşin, iştirak nafakasını dahi ödemeyen erkeklerin yoksulluk nafakasına da aynı gözle baktığını ifade ediyor.
Afşin, “Çocuğa olan iştirak nafakasını ödemeyen, zaten yoksulluk nafakasını haydi haydi ödemek istemiyor” diyerek şöyle devam ediyor:
“Yoksulluk nafakası söz konusu olduğunda ‘Boşandım gitti, kadına niye para vereyim?’ diye bakıyorlar. Ama kimse bu kadının evlilik yüzünden çalışamamış, mesleğini yapamamış olabileceğini düşünmüyor. Türkiye’de özellikle kadınlar evlendikten sonra çalışma hayatından kopuyor. Boşanan kadın 30-35 yaşında bile olsa yeniden iş bulmakta zorlanıyor. Peki bu kadın ne yapacak? Kendine ya da çocuğuna nasıl bakacak? Ben bazı yıllarda iki işte birden çalışarak oğlumu büyüttüm, ya meslek sahibi olmasaydım, ya çalışmasaydım bize kim bakacaktı?"
***
EMEKLİ OLUP FARKLI İŞLERDE ÇALIŞMAK ZORUNDA KALDIM
Şule Şepin İçli, nafaka tartışmalarında sıkça dile getirilen söylemlerin aksine, yıllarca iştirak nafakasını tahsil edebilmek için mücadele ettiğini anlatıyor.
2010 yılında eşiyle anlaşmalı olarak boşandığını söyleyen İçli'nin iki çocuğu bulunuyor. Boşanma sırasında küçük kızının 18 yaşından küçük olması nedeniyle hâkim yalnızca onun için iştirak nafakası bağlanmasını öneriyor. Taraflar aylık 1000 lira nafaka üzerinde anlaşıyor. Ancak İçli'nin anlatımına göre eski eşi bu nafakayı düzenli olarak ödemiyor.
"Ödemediği için icraya verdik. Avukatım nafakanın artırılması için dava açmayı önerdi. Onlar ise azaltma davası açtı ve maalesef kazandılar. Nafaka önce 800 liraya, sonra 600 liraya kadar düştü. Kızım 18 yaşını doldurana kadar o parayı hep icra yoluyla alabildik" diyor.
İçli, boşanma öncesinde de ciddi ekonomik sorunlar yaşadıklarını belirtiyor. Eski eşinin borsa işlemleri nedeniyle aileye maddi kayıplar yaşattığını söyleyen İçli, onun adına çektiği 20 bin liralık kredinin taksitlerini de tek başına ödediğini anlatıyor.
"Onun için çektiğim kredinin aylık 520 liralık taksitlerini ben ödüyordum. Bunların hiçbirini ödemediği gibi iştirak nafakasını da ödemedi" ifadelerini kullanan İçli, nafakanın ancak kızının 18 yaşını doldurmasının ardından düzenli yatırılmaya başlandığını söylüyor.
O dönemde hem öğrencilik hayatını sürdüren küçük kızının hem de işsiz olan büyük kızının sorumluluğunu üstlendiğini anlatan İçli, evlerinin satılması nedeniyle kira ödemek zorunda kaldığını belirtiyor.
YARDIM İSTEMEYE UTANDIM
"2012 yılında emekli olduktan sonra gece gündüz farklı işlerde çalışarak yaşamımızı sürdürmeye çalıştık. Bir dönem ekonomik nedenlerle çocuklarımı memleketim Gaziantep'e göndermek zorunda kaldım. Ev masraflarını karşılayamayacak duruma gelmiştim. Çalıştığım için kimseden yardım istemeye de utanıyordum" diyor.
İçli, nafaka karşıtı söylemlerde kadınların yaşadığı ekonomik zorlukların ve çocukların ihtiyaçlarının çoğu zaman göz ardı edildiğini düşünüyor.
BİZİM YAŞADIKLARIMIZ KONUŞULMUYOR
"Düşünün, iştirak nafakasını bile ödemek istemedi. Bugün nafaka tartışmalarında büyük öfke gösterenleri görüyoruz. Sanki yalnızca onların öfkelenme hakkı varmış gibi davranılıyor. Oysa yıllarca çocuklarını tek başına büyütmeye çalışan kadınların yaşadıkları hiç konuşulmuyor" ifadelerini kullanıyor.