Berrak Güngör
"Şarkıcı Alí Primera'nın bir sözü vardır: Masumiyet halkı öldürmez ama onu kurtarmaz da.
Ben ise şöyle demek istiyorum: Cehalet halkı öldürür."
Gazeteci Modairo Rubio
Takvimler 3 Ocak 2026’yı gösterdiğinde dünya Venezuela’dan kopan çığlıklara uyandı. Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores başkent Caracas’taki konutlarından ABD tarafından kaçırıldı. Yaklaşık 303 milyar varil kanıtlanmış petrol rezervi ile dünyada en fazla rezerve sahip olan Venezuela, ABD’nin uyuşturucu ile mücadele bahanesiyle Washington'un kontrolüne geçti.
Brooklyn Federal Cezaevinde tutulan Maduro ve eşinin yargılanmasına ise 1 Haziran 2027’de başlanacak.
Bütün bunların üzerine Venezuela bir de deprem felaketiyle sarsıldı. 24 Haziran’da 7,2 ve 7,5’lik depremler, ülkede büyük bir yıkım yarattı. 5 binden fazla kişinin yaşamını yitirdiği depremlerin yaralarını sarmaya çalışan ülke bir de etlerine geçen emperyalizmin dişleriyle mücadele ediyor. Ülkenin petrollerini kontrol eden ABD, Venezuela’nın ihtiyacı olan gelirlerini de Caracas’tan kaçırıyor.
Venezuela’da yaşananları ve ülkenin içinde bulunduğu durumu ekonomi ve uluslararası ilişkiler konusunda uzman Gazeteci Modairo Rubio ve Sosyalizm ve Özgürlük Partisi ile (Partido Socialismo y Libertad) İşçilerin Uluslararası Birliği - Dördüncü Enternasyonal'in (Unidad Internacional de Trabajadoras y Trabajadores – Cuarta Internacional) üyesi Miguel Ángel Hernández, CGTN Türk'e konuştu.
Rubio, Maduro ve eşinin kaçırılmasının üzerinden geçen yedi ay ve depremlerin ardından Venezuela halkının en baskın duygusunun geleceğe ilişkin derin bir belirsizlik olduğunu söylüyor.
Gazeteci Rubio, ABD müdahalesini başlangıçta destekleyen kesimlerin de artık beklentilerini kaybetmeye başladığını belirterek, "ABD Caracas'ı insanların yaşamını iyileştirmek için değil, doğal kaynaklarımızın kontrolünü ele geçirmek için bombaladı" dedi.
Petrol satışından elde edilen gelirlerin artık doğrudan Venezuela hazinesine değil, ABD yönetiminin kontrolündeki hesaplara aktarıldığını savunan Rubio, bunun enflasyonu ve döviz krizini daha da ağırlaştırdığını söyledi.
Bombardımanlar ve depremlerin Bolivarcı hükümete yönelik eleştirileri ortadan kaldırmadığını belirten Rubio, buna karşın "Bu hükümet olmasaydı bugün Venezuela, işgal sonrası Irak ya da Libya gibi bir devlete dönüşebilirdi" değerlendirmesinde bulundu. Rubio'ya göre ülkede hâlâ güçlü bir devlet yapısının korunabilmiş olması, sivil-asker-polis ve örgütlenmenin ayakta kalmasından kaynaklanıyor.
"Maduro iktidardan halk ayaklanmasıyla gitmedi"
Rubio, ABD'nin "operasyon" söyleminin Venezuela'da geniş kabul görmediğini de savundu. Maduro'nun halk ayaklanması sonucu değil, kaçırılarak görevinden uzaklaştırıldığını söyleyen Rubio, yedi ay geçmesine rağmen Maduro ve eşi Cilia Flores için dayanışma gösterilerinin sürdüğünü hatırlattı.

Rubio'ya göre belediyelerin ve eyalet yönetimlerinin büyük bölümünün hâlâ Chavizm'in elinde bulunması, Bolivarcı hareketin toplumsal desteğini koruduğunu gösteriyor. Ülkenin tamamen askeri güçle kontrol altına alınmasının ise uzun süreli bir iç savaşı tetikleyebileceğini ifade etti.
"Ekonomik ilişkiler siyasetten ayrılmaya çalışılıyor"
Maduro'nun yokluğunda siyasi dengelerin değişmeye başladığını belirten Rubio, milliyetçi iş çevreleriyle bağlantılı bazı muhalif isimlerin hükümete dahil edildiğini, yaptırımlar döneminde hükümetle iş birliği yapan iş insanlarının daha görünür hâle geldiğini söyledi.
Rubio, yaptırımların kısmen hafifletilmesini ülke için fırsat olarak değerlendirse de ABD'nin ekonomik vesayetinin devam ettiğini belirterek, "Şu anda herkes çok hassas bir denge kurmaya çalışıyor. En küçük hata Venezuela'yı askeri müdahaleye uğrayan diğer ülkelerin kaderine sürükleyebilir" dedi.
"Delcy Rodríguez teslim olmadı"
Rubio, Devlet Başkanı Delcy Rodríguez'in tutum değiştirdiği yönündeki değerlendirmelere de katılmadığını söyledi. Rodríguez'in yalnızca söylemini yumuşattığını savunan Rubio, Caracas'ın bombalanması ve Maduro'nun kaçırılmasının ardından hiçbir şey olmamış gibi davranılamayacağını belirtti.
Mevcut hükümetin temel önceliğinin Venezuela devletinin varlığını korumak olduğunu söyleyen Rubio, "Bugün öncelik ülkenin ayakta kalmasıdır" dedi.
Rubio şöyle konuştu: "Bugün sosyalizmden söz etmek ise bana göre anlamsız olur. Ülkenin varlığını, içeride bulunan emperyalist güçlere rağmen korumaya çalışırken bu koşullarda sosyalizm inşa etmekten bahsetmek halkı yanıltmak olur."
"Yargılamanın ertelenmesi Venezuela seçimleri için”
ABD'de Maduro hakkında açılan davanın 2027'ye ertelenmesini de değerlendiren Rubio, bunun hukuki değil siyasi bir karar olduğunu savundu. Rubio'ya göre henüz Maduro ve Cilia Flores'e yönelik suçlamalar kanıtlanabilmiş değil. Ayrıca davaya bakan hâkimin ilerleyen süreçte değişebileceği ihtimali de bulunuyor.
Erteleme kararının Venezuela'da yapılacak seçimlerle bağlantılı olduğunu savunan Rubio, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun bu süreçte hem Miami'deki hem de Venezuela'daki aşırı sağ çevreleri dengede tutmaya çalıştığını söyledi.
Gazeteci Rubio şöyle diyor: “Bir yıl seçimler için tanınan süre. Maduro mahkûm edilirse geri dönemeyeceği kabul edilerek seçimlere gidilecek. Bu Marco Rubio'nun siyasi hesabı."
"ABD kara altın madenini bırakmayacak"
Depremler sonrasında ABD'nin kontrolündeki petrol gelirleri konusundaki tartışmaların arttığını söyleyen Rubio, hükümetin yaptırımların etkilerini halka yeterince anlatamadığını söyledi.
Trump'ın Venezuela'nın büyük gelir elde ettiği yönündeki açıklamalarına tepki gösteren Rubio, petrol satışlarından elde edilen yaklaşık 13 milyar doların ABD'de tutulduğunu ve bu kaynağın nasıl kullanıldığının bilinmediğini ifade etti. Rubio'ya göre Venezuela toplumunda giderek güçlenen yeni talep ise petrol ve doğal kaynaklar üzerindeki ulusal egemenliğin yeniden sağlanması.
"ABD'nin izni olmadan hiçbir petrol tankeri Venezuela'ya giriş yapamıyor" diyen Rubio şöyle devam etti: "Bununla birlikte ülkede yeni bir söylem de gelişmeye başladı: Petrol ve diğer doğal kaynaklar üzerindeki ulusal denetimin yeniden kazanılması için siyasi mücadelenin örgütlenmesi gerektiği düşüncesi güçleniyor. Bu uzun soluklu bir mücadele olacak. Bence Trump görevden ayrılsa bile sonraki ABD yönetimleri de bu "kara altın" madenini kolay kolay bırakmayacaktır. Irak örneğinde olduğu gibi, işgalin üzerinden 23 yıl geçmiş olmasına rağmen ABD hâlâ petrol üzerindeki denetim mekanizmasını sürdürmektedir."
ABD savaşı Venezuela petrolüyle mi finanse ediyor?
Venezuela’nın petrolünün Ocak 2026’da ABD kontrolüne geçmesi ve gelirlerin nasıl kullanıldığının bilinmemesi bir başka tartışmayı da beraberinde getiriyor: ABD İran Savaşı’nı Venezuela petrolleriyle mi finanse ediyor?
ABD Başkanı Donald Trump Venezeula petrollerinden çok para kazandıklarını, elde edilen gelirlerin de Caracas’a düzenlenen operasyonun masraflarını “fazlasıyla” çıkarttığını söylemişti. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, İran savaşının maliyetinin 37,5 milyar dolara ulaştığını açıklamıştı. İngiliz Financial Times Gazetesi de ABD'nin Venezuela petrol satışlarından elde ettiği 13 milyar doları aşan gelirin nasıl kullanıldığına ilişkin belirsizliğin, Washington'da tartışmaları büyüttüğünü yazmıştı.
"ABD'nin yargı yetkisini tanımıyoruz"
Sosyalizm ve Özgürlük Partisi ile İşçilerin Uluslararası Birliği-Dördüncü Enternasyonal üyesi Miguel Ángel Hernández ise ABD'nin 3 Ocak'taki müdahalesini "emperyalist saldırı" olarak nitelendirdi.
Hernández, "Bu saldırıda yüzü aşkın kişi yaşamını yitirdi. Görevdeki devlet başkanı ve eşi kaçırıldı. Biz bunu açık biçimde kaçırma olarak değerlendiriyoruz" dedi.
ABD'nin Venezuela üzerindeki petrol denetiminin yalnızca Washington'un politikalarından kaynaklanmadığını savunan Hernández, bunun Delcy Rodríguez hükümetiyle yapılan anlaşmalar sayesinde sürdüğünü söyledi.
Petrol gelirleri ile İngiltere'de bloke edilen Venezuela altınlarının deprem mağdurları için kullanılmasını isteyen Hernández, yaptırımların kaldırılması ve petrol gelirlerinin yeniden Venezuela'nın kullanımına bırakılması çağrısında bulundu. Hernández, "Özellikle bugün geçici kamplarda yaşayan ve sayıları 20 bini aşan depremzedenin ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyor. Çünkü bu geçici kampların uzun yıllar kalıcı barınma alanlarına dönüşme riski bulunuyor. Bu kaynaklar, konutların yeniden inşasını sağlayacak kapsamlı bir yeniden yapılandırma planı için kullanılmalıdır."
Hernández ayrıca ABD mahkemelerinin Maduro, Cilia Flores ya da herhangi bir Venezuela vatandaşını yargılama yetkisini tanımadıklarını belirterek, bu yargılamayı meşrulaştıracak hiçbir hukuki gerekçeyi kabul etmediklerini söyledi.